Bu haber kez okundu.

‘Onların yüreklerinde kin var’
Hz. Ali’nin çeşitli vesilelerle Muaviye’yi ikaz etmesine rağmen o Müslümanları İmam Ali’ye karşı isyana teşvik etti ve muvaffak da oldu. Buna karşılık Hz. Ali harekete karar verince valilerine, askerle kendisine ulaşmalarını, yerlerine de inandıkları, güvendikleri adamları bırakmalarını emretti.
Isfahan ve Hemedan’da vali bulunan Muhnef, kavminden iki kişiyi yerine bırakıp geldi. Basra Valisi Abbâs oğlu Abdullah’a gönderilen emirnâmede, “Olayı anlat, affımı hatırlat, cihada teşvik et, cihaddaki sevabı bildir, askerinle gel” diyordu.
Abdullah, mescitte mektubu okuyup dedi ki: “Ey insanlar, İmamımızın emrine uyup yürüyün. Allah yolunda mallarınızla, canlarınızla savaşın. Bilin ki gerçekten ayrılanlarla savaşacaksınız. Doğruluğu emreden, kötülükten nehyeden ve Peygamberinizin amcasının oğlu olup gerçekle hükmeyleyen, hiçbir kötü kişiye karşı müdâhenede bulunmayan, Allah yolunda kınanmadan korkmayan İmama uyacak, Kitabın hükmünü bilmeyenlere karşı duracaksınız.”
Kays oglu Ahnef, yerinden kalkıp, “Evet, and olsun Allah’a, emrine icabet edeceğiz ve seninle beraber hareket edip güçlükte, kolaylıkta, iyilikte, kötülükte ona uyacağız ve bu hareketimizle de hayır işlemiş olacağız. Allah’tan pek büyük bir sevap umacağız” dedi.
Mercûmoğlu Amr, “Allah Mü’minlerin Emirine başarılar versin ve onun çevresinde, Müslümanları birleştirsin, gerçekten ayrılanlara lânet olsun. And olsun Allah’a onlarla savaşacağız” dedi.
Halk emre uydu. Abdullah, Ebu’l-Esvedü’d-Düeli’yi yerine bıraktı, ordusuyla hareket edip Nuhayle’ye geldi.
Hz. Ali, Nuhayle’ye, hicretin otuz altıncı yılının Ramazan ayı sonlarında yahut Şevval’in ilk günü gelmişti.
Ordu toplandıktan sonra Hz. Ali’nin adamlarından Nadr oğlu Ziyâd, yanında bulunan Budeyl oğlu Abdullah’a, “Bugünümüz öyle bir gün ki yüreği sağlam, niyeti gerçek olandan başka kimsecikler böyle bir güne dayanamaz. And olsun Allah’a, sanıyorum ki bizden de ancak işe yaramaz kişiler kalacak, onlardan da” demişti.
Abdullah, “Vallahi, ben de öyle sanıyorum” demişti.
Bu sözleri duyan Hz. Ali, “Bu söz, hüzne düşenlerin sözü. Böyle şeyler söylemeyin, bu sözünüzü kimse duymasın. Allah kimi kulunun öldürülmesini, kimi kulunun da eceliyle ölmesini takdir etmiştir. Her gelen musibet Allah’ın takdiriyle gelir. Ne mutlu Allah yolunda savaşanlara ve ona itaat ederek şehid olanlara” dedi.
Utbe oğlu Hâşim bu sözü duyunca dedi ki: “Ey Mü’minlerin Emiri, şu kalpleri körleşip kararan, katılaşıp taş kesilen, şu Allah Kitabını ardına atan, Allah’ın kullarına kötülüklerde bulunan, haram ettiğini helal sayan, helal ettiğini haram yapan kavme karşı yürüyelim. Şeytan onlara sahip olmuş, saçma vaadlerde bulunmuş, olmayacak isteklere salmış onları. Böyle böyle de onları doğru yoldan saptırdı, kötülüğe sevk etti. Dünyayı onlara sevdirdi. Onlar dünyayı elde etmek için savaşıyorlar, biz ise âhiret için savaşıyoruz.
Ey Mü’minler Emiri, sen insanların Rasûlullah’a en yakın olanısın, Müslümanlıkta en üstünüsün, ilk Müslüman olansın. Biz bunu nasıl biliyorsak onlar da biliyorlar. Fakat yüreklerinde kin var, zalim bir kavim onlar. Ellerimiz, emrine karşı muti, kalplerimiz öğütlerinle ferah, yüreğimiz nurunla aydın. Sana karşı durana karşı duracağız. And olsun Allah’a, senin bir düşmanına dost olsam yahut bir dostuna düşmanlık etsem de bütün dünya benim olsa razı değilim, böyle bir şey istemem.”
Hz. Ali bu sözlere pek memnun oldu, “Allah’ım, Sen buna, yolunda şehid olmayı, Peygamberine arkadaş olmayı nasib et” buyurdu.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100