23 Haziran 2009 Salı 00:00
328 Okunma
Dış siyasetimiz ABD'ye, iç siyasetimiz AB'ye havale edilmiştir
Bugün, dış siyasetimiz ABD'ye; iç siyasetimiz AB'ye; ekonomimiz IMF'ye teslim edilmiş vaziyettedir. ~|~

 

Bunların yanı sıra, milletimizin kimliğinden ve değerlerinden uzaklaştırıldığı, çok ciddi misyonerlik çalışmalarıyla sömürgecilerin dayattığı esaret politikalarına milli tepki vermeyecek derecede milli ve manevi duyarlılıktan yoksun "mandacı insan modeli" oluşturulmaya çalışıldığı bir vakıadır; bu sebeple, dış kaynaklı ve dış güdümlü politikalar, Türkiye'de çok rahatlıkla uygulanmaktadır.

Dış politikada yaptıklarımız milli çıkarlarımıza uygun değil
Her sahada "tam bağımsızlık" esasına dayalı Milli Devlet anlayışı hayata geçirilmeden, bu badirelerin aşılmasına imkân yoktur. AB sürecinde ve ABD'nin Irak işgalinde izlediğimiz dış politika, asla milli çıkarlarımıza uygun değildir. Zira ABD Başkanı, bizzat işgal için "yıllarca sürecek bir Haçlı seferi" nitelemesi yaparak, işgalin arka planını açıkça ortaya koymuştur.

Türk milleti ilk defa haçlı saflarında yer aldı
Ne hazin bir tecellidir ki, tarihte ilk defa Türk milleti, siyasilerin "stratejik ortaklık" misyonuyla Haçlı saflarında yer almıştır. Hatta Dışişleri Bakanı açıkça, "Biz bu savaşta ittifakın bir parçasıyız" demiştir. Böylesi bir Haçlı işgalinde, Türkiye'nin K. Irak'ta savaş sebebi kabul ettiği "kırmızı çizgiler"i yok sayılmış; Musul ve Kerkük Peşmergelere terk edilmiş, askerlerimizin başına çuval geçirilmiştir.

Atatürk'ün dış politika anlayışı terkedildi
Oysa yıllar önce Japon Profesör Yuzo Nagata şunları söylemekteydi: "Atatürk'le tanışan Japon diplomatların ona duyduğu hayranlık, Japonya'nın o dönemdeki politikalarını derinden etkiledi. O zamanlar şu sözler çok söyleniyordu: Asya'nın doğusunda Japonlar, batısında Türkler en güçlü olacak. Ortada el sıkışacağız gibi...". Atatürk'ten sonra dış siyasette milli çıkarları esas alan anlayışlar terk edildiği için, maalesef bu görüş gerçekleşmedi. Ülkemizin sınırları dâhilinde birliği, beraberliği, iktisadi kalkınmayı ve sosyal adaleti tesis ettikten sonra, dünya barışına katkıda bulunmak, dünya dengelerinde söz sahibi olmak, "uydu devlet değil, lider ülke" olabilmek, dış politika anlayışımızın temelidir.


SOSYAL DEVLET - MİLLİ DEVLET  /
Prof. Dr. Haydar Baş'ın kaleminden


SOSYAL DEVLET - MİLLİ DEVLET İÇİN NE DEDİLER

Prof. Dr. Hidayet Sarı / İstanbul Üniversitesi
Milli Devlet, güçlü devlet ve güçlü orduyu savunur
Küreselleşme, devletin kurumlarının (KİT), madenler, yer altı ve yerüstü zenginliklerin özelleştirilmesini, küresel sermayeye satılmasını ister. Milli Devlet, devletin kurumlarının (KİT), madenlerin, yer altı ve yerüstü zenginliklerinin % 51'i devlette kalmak kaydı şartıyla, % 49'nun sadece kendi milletine ait özelleştirme şeklinde kabul eder. Yabancıya satışı kesinlikle kabul etmez. Şehit Canı, şehit kanıyla alınan topraklar parayla yabancıya satılamaz. Küreselleşme, devletlerin ve ordularının zayıflatılmasını ister ancak kendisi en güçlü orduya sahiptir. Milli Devlet, güçlü devlet, güçlü orduyu savunur. Bu sayede bağımsızlığın korunacağına inanır. Küreselleşme, başka ülkelerin dış politikalarının kendi çıkarları doğrultusunda oluşturulmasını istemez. Milli Devlet, ülkelerin çıkarlarına karşılık (mütekabiliyet)  esasına göre dış ilişkileri kabul eder. Bu yönden dış müdahaleyi kabul etmez. Küreselleşme, kendine hizmet edecek beyin göçünü teşvik eder. Milli Devlet, beyinlerin kendi ülkesine hizmet etmesini hedefler. Bunun için araştırma geliştirme ve teşvikler sağlar.

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100