Bu haber kez okundu.

Sen Arab’ın en kötüsüsün’
Fırat'ın Hz. Ali tarafından zaptı, Muaviye’yi pek üzdü. Amr da, “Beni dinlemedin, bu olmayacak işi yaptın. Ali de dün ona yaptığını bugün sana yaparsa ne yaparsın” deyip onu büsbütün kederlendirdi. Muaviye, “Geçen geçti, bırak bu sözü, yalnız ne dersin, Ali bize su verir mi acaba” dedi. Amr, bu soruyu, “Senin helal gördüğünü Ali helâl görmez” sözüyle cevaplandırdı.

Eş'as, Hz. Ali'nin huzuruna gelip, “Ey Mü'minlerin Emiri, Allah'ın lutfuyla üst olduk, nehri zaptettik” dedi.

Hz. Ali, bu müjdeyi alır almaz Muaviye’ye birisini gönderdi, “Ben senin yaptığını yapmam. Su herkese mubahtır, siz de, biz de suya muhtacız, bu ihtiyaçta biriniz gelin, istediğiniz kadar su alın” diye haber yolladı.

Muaviye’nin erleri gelip bol bol ve istedikleri kadar su almaya başladılar. (Bu bahiste adları geçen Şebes'le Eş'as, sonradan Hâricilere katılmışlar, Eş'as, Hz. Ali’nin şehadetinde de rol almıştır. Tenkıyh'ul-Makaal'e de bk. c.l, s.149; c. 2, s.80).

Hz. Ali, bu zaferden sonra iki gün bekledi. Muaviye’den ne bir elçi geldi, ne bir haber. Bunun üzerine Muhsin el-Ensari oğlu Amr'ın oğlu Beşir'i, Kays el-Hemdani oğlu Said'i ve Şebes'i çağırarak, “Gidin, bu adamı ulu ve üstün Allah'a itaate, birliğe, Allah'ın emrine uymaya dâvet edin” dedi. Hz. Ali'nin emri üzerine Muaviye’ye gittiler. Önce Beşir söze başladı. Allah'a hamd ettikten sonra dedi ki: “Ey Muâviye, dünya geçicidir, Allah yaptıklarına göre mücazat ve mükâfat verecektir. Allah'a and veriyorum sana, şu ümmetin arasını açma, kanını dökme.”

Muâviye, Beşir'in sözünü keserek, “Bu sözleri, emirine de söyledin mi?” dedi. Beşir, “Allah Allah” dedi, “Emirim senin eşitin değil ki. O, bütün insanlar için üstünlük, din, Müslümanlıktaki kıdem, Peygamber'e yakınlık bakımından halifeliğe en lâyık olan insan.” Muaviye, “Peki, ne diyorsun bana, söyle sözünü” dedi. Beşir, “Seni Rabbinden korkup çekinmeye, Ali'ye itaate davet ediyorum. Bil ki bu, din bakımından daha hayırlıdır” dedi. Muaviye, “Osman'ın kanı dururken ona itaat edeyim öyle mi, Allah'a and olsun, buna imkân yok” dedi.

Said söze başlamışken Şebes sözünü keserek Allah’a hamd etti, “Ey Muaviye” dedi, “Senin ne istediğin gizli değil bize. Sen ancak kendi hevâna uymuşsun. Halka, imamınız mazlum olarak öldürüldü, haydi kanını isteyelim diye bir velveledir saldın, aşağılık kişiler de sana uydular, işi bu hale getirdin. Halbuki ona yardım etmedin, halifeliği elde etmek için öldürülmesini istedin. Zaten sen Arab’ın en kötüsüsün. Allah'tan kork da halifelik hususunda, ona ehil olanla çekişmeye kalkma.”

Muaviye, bu sözlere pek kızdı. “Zaten senin aklı az, hilmi kıt bir adam olduğunu, soyca-boyca şerefli olan ve söz bakımından da kavminin ileride geleni bulunan şu arkadaşının sözünü kesmenden anladım. Ne dediysen yalan. Çıkın, benim yanımdan, gidin; aramızda kılıçtan başka bir şey yok” dedi.

Gidenler geri gelip Hz. Ali'ye Muaviye’nin inadını, ısrarını haber verdiler. Bunun üzerine savaş başladı, ancak iki ordu, birden, birbirine hücum etmedi. Her gün iki taraftan erler meydana çıkıyor, savaşıyorlardı.

Hz. Ali tarafından Şebes, Muammer oğlu Hâlid, Nadr'ül-Hârisi oğlu Ziyâd, Ca'fer'ül-Kindi oğlu Ziyâd, Kays'ül Hemdâni oğlu Said, Kays'al-Riyahi oğlu Mı'kal Ubade oğlu Sa'din oğlu Kays ve Malik'ül-Eşter çıkıyor, Muaviye tarafından da Velid oğlu Halid'in oğlu Abdurrahman, Ebu’l-A’ver, Mesleme oğlu Habib, Zü'l-Kela oğlu Ömer oğlu Ubeydullah, Şurhabil, Hamza çıkıyor, birbirleriyle savaşıyorlardı. En fazla çıkan ve savaşan da Eşter'di.

 

 

Okan Egesel

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100