29 Ağustos 2002 Perşembe 00:00
139 Okunma
AB'nin ikiyüzlü tavrı
Hüseyin KİBARLI / ARKA PLAN

AB üyesi İspanya, ülkesindeki terör faaliyetlerine karışan örgütlerin siyasî kanadını kapatma kararını alabilecek bir anasayal düzenlemeye geçti. Avrupa Parlamentosu ise, bu kararın İspanya'nın içişlerini ilgilendirdiğini belirterek, İspanya'nın tercihidir yorumunu yapmakla yetindi.

Türkiye'nin yıllarca mücadele ettiği terör belası ile ilgili olarak, terörist başına "Bay" hitabıyla övgülerde bulunan ve bu haklı mücadelemizde bizi insan haklarını ihlal etmekle defaatle suçlayan AB'nin İspanya olayındaki tutumu, AB'nin Türkiye'ye yaklaşımının ve iki yanlı tutumunun bir göstergesidir.

Ülkemizden çok daha basit düzeyde bir terör tehlikesiyle karşı karşıya olan İspanya, demokratik sistemin vazgeçilmezi olan bir siyasî partiyi, demokrasinin geleceği açısından tehdit taşıdığı gerekçesiyle kapatabileceğine dair anayasal bir düzenlemeye gitmektedir. Bu durum AB'ce insan hakları ihlali olmamakta, 30 bin şehidimize mal olan haklı davamızda toprak bütünlüğümüz~|~ü korumak maksadıyla yaptığımız girişimler uluslararası hukuk açısından yasadışı görülmektedir.

Bu ve benzeri eşitlik ve tarafsızlık ilkesinden uzak tutumlar Avrupa ve AB için yeni değildir.

İzlenen bu politika Batı'nın yüzyıllardır Türkiye'ye bakışının ve üzerindeki hesaplarının bir neticesidir.

Türkiye aslında AB'ye alınmayacaktır.

AB'den sorumlu Başbakan Yardımcımızın Lüksemburg zirvesinden sonra ifade ettiği gibi, "Ne yaparsak yapalım, AB bizi üye yapmayacaktır. Çünkü biz Müslümanız".

Bu konuda birlik üyesi ülkelerin temsilcilerinin de açık itirafı mevcuttur.

Fransa eski Cumhurbaşkanı, şimdiki AB Konvansiyonunun Başkanı Giscard d'Estaing, Türkiye'nin aday üyeliğinin ne anlama geldiğini şöyle açıklıyordu:

"Türkiye'ye gerçek durum söylenmiyor.

Türkiye'nin adaylığını kabul edelim diyenlerin gerçek eğilimi, Türkiye'nin AB'ye asla üye olamayacağı yönündedir".

AB'nin bize bakışı budur. Başka birliklere yönelmesi engellenmek maksadıyla üye yapılacak intibaı verilse de, bu tutum sadece istenilen tavizlerin alınması maksadıyladır.

3 Ağustos tarihinde TBMM'nin yoğun bir çalışma temposuyla çıkardığı uyum yasa paketinde bütünlüğümüzü ciddi tehdit altına alan düzenlemelerin olmasına rağmen yeterli görülmemesi ve daha fazla tavizlerin talep edilmesi bunun göstergesidir.

Eğer AB'nin bizi üye yapma niyeti olsaydı, bu durum 40 yıllık sevdamızda çoktan gerçekleştirilirdi.

İnsan hakları, demokratik sistemin uygulanması ve serbest seçimlerin hayata geçirilmesinde birçok aday ülkeden daha iyi noktada olan Türkiye çoktan üye kabul edilmeliydi.

Siyasi kariyerini AB'ye üyeliğe bağlayan siyasi iradenin bu gerçeği artık idrak etmesi gerekmektedir.

16 Ekim'de Türkiye ile ilgili ilerleme raporunun yayınlanmasını bekleyen zihniyet artık bu rüyadan uyanmalıdır.

Gerçekler gün ışığı kadar açıktır.

AB'nin tek çözüm olmadığı hakikati fark edilmeli, liderlik yapacağımız farklı birliklere yönelecek projeler hayata geçirilmelidir.
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100