24 Ekim 2009 Cumartesi 00:00
208 Okunma
Stoklardaki artış tüketim yapılamadığını gösterir
Eğer yapılan üretime mukabil her dönem stoklarda bir artış varsa piyasalarda yeterli tüketimin olmadığı tespit edilebileceği gibi, bunun tersi olan stok azalmalarında ekonominin talep enflasyonuna girme eğiliminde olduğu tespit edilir. ~|~

 

Oysa günümüzde harcamalar yönlü yapılan hesaplamalarda stok artışları da hesaba dâhil edilmektedir.
GSMH hesaplamaları üç yönlü yapılmaktadır. Üretim, harcama ve gelir yönlü hesaplamalardan elde edilen sonuçlar birbirine eşitleniyor. Birazdan izah edeceğimiz sebeplerden dolayı üç ayrı şekilde yapılan hesaplamaların birbirine eşitlenmesi doğru değildir.
Kapitalist anlayışlar üretim faktörlerine yapılan harcamalardan elde edilen gelirin, elde edilen değere eşit olduğu yanılgısında olduğu için Üretim=gelir=tüketim eşitliği kurulmuştur(5).
Para ve üretim bahsinde açıkladığımız üzere gerçekte üretim elde edilen gelirden büyüktür. Gelir ise tüketimden büyük eşittir.
Olması gereken deplem
Olması gereken eşitlik aşağıdaki gibidir:
Üretim> Gelir >= Tüketim
Üretimden elde edilen gelirin, elde edilen üretime eş olması mümkün olmadığı gibi, elde edilen gelirin çok özel şartlarda tamamı tüketime aktarılacaktır.
Kapitalist anlayışlarda üretim yönlü yapılan hesaplamaların harcamalar ve gelir yönlü yapılan hesaplamalara eşit olduğunu var saydığımızda ekonominin tam istihdam düzeyinde dengede olması gerekmektedir. Çünkü üretilen kadar tüketim olmakta, elde edilen gelir kadar da tüketim olmaktadır. Böyle bir tablonun kapitalist modeller ile yakalanması mümkün değildir. Ekonomi ile ilgili rakamlar böyle bir tablonun kapitalist modellerin uygulandığı son 150 yıldır yaşanmadığını göstermektedir.
Esasında harcamalar ile üretim arasında böyle bir eşitliğin olmadığı yapılan GSMH hesaplamalarında hemen belli olmaktadır. Harcamalar yönlü yapılan hesaplamalarda stok değişiklikleri de harcamalara dahil edilmektedir.
Aksi takdirde üretim yönlü hesaplamalar harcamalar yönlü yapılan hesaplamalardan büyük olacaktır.
Örneğin; 2003 yılı üretim ve harcamalar yönüyle hesaplanan GSYİH (cari fiyatlarla)
359.762.925.944  TL
2003 yılında harcamalar yönlü GSYİH' ya eklenen stok artışı 26.328.923.634 TL ( % 7. 3)
2004 yılı üretim ve harcamalar yönüyle yapılan GSYİH (cari fiyatlarla) 430.511.476.968 TL
2004 yılında harcamalar yönlü GSYİH'ya eklenen stok artışı (cari fiyatlarla) 33.973.662.533 TL ( % 8).
Ayrıca yatırımların tasarruflara eşitlenmesi Milli Ekonomi Modeli'nde kabul edilmemektedir. Yatırımların kaynağı sadece yapılan tasarruflar olamayacağı gibi her tasarrufun yatırıma aktarılması da mümkün değildir. Yatırımlar modelimizde maliyetsiz para ile yani emisyon ile destekleneceği için büyüyen ekonomilerde yatırımlar tasarruflardan büyük olacaktır.

Milli Ekonomi Modeli'nin sahibi /
BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş


MİLLİ EKONOMİ MODELİ İÇİN NE DEDİLER

Prof.Dr. Fehim Üçışık / Marmara Üniversitesi
İnsan hakları MEM'le yaşanır
Fikrimizce, Milli Ekonomi Modelinin iş ve sosyal güvenlik hukuku yönünden İnsan Hakları Evrensel Bildirgesiyle karşılaştırılması, bu Modelin anılan Bildirgedeki ilgili haklara tamamen uygun olduğunu ve bu hakların en iyi şekilde tatbikini sağlayıcı ayrıntılı esaslar içerdiğini ortaya koymaktadır.
Milli Ekonomi Modeli'nde kaynakların sınırsız, ihtiyaçların sınırlı ve fakat ihtirasların sınırsız olduğu kabul edilmektedir. Buna göre, insanın yemek, içmek, ısınmak, giyinmek, barınma vb. çok karmaşık olmayan sınırlı ihtiyaç kalıpları vardır. İnsan Hakları Evrensel Bildirgesine göre, her şahsın gerek kendisi gerekse ailesi için yiyecek, giyim, mesken, tıbbi bakım ve gerekli sosyal hizmetler dahil olmak üzere sağlığını ve refahını temin edecek uygun bir hayat seviyesine hakkı vardır (m.25/I).
Milli Ekonomi Modeline göre, dar gelirli insanlara verilen destek aynı zamanda yeni bir tüketim artışına sebep olduğu için bu daha fazla üretim, daha fazla istihdam imkanı sağlayacaktır, yani toplumun bir kesimine doğrudan verilen destek toplumun diğer kesimlerine de dolaylı olarak yansıyacaktır. Özellikle gelir dağılımındaki dengesizlik sonucu toplumun belli bir kısmı geçim sınırının altında bulunuyorsa ekonominin sağlıklı olması mümkün değildir. İnsan Hakları Evrensel Bildirgesine göre, çalışan her kimsenin kendisine ve ailesine insanlık haysiyetine uygun bir yaşayış sağlayan ve gerekirse her türlü sosyal koruma vasıtasıyla da tamamlanan adil ve elverişli bir ücrete hakkı vardır (m.23/III)...

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100