Günümüzde gelişen bir takım postmodern din telakkilerini, reformcu İslam inanışlarını, dinlerarası diyalog süreciyle şekillenen teslis merkezli iman anlayışlarını irdelemek için tarihin derinliklerinde zaman zaman gezintiler yapmak gerekiyor.
Türkiye geçmişte “Biz Hıristiyan-Müslüman diyaloğunu gerçekleştirmek istiyoruz, Hıristiyan dünyası hiç de öyle zannedildiği gibi tekfir edilmesi gereken insanlardan oluşmuyor” şeklinde İslam itikadına ters ve Türk’ün tarih boyunca yaşadıklarına tamamen aykırı söylemlerde bulunanların ülkenin başına darbe dahil nasıl musibetler açtığını hep birlikte gördük.
Bir Müslüman için en büyük tehdit ve tehlike, inancını Haç’ın planları ve stratejilerine göre yaşamak, emperyalizmin emrine girmektir. Osmanlı’nın son dönemlerinde İslam coğrafyası, İngiliz casusların ve onların emrinde olan Müslümanların cirit attığı bir coğrafya haline gelmişti.
Bu ülkede “Vatikan’ın emrindeyiz” diyerek kripto misyonerlerin olduğu nasıl vaki ise dün de “İngiliz’in emrindeyiz” diyerek İngiltere’de biçimlendirilen sapık din anlayışlarını İslam coğrafyasına sokup, İslam’ı ve İslam ümmetinin birliğini mahveden mezhepler oldu.
Bunlardan biri de Kadıyanilik’tir.
Pencap’ta ortaya çıkan Kadıyani Mirza Gulam Ahmet, “Ben, Kuran’ın geleceğini haber verdiği Peygamberim, dinin özü bende” diyerek yeni ve sapık bir mezhebin ilk ateşini yaktı.
Baştan sona deli zırvalarıyla dolu Gulam Ahmet’in sözleri zamanla taraftar buldu. 19. asrın ikinci yarısı, Hindistan merkezli bu fitne hareketiyle sarsıldı.
Kadıyani Gulam Ahmet bir yandan “İslam adına” (!) hareket ettiğini söylerken, öbür yandan İngiliz emperyalizminin tam bir uşağı olarak hareket ediyordu.
 Mirza Gulam da şöyle diyordu:
“Benim mezhebimi kabul edenlerin çoğu, İngiliz Sarayı’nda önemli nüfuza sahip olanlar, İngiliz hizmetçileri ve dostları, işadamları, hukukçular, İngiliz hükümetine hizmet edenler” (Gulam Ahmet, Tebliğ-i Risalet).
Kadıyanilerin İngilizlere olan sevgisini ise yine Gulam Ahmet’ten dinleyelim: “Yüce ve Kudretli Allah’a şükürler olsun ki, himayesi altında çalışıp vaaz etmeye muktedir olduğum İngiltere nimetinin gölgesi altında bir sığınakta beni korumuştur. Böylece, tebası altında bulunan kullarının bu hayırlı hükümete müteşekkir kalmaları bir görevdir? (Verbatim Nutku, Gulam Ahmet).
Kadıyani Gulam Ahmet sözlerine şöyle devam eder: “Gerçekten, İngiliz hükümeti bizim kalkanımızdır. Biz bu kalkanın gölgesi altında hareket etti. Ve durmadan ilerledik.”
Gulam Ahmet, bir Müslüman olarak ‘himayesi altında bulunduğu İngiliz nimetinde teşekkür’ etmekte bir beis görmüyordu.
İngiliz hükümetinin kalkan olmasından gurur duyuyor.
Kadıyaniler, Batının himayesinde İslam’ı içerden yıkmak için var güçleriyle çalışırlar. İngilizlerden aldıkları paralarla Afrika’nın değişik bölgelerinde 47 özel okul, hastaneler ve halk merkezleri açmışlardır.
Gulam Ahmet’in Hıristiyan ve Hindularla kurduğu 'diyalogun' ilginç sonuçlarını ise Peygam-i Sulh adındaki bir Kadıyani şöyle itiraf ediyor:
“Kadıyani’nin kendi bölgesinde yapılan Hıristiyan sayımını aşağıya alıyoruz. Mesela Gurdaspur’da 1891 yılında, yani Gulam Ahmet’in mesih olduğunu iddia ettiği sene 2400 Hıristiyan vardı. Gulam Ahmet, kendisinin gelişinden sonra bu bölgede hiç bir Hıristiyan’ın kalmayacağını söylüyordu. Fakat 1901’de Hıristiyan sayısı 4471’e,1911’de 23365’e, 1931’de 43343’e ulaştı. 
Yani Gulam Ahmet’in Mesihlik iddia etmesinden sonra, kendi bölgesindeki Hıristiyanların sayısı on kat arttı! 
Batı emperyalizmi her zaman olduğu gibi, İslam’ı içten yıkmak için yoğun bir şekilde çalışıyor. Kadıyaniliği İsrail’in Hayfa şehrinde kurdurarak Müslümanlığın başına bela edenler, dinlerarası diyaloğu da Vatikan’da biçimlendirip İslam dünyasının başına bela etmişlerdi.
Bu oyun ve planlardan asla vazgeçmeyeceklerini bilip ona göre hareket etmeliyiz.
Abdullah İbni Sebe’den Gulam Ahmed’e ve günümüze kadar, Müslüman geçinen ama Hıristiyanların misyonunu hizmet eden o kadar çok kripto din adamı var ki. 
Atatürk’ün Cumhuriyeti kurduktan sonra din adamlarına zulmettiğini iddia edenler bilmeli ki Atatürk’ün mücadele ettiği hocaların hepsi kökü dışarıda olan sözde din adamlarıydı.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
misafir 2018-07-13 23:19:23

atatürk'ün tekke ve zaviyeleri neden kapattığı bir kez daha anlaşılıyor ki hepsi emperyalizmin satılmış uşakları