27 Mayıs 2008 Salı 00:00
218 Okunma
MEM, insanı, taşıdığı en temel duygularla kabul etmektedir
Daha çocuk yaşta iken ortaya çıkan bir duygu da sahiplenme duygusudur. Özel mülkiyet insanın doğasına uygun olup Milli Ekonomi Modeli'nin unsurları arasında yer alır. Aksini kabul eden Marksist anlayışlar bu konuda insanın doğasına aykırı davranmışlardır. ~|~



Burada yapılması gereken ne komünizm gibi bir insanın doğasında doğduğu günden beri var olan sahiplenme gibi duyguları reddetmek, ne de insanı topluma faydasız bir kulvarda tutmaktır. Milli Ekonomi Modeli insanı, taşıdığı en temel duygularla kabul etmekte ve bu duygulardan kaynaklanan tercihlerini hem kendi, hem de toplum yararına kanalize etmektedir.


Yine, bir önemli konu da insanların ekonomik olaylar karşısında tercihlerinin her zaman rasyonel olamayacağı noktasıdır. Çünkü insanın davranışlarına yön veren aklı değil, taşıdığı duygularıdır.
Mesela, sağlığımıza zararlı olduğunu bildiğimiz halde, sigara, alkol veya bağımlılık yapan maddelerin kullanımından vazgeçemeyiz. Veya fiyatı daha ucuz olsa bile domuz etinin Müslüman bir toplumda satılamayacağının, insanların hiçbir karşılık beklemeden bir başkasına bulunacağı yardımın mantıksal değil, duygusal ve ahlâkî bir izahı vardır.

Hem bireyler, hem de bireylerden oluşan toplumlar olaylara yaklaşırken akılları ile değil taşıdıkları duygular ile yaklaşırlar. Duygular ile gösterilen yaklaşımlar bazen gerçeklerle örtüşebilir, bazen de tam tersi olabilir.


Milli Ekonomi Modeli'nin sahibi /
BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş


MİLLİ EKONOMİ MODELİ İÇİN NE DEDİLER:
Prof.Dr. jyri KADAK Talin Üniversitesi, Estonya

İnsan merkezli model
Son dönemde Sosyal adalet kavramını ekonomi biliminde nerdeyse yitirdik. Şu an Milli Ekonomi Modeli'nin bize sunduğu bu fırsat, bu kavramı tekrar hayat geçirmek, hatta tartışmak için tam bir fırsattır. Yer altı kaynaklarının, hatta insan emeğinin rahatça sömürüldüğü ve bunun gelişmiş ve önde gelen ülkelerde sınırsızca yapıldığı bir dünyayla karşı karşıyayız. Şu an dünyada kâr ve sermayenin, savunmasız fakir insanları ve onlara ait yer altı kaynaklarını sömürmesinin önünde her hangi engel yok. Prof. Dr. Haydar Baş'ın kitabında dikkat çektiği üzere, bugüne kadarki sistemler, insanı arka plana iten ve insan merkezli bakmayan üretime odaklandığı için, tüketici olarak da ekonomik faaliyetlerde son derece önemli bir fonksiyonu yerine getiren insanı da ikinci plana iten bir anlayışın neticelerini yaşıyoruz. İnsan nerdeyse dünyada önemsiz bir varlık noktasına kadar itilmek durumuna gelmişti bu modelin sunulmasından önce. Bu sorunlar, bizzat insan varlığının yok edilmesi, dünya üzerindeki insan varlığının ortadan kalkmasına ilişkin bir meselesidir. Çünkü makinalar değil, insanlar çevreye ihtiyaç duyarlar. Dolayısıyla insana asla yer vermeyen kapitalist model değil; bütün yapısını insan çevresi ve ekseninde oluşturan Milli Ekonomi Modeli bu sorunları ancak çözebilecektir.

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100