Bu haber kez okundu.

‘Onun korkuttuğu azaba duçar olursunuz’
 Şam–Medine seferi, Hz. Ebuzer’in beden gücünü elinden almış ve incitmişti. Ama ne Medine–Şam, ne de Şam–Medine seferleri onun ruhunu hiç bir şekilde etkileyememişti. Yine, adaletsizlik ve Beytü’l–malı dağıtanlara karşı mücadelesinde en küçük taviz bile vermiyordu.
Ebuzer’in Medine’ye geldiği ilk günlerde, Osman’ın toplantısında hazır bulunduğu bir sırada Abdurrahman b. Avf’ın malını, paylaştırmak amacıyla halifenin yanına getirmişlerdi. Ondan o kadar servet kalmıştı ki altın ve gümüş keselerini Osman’ın önüne yığdıklarında, Osman karşısındakini göremiyordu.
Osman, Abdurrahman’ın ölümüne üzülerek şöyle dedi: “Onun için ümitliyim. Çünkü misafirperver ve fakir fukaraya yardım eden birisiydi.”
Kâ’bu’l–Ahbar devamlı olarak halifenin sözlerini, kayıtsız şartsız tasdik ediyordu. Bu defa yine halifenin sözlerini tasdik etti.
Bu sahne Ebuzer’i üzdü. Son derece yorgun ve bitkin olmasına rağmen, ayağa kalkıp asasını aldı ve Kâ’b’ın başına vurarak şöyle dedi: “Yahudi tohumu! Bu kadar mal bırakan birinin hakkında ümitli olduğunu ve Allah ona her iki dünyanın saadetini verdi diyorsun ha! Ben Resûlullah’ın (s.a.a) şöyle buyurduğunu duydum: Ölümümde bir kırat dahi mal kalmasını istemem.”
Osman, Hz. Ebuzer’i korkutmak için şöyle dedi: “Sen neden halkı, benim aleyhime kışkırtarak asayişi bozuyorsun?”
Hz. Ebuzer, “Ben, seni ve arkadaşını (Muaviye’yi) bilgilendirdim. Ama benim nasihatlarıma uyacağınıza hile ile geldiniz” dedi.
“Yalan söylüyorsun; sen asayişi bozuyorsun. Şam halkını bana karşı kışkırtıyorsun.” (Resûlullah’ın, ‘Gökyüzü altında ve yeryüzü üzerinde Ebuzer’den daha doğru konuşan birisi yoktur’ sözüne mazhar olmuş Ebuzer’e halifenin söylediğine bakın!)
O anda Hz. Ebuzer, art niyetli olmadığını, kendi şahsiyetini ve hakikat peşinde olduğunu belirten tarihi bir söz söyledi: “Ebu Bekir ve Ömer’in yolundan git de sana itiraz etmesinler. Yani ben maceracı değilim. Eğer böyle olsaydım onların hilafeti döneminde de onlarla muhalefet ederdim. Çünkü sizin üçünüzün de halifeliği aynı şekildedir. Ama sen, hak ve adalet sınırını aşmışsın. Onun için ben, seninle mücadele etmeyi kendime vazife bildim. Eğer sen, önceki iki halife gibi yapsan seninle de muhalefet etmem.”
Osman, Ebuzer’in mantıklı sözü karşısında mat olduğu için şöyle dedi: “Senin bunlarla ne işin var?!”
Ebuzer, şöyle cevap verdi: “Ben, Emr–i bi’l–ma’ruf ve nehy–i ani’l–münker yapmakla görevliyim.”
Osman, Ebuzer’in karşısında bir şey yapamıyordu. Mecliste hazır bulunanlara dönüp şöyle dedi: “Size göre ben bu adama ne yapmalıyım? Acaba ona kırbaç mı vurdurayım, hapse mi tıkayayım, öldüreyim mi, yoksa İslam devletinden sürgün mü edeyim? Çünkü o, Müslümanların arasına ihtilaf sokuyor!”
Bu sırada mecliste hazır bulunanlardan Ali (a.s), yumuşaklıkla ve mantıkla söze girerek şöyle buyurdular: “Benim bu konudaki görüşüm Âl–i Fır’avn içerisinde bulunan Mü’min’in görüşüdür. (Kur’an’da da nakledildiği üzere). O Hz. Musa hakkında Fır’avn ve adamlarına şöyle dedi: “Eğer doğru söylüyorsa kabul edin, yalan söylüyorsa kendisinindir. Yoksa onun korkuttuğu azaba duçar olursunuz!” (Mü’min, 28).”
Emirü’l–Mü’minin (a.s), bu ilahi mantıkla mecliste hazır bulunanları etkiledi ve bir defa daha Hz. Ebuzer’i, Osman’ın hilesinden alıkoydu.
Osman, Hz. Ali’nin (a.s) sözlerine kızdı ve ikisi arasında tartışma oldu. Ama sonunda o toplantıdan kendi faydasına bir netice alamadı. Sadece Ebuzer’le konuşmayı herkese yasakladı.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.