06 Ekim 2017 Cuma 17:05
101 Okunma
‘Meşhed’de olanlar yakînimi güçlendirdi’

Şeyh Saduk, Uyun-u Ahbari’r-Rıza isimli eserinde şöyle anlatıyor:

Ebu Nasr Ahmed bin Hüseyin ed-Debbî ki ondan daha aşırı Ehl-i Beyt düşmanı (Nasibî) görmedim, salavatı şöyle söylerdi: “Allah’ın selamı sadece Muhammed’e olsun!” Onun Âl’ine (Ehl-i Beyt’ine) salavat göndermezdi.

İşte o şöyle diyor: “Halkın bazısı emanet verdiler. Ben de onu yere gömdüm ama daha sonra onları nereye gömdüğümü unuttum, şaşkın kalmıştım. Zamanı geldiğinde mal sahipleri istemek için geleceklerdi. Oysa ben onun yerini bilmiyordum. Mal sahipleri çaldım, götürmüşüm diye, bana ithamda bulunuyorlardı. Evden perişan, düşünceli bir halde dışarı çıktım, bir grubun Meşhed’e İmam Rıza (a.s)’ın ziyaretine gitmekte olduğunu gördüm. Ben de onlara katılıp Meşhed’e gittim. Ziyaret edip, Allah’tan emanetlerin yerini göstermesini istedim. Orada bir gece yatmış idim. Rüyamda birisi gelerek bana şöyle dedi: ‘Emaneti şu ve şu yerde defnettin.’ Ben de emanet sahibinin yanına gelerek rüyamda gördüğüm yeri ona gösterdim. Oysa ben rüyaya pek inanmazdım.”

Mal sahibi oraya gidip kazarak, malını çıkardı. Üzerinde sahibinin mührü bile vardı. Bundan sonra o şahıs, bu olayı her yerde söyler, onları Meşhed’e (orda olana selam olsun) ziyarete gitmeleri için teşvik ederdi.

Ebu’l-Abbas Ahmed bin Muhammed bin Ahmed bin Hüseyin el-Hekim (r.a.), diyor ki:

Merv’in hakimi olan Ebu Ali Amir bin Abdullah Biverdî’nin (ki o muhaddislerden idi) şöyle dediğini işittim: İmam Rıza (a.s)’ı ziyaret için, Meşhed’e gittim. Orada bir Türk gördüm, kubbenin içerisinde, İmam Rıza (a.s)’ın başucunda oturup ağlayarak Türkçe şöyle dua ediyordu: “Ey Rabbim! Eğer oğlum sağsa bizi birbirimize kavuştur, eğer ölmüşse bize haberini ver.”

Ben Türkçe bildiğimden yanına giderek, “Ey kardeşim! Sana ne oldu?” diye sordum.

O da şöyle cevap verdi: “Benim bir oğlum vardı. İshakâbad savaşında benimle beraberdi. Onu kaybettim ve şimdi varlığından haberdar değilim. Annesi onun için her zaman ağlıyor. İşte bu yüzden Allah’a burada dua edip yakarıyorum. Çünkü duanın burada (Meşhed’de) kabul olduğunu duydum.”

Onun haline acıdım, elinden tutup misafirim olması için dışarı çıkardım. Biz camiden çıktığımız zaman, uzun boylu bir gençle karşılaştık. Türk ziyaretçi onu görür görmez ona doğru koştu, kucaklayıp ağladı. Her ikisi de birbirlerini tanıdılar. İşte bu genç dua ettiği oğlu idi. O, Allah’tan İmam Rıza (a.s)’ın kabri yanında birbirlerine kavuşmalarını veya öldüğünün haberini bildirmesini istemişti.

Gençten buraya nasıl geldiğini sordum. Şöyle anlattı: “İshakâbad savaşından sonra Tebristan’a düştüm. Deylemlî denen biri beni büyüttü. Büyüdükten sonra baba ve annemi aramaya çıktım. Çünkü her ikisinden de hiçbir haberim yoktu. Meşhed’e gelmekte olan grupla yola çıkıp buraya geldim.”

Gencin babası şöyle dedi: “Meşhed’de olanlar yakînimi daha çok güçlendirdi. Hayatta olduğum müddetçe buradan (Meşhed’den) ayrılmayacağıma dair kendi kendime söz verdim.”

Evvel, ahir, zahir ve batın olan Allah’a hamd; Muhammed-i Mustafa (s.a.a)’e ve onun pak Ehl-i Beytine çokça salat ve selam ile...

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner122

banner121