24 Kasım 2016 Perşembe 16:57
395 Okunma
Türkiye'de eşitsizlik çok yüksek

YENİ MESAJ/İSTANBUL

İstanbul'da sona eren 16. Perakende Günleri'nde konuşan Massachusetts Teknoloji Enstitüsü (MIT) Ekonomi Profesörü Daron Acemoğlu, bugün dünyanın ekonomik ve siyasi açıdan kritik bir noktada olduğunu söyledi.

Acemoğlu, şunları söyledi: "Global bir dünyada yaşıyoruz ancak zengin ve fakir insanlar arasında ciddi uçurum var. İngiltere, Almanya ve Amerika gibi ülkeler Afrika’dakiler arasında çok ciddi farklar var ve bu artıyor. Son 60 yılda daha düşük olan uçurum şimdi daha da arttı. Komünizm bittikten sonra Fukuyama gibi pek çok düşünürün dediği 'tarihin sonu' gelmedi! Dünyadaki ülkeler birbirlerine siyaseten yaklaşacak demelerine rağmen bu olmadı. Dünyanın en büyük mülteci krizini yaşıyoruz."

Gelişmişlik açısından Kuzey Kore ve Güney Kore'yi örnek veren örnek veren Acemoğlu, "Bir tarafta kapsayıcı, diğer tarafta dışlayıcı ya da sömürü kurumlar var. Kapsayıcı ülkelerde mülkiyet hakkı var, yargı sistemi çalışıyor ve her insanı aynı şekilde değerlendiriyor. Rekabetçi bir yapı var. İş piyasasında olaylar zorla, güçle olmuyor. İnsanlar ten rengi ve aile ismine göre farklı bir fırsat elde etmiyor. Fikriniz varsa, yeni ufuklara yol açabiliyorsunuz. Dışlayıcı kurumlar ise mülkiyet hakkı olmayan, yargı ile ilişkiye giriyorsanız ahbaplarınız çok önemli. Rekabetçi değil tekelci bir yapı söz konusu. Piyasa yerine süreci zor, kontrol ve güç belirliyor. Fırsat eşitsizliği var. Özetle bazılarının işi çok kolay, bazılarının işi çok zor. Kapsayıcı kurumlar büyümeye çok daha fazla yardım ediyor. Eğer dünyadaki uçurumları azaltmak istiyorsak, kapsayıcı yaklaşımı sergilemeliyiz. Güney Kore tamamen kapsayıcı değil, ancak bu alana çok daha yakın. Giderek rekabetçi bir hale geliyor. Kuzey’de ise mülkiyet hakkı sıfır; iş başlatmak mümkün değil. Özel iş yapmak isteyenler hapse giriyor. Her şey devlet kontrolü altında… Sonuç ise her iki ülke arasında 15 katlık bir fark. Güney Kore dünyanın en hızlı büyüyen ülkesiyken, Kuzey Kore ise yurt dışından gelen yardımlarla ayakta durabiliyor. Eğer ekonomik kurumları anlamak istiyorsak siyasi kurumları da aynı zamanda düşünmemiz lazım. Siyasi kurumlar, aynı ekonomik kurumlar nasıl bu fırsatları dağıtıyorlarsa, siyasi kurumlar da toplumdaki gücün nasıl kullanılması gerektiğini gösteriyor. Dışlayıcı, sömürücü kurumlar fırsatları ve ekonomik gücü küçük bir kitlenin elinde topluyor. Kuzey Kore’ye baktığımızda sistem öyle bir sistem ki Kim ailesi -çevresindeki ufak bir kitle- ordu tarafından yönetiliyor. Niye karşı çıkamıyorlar? Çünkü insanlar ya çalışma kamplarına gönderiliyor ya da hapse giriyor. Yani dışlayıcı bir yapıyı sürdürmek için benzer özelliklerdeki siyasi yapı da gerekiyor. Dahası demokrasi yeterli değil. Çünkü demokraside seçiyorsunuz; ancak sonra nasıl kontrol edeceksiniz? Kapsayıcı siyasi yapılarda çok daha anlamlı bir kontrol mekanizması oluşturmalı. Bir insanın, bir grubun tamamen ülkeyi ve toplumu kontrol altına almaması için... Kapsayıcı kurumlar her problemi çözüyor demek de doğru olmaz elbette. Şu an çok büyük sınavlara tabiler. Kapsayıcı kurumlar, sömürücü kurumları yenecekler ortadan kaldıracaklar diye bir şey yok. Çünkü sömürücü kurumların çok büyük bir devamlılığı var. Dışlayıcı ve sömürücü kurumlar bazı kesimlerin işine geliyor ve ülkenin gerisi fakir olsa da kendileri yeniden üretebiliyor. Sömürücü sistemlerin biri gidiyor, diğeri geliyor. Sömürücü sistemler belirsizlik ve iç savaş yaratıyor. Irak, Suriye ve Libya’da gördüklerimiz bu duruma örnek."

Türkiye'nin durumu iyi değil

Türkiye ekonomisine bakıldığında durumun iyi olmadığını dile getiren Acemoğlu, "Türkiye’deki büyüme son 10 yıl içerisinde düşük kaliteli büyüme. Verimlilik artışı olmadan bir ülkenin kendi zenginliğinin artırması söz konusu değil. Yatırım veya verimlikte artış yok. Cari açık ise bunun bir sonucu olarak ortaya çıkıyor. Düşük kaliteli büyüme uzun zaman devam edemeyecek. İşsizlik yüzde 11’in üzerinde… Enflasyon düşmüyor, cari açık düşmüyor. Eşitsizlik Türkiye'de çok yüksek… Büyüme herkese aynı yararı ve kârı getirmiyor. Peki, bu böyle devam etmeli mi? Hayır ama evet. ‘Evet’ten başlayacağım: Çünkü Türkiye toplum ve kurumları dışlayıcı büyümeye çok meyilli. Osmanlı kurumlarından başlayarak… Politik güç bir ufak kesimin elinde, ekonomi ve toplumu kontrol ediliyor. Mülkiyet hakları, fırsat eşitliği çok zayıf... 80 yılda Türkiye’deki büyüme bazı kesimlerin katıldığı bir büyüme, tekelleşme çok fazla. Birkaç büyük holding çerçevesinde olan bir büyüme… Ancak yeterli değil. Bu dışlayıcı kurumların her zaman devam etmeyeceğini görebiliriz. İngiltere’de, Fransa’da bunu görüyoruz. Düşük kaliteli büyüme uzun devam edemez, istikrarsızlık yaratıyor. Dünyada faizler artacak büyük olasılıkla, global likidite azalacak, Türkiye-Afrika-Asya gibi yerlere giden para azalacak. Cari açığı olan bir ülkenin daha zor zamanları olacak. Bu nedenle bizim düşük kaliteli büyümemizi yüksek kaliteli büyüme yapmamız lazım. Türkiye’nin doğal kaynağı da var: Genç bir iş dünyası."

HABER MERKEZİ

 

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100