02 Ocak 2016 Cumartesi 17:33
818 Okunma
‘Zalimlerle savaşmak Resûlullah’ın emridir’
Muaviye, Hz. Ali’nin bütün ikazlarına rağmen Müslümanları Hz. Ali’ye karşı savaşa sürüklüyordu.
Hz. Ali, halkı mescide toplayıp minbere çıktı, bir hutbe okudu, dedi ki:
“Bilin ki Allah, Müslümanlığın iplerini sağlam, binasını kuvvetli bir halde yaratmıştır. Biz, nefsine zulmedenlere karşı, Allah izin verirse, hareket edeceğiz. Onlar, kendilerinin olmayan bir şeyi istiyorlar, elde edemeyecekleri bir şeyi elde etmek hevesine düşmüşler.
Muaviye ve askeri, isyan etmiş, azmış bir bölük, onları şeytan sevk etmede, azdırmada.
İşe iyi sarılmanızı, Allah yolunda savaşmanızı, Allah izin verirse tezce üst olmayı Allah’tan beklemenizi emrediyorum.”
Bundan sonra oğlu Hz. Hasan kalktı, “Allah, size o kadar nimetler vermiştir ki sayısı yoktur, ne övülebilir, ne anlatılabilir. Bilin ki bir topluluk, aynı fikirde, aynı dilekte birleşti mi işler kuvvetlenir, bağları sağlamlaştırır. Düşmanınız Muaviye’ye ve ordusuna karşı koyun, savaşın. Zayıf olmayın. Manevi zayıflık kalplerdeki niyeti bozar, kudreti kırar, kılıçlara karşı koymak, göğüs germek, kudrettir, kurtuluştur. Dayanan topluluğu Allah yüceltir, aşağılık bir hâle gelmekten korur, doğru yola sevk eder” buyurdu.
Hz. Hasan’dan sonra kardeşi Hz. Hüseyin kalktı, “Ey Kûfeliler, siz büyük, iyi dostlarsınız. Dininizin esaslarını diriltin. Düşmanlarınızla savaşın. Savaş acıdır fakat üst olmak tatlıdır. Savaşta dayanan yücelir, Allah sizin savaşınızla Müslümanların birliğini sağlayacaktır.”
Bu sözler, orduyu galeyana getirdi. Herkes savaşa hazırlandı. Ancak bazı kimseler, tereddüde düşmüşlerdi.
Sahâbeden Mes’ud oğlu Abdullah’la içlerinde Ubeydetü’s-Selmani’nin de bulunduğu adamları, Hz. Aliye gelip, “Ey Mü’minler Emiri, biz de seninle beraber hareket edeceğiz fakat orduna katılmayacağımız gibi başka bir kimseye de tâbi olmayacağız. Bir yana çekilip gideceğiz. Helâl olmayan bir şeyi hangi taraf yaparsa yahut hangi tarafın gerçekten ayrıldığı bizce kesin olarak bilinirse o vakit o tarafın aleyhine yürüyeceğiz” dediler.
Gene Mes’ud oğlu Abdullah’ın adamlarından Has’am oğlu Rabi, Hz. Ali’ye gelip, “Ey Mü’minlerin Emiri, senin üstünlüğünü bilmekle beraber bu savaşa girişmenin, namaz kılanlarla muharebe etmenin helal olup olmadığında şüphemiz var. Senin de, bizim de, bütün Müslümanların da sınırlarda askere ihtiyacı var; bizi sınırlara gönder, oralarda kefirlerle, müşriklerle savaşalım” dedi.
Hz. Ali, bunların savaşa girmelerinde ısrar etmedi, dileklerini kabul etti. Has’am oğlu Rabi’a bir sancak verdi. Rey taraflarına gönderdi. Kûfe’den gönderilen ilk ordu buydu, verilen ilk sancaktı. Bunlar dört yüz kişiydiler.
Merret’ül-Hemdâni ile Mesruk da gelip Beyt’ül-mâlden paylarını alıp Hz. Ali’ye vidâ’ ederek Rebi’le beraber gittiler.
Hz. Ali, Bâhile boyuna da “Biliyorum, siz de beni sevmezsiniz, ben de sizi sevmem. Allah için hemen payınıza düşeni alın, Deylem taraflarına gidin” dedi.
Bu emir üzerine onlar da paylarını aldılar, Deylem sınırlarına gittiler.
Bu sırada bazı kimseler, Hz. Ali ile beraber bulunan Ebû Eyyûb el-Ensâri’ye, “Sen Resûlullah ile beraber müşriklerle savaştın. Şimdi Müslümanlarla savaşmak için buraya geldin, bu ne iş” dediler. Ebû Eyyûb el-Ensâri, “Ahdini bozan, zulmeden, doğru yoldan çıkan, topluluktan ayrılan zâlimlerle savaşmamı bizzat Resûlullah bana emretti” diye cevap verip bunları kovdu.
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100