27 Ağustos 2017 Pazar 16:31
206 Okunma
O, Allah’ın evi gibidir

(dünden devam…)

Şeyh Saduk, Uyun-u Ahbari’r-Rıza isimli eserinde şöyle anlatıyor:

Başka biri, “Eğer senin dediğin gibi Ali’nin imameti Allah tarafından ise ve itaati de vacip ise o halde neden peygamberlere (a.s) davet ve tebliğden başka bir şey caiz değildir de Ali’ye tebliği terk etmesi ve halkı kendisine itaate davet etmemesi caizdir?” diye sordu.

Memun: “Biz Ali’nin peygamber gibi tebliğe emredildiğini ve resul olduğunu düşünmüyoruz, onun Allah ile yarattıkları arasında bir alamet olarak kararlaştırıldığını savunuyoruz. Ona tâbi olan, itaat edici ve ona muhalefette bulunan, asi ve günahkâr sayılır. Eğer yardımcı bulsaydı cihad ederdi. Yardımcı bulamadıysa aşağılanmak onun değil, ona yardım etmeyenlerin suçudur. Zira onlar her halükârda ona itaat etmek mecburiyetindeydiler. Ali (a.s) ise yardımcı ve kuvveti olmadan cihad etmekle görevli değildi. O, Allah’ın evi gibidir; halk hac için ona gelmelidir. Bunu yaparlarsa üzerlerine vacip olanı yaparlar ama amel etmezlerse Allah’ın evi için hiçbir sorun yoktur.”

Kelam alimlerinden biri, “Eğer bir imamın olması ve ona itaatin vacip oluşu kaçınılmaz olursa onun başka biri değil de Ali (a.s) olması neden zarureten vaciptir?” dedi.

Memun: “Çünkü Allah-u Teala meçhul birinin itaatini vacip kılmaz. Zira, vacip imkânsız olmaz; halbuki meçhul imkânsızdır. Öyleyse Resul (s.a.a) mutlaka vacipleri halka bildirmeli ki, Allah ile kulları arasında mazereti ortadan kaldırmış olsun. Acaba Allah’ın halka bir ay oruç vacip kıldıktan sonra o orucun hangi ayda yerine getirileceğini veya onun nişanelerini bildirmediğini gördün mü? Böylece halk kendi akıllarıyla bu ayı bulmuş ve Allah’ın hangi ayı irade etmiş olduğunu anlamış olsunlar. Böyle de olunca artık halkın beyan edici bir resule ve resulün buyruklarını bildiren bir imama ihtiyacı kalmaz.”

Bir başkası dedi ki: “Ali’nin, Resûlullah (s.a.a)’in daveti sırasında baliğ olduğunu nasıl ispat edebilirsin? Halbuki halk, Ali’nin davet edildiği zaman çocuk olduğunu, mükellef erkeklerin yaşına ulaşmadığını düşünüyor.”

Memun: “Şöyle ispatlıyorum ki; eğer Resûlullah (s.a.a) Ali’yi davet etmek için görevlendirildiyse, o da ihtimal dahilinde teklife ulaşmış ve vacipleri yerine getirebilecek güçteydi. Ama Resûlullah (s.a.a) onu davet etmekle görevli değildiyse, Resûlullah (s.a.a) hakkında Allah’ın şu buyruğunu düşünmek gerekir: ‘Ve eğer Bize isnat ederek bazı laflar etseydi, elbette onu kudretimizle aldırtır, sonra da şahdamarını çeker koparırdık.’ (Hakka/44-46).

Binaenaleyh, (sizin sözünüzün doğru olduğunu varsayarsak) Resûlullah (s.a.a), Allah’ın, kullarına takat ve gücünü vermediği şeylerde onları mükellef kılmaya çalışıyor, demeliyiz. Bu da imkânsız ve muhal bir şeydir. İşte, hikmet sahibi biri böyle bir şeyi emretmez. Resul de böyle bir şeyi yapmaz. Allah-u Teala imkânsız bir şeyi emretmekten münezzehtir. Yine, Peygamber'in şânı, Allah’ın hikmetinde var olması imkânsız bir şeyi emretmekten yücedir.”

Söz buraya varınca muhaliflerin hepsi susup kaldılar.

(bu bahis devam edecek…)

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100