21 Temmuz 2008 Pazartesi 00:00
187 Okunma
Yeraltı ve yerüstü kaynaklar devreye konmadan kalkınma olmaz
Bir diğer etken de hammaddedir. Kalkınmasını belli bir oranda başaran hiçbir ülke yoktur ki sahip olduğu yeraltı ve yerüstü kaynaklarını devreye koymamış olsun. Daha önce ifade ettiğimiz gibi sınırsız ve sürekli yenilenen kaynakların olduğu bir dünyada yaşıyoruz. ~|~



Özellikle ülkemiz için düşünüldüğünde sahip olduğumuz yeraltı ve yerüstü kaynaklarını devreye koymadan kalkınmamız mümkün değildir. Eğer bir ülke sahip olduğu bu kaynakları yabancıların işletimine açıyor veya satıyorsa kendisi kalkınmayı düşünmüyor demektir. Eğer demirinizi, bakırınızı, çinkonuzu işletmiyor satıyorsanız, acaba kendi sanayiinizde ne kullanacaksınız? Zaten üretim dediğimiz şey, var olan bu kaynakların sermaye ile birlikte emeğin devreye konarak işlenmesi ve katma değer oluşturulmasından başka bir şey değildir.

Bir diğer konu da tarımdır. Tarım başlı başına ele alınması gereken bir konudur. Bir işletme için önemli olan bir malı kaça sattığı değil ondan ne kadar kâr elde ettiğidir. Çünkü firmalar için hedef yüksek ciro değil elbette yıl sonunda çok kâr elde etmektir. Bu aynen ülkeler için de geçerlidir.
İhracat yapmak önemli ama bu ihracatı en az ithalat ile elde etmek, yani dış ticaret fazlası sağlamak ülkeler için asıldır. Bu sebeple tarım kesimi en az ithalat ile en fazla ihracatın yakalanacağı kesimlerden biri olduğu için ülkelerin büyümesinde ve işsizliğe çözüm bulmasında son derece önemli bir sektördür.

Eğer ithalata dayalı bir üretiminiz varsa net hasıla, ithalatın çıkarılmasından sonra elde edilendir. Oysa tarım kesiminde durum elbette daha farklıdır. Dolayısı ile tarımda emisyon ile sübvansiyon uygulaması çok rahatlıkla ve yüksek oranlarda yapılabilir ve özellikle ülkemiz için çok hızlı bir büyüme bu sayede elde edilebilir.

Milli Ekonomi Modeli'nin sahibi /
BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş


MİLLİ EKONOMİ MODELİ İÇİN NE DEDİLER

Prof.Dr. Ernest Zurek Bonn Üniversitesi Almanya:
MEM'in tarım stratejileri takdire şayandır
Devlet ve hükümetlerin en temel görevi kuşkusuz halklarının uzun vadedeki gıda teminatını sağlamaktır. Bununla bağlantılı olarak devletlerin tükettiği gıdanın büyük bir kısmını kendi zirai üretimlerinden sağlamaları gerekmektedir. Dünyada tüketilen gıda ve yemlerin ithal oranı % 10'un altındadır. Yerli ziraat, sadece gıda teminatını sağlamıyor; aynı zamanda iş yerlerini de garanti altına alıyor, istenmeyen göçleri engelliyor. Buna ilaveten doğal kaynakların verimli bir şekilde değerlendirilmesi, işlenmemiş tarım alanlarının da muhafazası sağlanmış oluyor. Küreselleşme, gıda üretim mekanlarını, tüketilen yerlerden uzaklaştırmakta ve hızlandırmakta. Küreselleşme, gıda sektöründe gıda mallarının fiziksel kaybını çoğaltmakta. İthal malların sebep olduğu kızışan rekabet dolayısıyla mahalli ve bölgesel zirai piyasalarda yerli ürün fiyatları düşmektedir. Doğru bir projelendirme ile Milli Ekonomi Modeli, tarımı stratejik alan olarak değerlendirmekte ve yerli tarımın devlet tarafından desteklenmesi gerektiğini ifade etmektedir ki, bu son derece haklı ve yerinde bir uygulamadır. Prof. Dr. Haydar Baş'ın tarım alanında, üreticiyi desteklemekle kalmayıp, dış rekabete karşı da koruması, geleceğin temel stratejileri ve nesillere gıda teminatı bakımından takdire şayandır. Bu vesile ile, bu uluslararası kongreye katılan tüm bilim adamlarımıza ve Prof. Dr. Baş'a bir kez daha teşekkürlerimi sunuyorum.

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100