30 Aralık 2017 Cumartesi 01:20
Onlara karşı çıkan helâk olur

(dünden devam…)

Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’de buyuruyor ki: “Ve her şeyi açıklayasın diye sana kitabı indirdik.” (Nahl, 89).

Ve buyuruyor ki: “Kur’an’da hiçbir şeyi (açıklanmamış) bırakmadık.” (En’âm, 38).

Ve buyuruyor ki: “Ve her şeyi mübin imamda karar kıldık.” (Yasin, 12). “ “Her şeyi kitap olarak getirdik.” (Nebe, 29).

Ve buyuruyor ki: “De ki: Ben sadece bana vahyolunana itaat ederim.” (En’âm, 50).

Ve buyuruyor ki: “Ve onların arasında Allah’ın indirdikleriyle hükmet.” (Mâide, 49).

Öyleyse her kim -Allah; her şeyi açıklayasın diye buyurduğu halde- dünya ve âhiretle ilgili farz veya sünnet olan bir şeyin ve şeriat ehlinin muhtaç olduğu konuların Kur’an’da bulunmadığını söylerse Allah’ın sözünü kendisine geri döndürmüş, Allah’a iftira atmış ve onun kitabını anlayamayıp yalanlamış olur.

Keşke onlar kendilerini kandırmasalar da tâbi olduklarının, bunları Kur’an’da bulamadıklarını çünkü onların kendilerine ilim verilen Kur’an ehli olmadıklarını bilseydiler. Onlar Kur’an konusunda Allah ve Resûlünden hiçbir nasip alamamışlardır. Aksine yüce Allah Kur’an’ın bütün ilmini Resûlullah’ın Ehl-i Beyt’ine (aleyhisselam) vermiş, halkın onlara yönelmesini istemiş ve onların Kur’an’ın ilminin hazinesi, vârisleri ve tercümanları olduğunu defalarca vurgulamıştır.

Eğer onlar Allah’ın, “Eğer bilmediklerini Allah’ın Resulüne ve onlardandan emir sahiplerine sorsaydılar, ilmi onlardan olanlar mutlaka bilirlerdi” (Nisâ, 83) ve “Eğer bilmiyorsanız zikir ehline sorun” ayetlerine uysaydılar; Allah da onları hidayet nurûna ulaştırır, onlara bilmediklerini öğretir ve onların kıyas ve re’ye kaçmalarını da engellerdi. Böylece kulların amel ettikleri dinde ihtilâf olmazdı. Ama bunlar Resûlullah’a iftira atıp kıyasa O’nun izin verdiğini iddia ediyorlar. Kur’an-ı Kerim ise onları uyarıp şöylece men etmektedir:

“Eğer Allahtan başkasından olsaydı, onda birçok ihtilaflar bulurlardı.” (Nisâ, 82).

Ve buyuruyor ki: “Deliller geldikten sonra ihtilaf edip dağılanlar gibi olmayın.” (Âl-i İmran, 105).

Ve buyuruyor ki: “Sımsıkı sarılın ve ayrılmayın.” (Âl-i İmran, 103).

Allah’ın ihtilaf ve ayrılığı kınadığı ayetler hayli fazladır. Dinde ihtilâf ve ayrılık dalâlettir. Onlar ise bunu câiz bilip buna Resûlullah’ın izin verdiği iftirasını atıyorlar Allah ise buyuruyor ki:

“Ayrılıp ihtilâf edenler gibi olmayın.”

Bundan daha açık bir söz olur mu? Bu açıklamadan sonra halkın Allah karşısında mazeretleri olabilir mi? Kendi başımıza kalıp kıyas yapıp kendi reyimize dayanmaktan Allah’a sığınırız. Allah’ın bizleri hidayet ettiği bu yol da; Ehli Beyt yolunda sabit kılmasını niyaz ederiz.

Ve dinine irşad edip Ehl-i Beyt sevgisini nasip ettiği, onların emrettiğine uyup men ettiklerinden çekinmemize yardımcı olduğu için yüce Allah’a şükrediyor, bu konuda Ehl-i Beyt’ten vazgeçmeyeceğimizi ve onlarda asla şüphe etmediğimizi, onlardan öne geçmeyerek onlardan geride kalmayacağımızı tekrar vurguluyoruz. Şüphesiz onlardan öne geçen dinden çıkar, onlardan ayrılan boğulur, onlara karşı çıkan helâk olur, onlara uyan onlara katılır ve Resûlullah da böyle emretmiştir. (Gaybet-i Numanî, Şeyh Muhammed bin İbrahim-i Numanî).

OKAN EGESEL

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.