İngiliz Misyoneri Lawrence, İslam dünyasını Şii- Sünni diye ayırmak için yaptığı çalışmaları anlatırken,  şöyle diyor:
“Şiilere Sünnileri kötüledik, Sünnilere ise Şiileri…
 Başarılı olamadık.
Sünniler ektiğimiz fitneleri kendi âlimlerine, Şiilerde mollalarına anlattıklarında onlardan, ‘Müslüman Müslüman’ın kardeşidir’ cevabını alıyorduk. Şii ve Sünni birbirlerini kardeş görüyorlardı. Öyle ki aralarını açmak imkânsızdı.
İngiliz sömürge bakanlığına bu durumu rapor ettiğimizde, bakanlık, Arabistan’da yeni bir mezhep kurmamızı istedi. Bizde, Muhammed Bin Abdulvehhab’ı bularak, Vehhabiliği kurduk.  Abdulvehhab’ı gece Safiye, gündüz ben, tam istediğimiz noktaya getirdik. “
Safiye dediği, Yahudi bir kadın…
Bu kadınla Abdulvehhab’ı, Lawrence evlendiriyor. Oldukça güzel bir kadın olduğu söylenen Safiye, mevcut Suud hükümetinin mezhep kurucularından biri sayılır. Suudilerin bugün Sünni İttifak içinde İsrail’in baş düşmanı Lübnan Hizbullah’ını KİK üyeleriyle birlikte “terörist örgüt” ilan eden damar,  ta Safiye’ye dayanır.
İngiliz’in yüz yıl önce başaramadığı Şii- Sünni çatışması, bugün İslam dünyasında yeniden sahneye konuldu. ABD başkan yardımcısı Biden, “Müslümanları, ‘Şii-Sünni’ diye birbirine düşürelim ve biz işimize bakalım” demişti.
Evet, onlar işlerine bakıyorlar. Müslümanlar da içlerine sokulan yerli Lawrence’larla birbirlerini yiyorlar. Lawrence, Müslümanlar arasında yırtık kot giyip gezmiyordu. Sarıklı, cübbeli ve iyi Arapça konuşuyor, fıkıh ve hadis bilen biri olarak dolaşıyordu. Öyle ki,  en az Google kadar biliyordu!
Arapça, Osmanlıca, Farsça, İngilizce konuşabiliyordu. Güya Müslüman’dı ama aslında ajandı. Arap Müslümanlar onun sarık ve cübbesine, Arapça konuşmasına, çok sayıda hadis ve ayet bilmesine aldandılar. Ve sonunda, İngiliz’den bir mezhep sahibi oldular.
İngilizler Arap dünyasına bir Mezhep hediye ederken, Türk dünyasını da Halidiye kollu, Nakşî tarikatını hediye ettiler. Bu tarikat özellikle Osmanlı Saray’ına girdikten sonra, çok sayıda Ehl-i Beyt taraftarının kanını akıtmıştır. Haham Barzani’nin Halidiye kolundan bir “Nakşî” olduğunu söylersek, Yahudilik-Nakşilik ilişkisini göz önüne sermiş oluruz.
Saf bir niyet ile kulluk amacında olup, zikirler yapmayı “Nakşîlik” sanan sade Müslümanlara elbet diyecek sözümüz yoktur. Beş vakit namazını sünnetsiz olarak Kâbe dibinde vehhabiliğe göre kılan Arap Müslüman’a ne diyebiliriz ki, günde bin defa Allah demeye çalışan Nakşiye bir şey demiş olalım. Kıldıkları namazda, yaptıkları zikirlerde onlar sevap alırlar ancak İslam’ın feyz pınarından kesinlikle mahrum kalırlar.
Çünkü ilahi feyz ve muhabbet, velayet yolunun sahibi İmam Ali havuzundan, 12 imam musluklarına; oradan da, kesintisiz altın silsile sahibi hak tariklerin kâmil mürşitlerinin kalbine akar. O kalbe ve gönle, gönül kovasını edep ile tutanlarsa feyizyap olurlar.
Feyzin, Hint besici kıyafeti giymekle alakası yoktur. Sarık cübbe ile de alakası yok.  Dedik ya Lawrence de sarıklı cübbeliydi ama ondan ders alanlar, bugün İsrail için “Şiilere ölüm” diyorlar.
Yunus ne güzel demiş:
Dervişlik dedikleri hırka ile taç değil/Gönlünü derviş eden hırkaya muhtaç değil
Unutmadan şu Ünlü Cübbeli’ye de bir çift sözüm var.
“Ünllü’yüm” diye önceki gece akşam övünüp duruyordu.
Evet, Ünlü’sün cübbeli!
Aklın olsa bu duruma ağlarsın.
İslam tasavvufunun kokusu üstüne sinmiş olsa, şöhrette afet olduğunu anlarsın.
Sen kim tasavvuf kim!
“Bana ‘cukkalı Ahmet’ derler” diye kendisi söylemişti.
Neyse…
Yandaş Kanal’da sabahladı “cukkalı Ahmet”.
Çatmadığı yer kalmadı. Ama ev ödevlerini, hapisten çıkma gereklerini yerine iyi getirdi. İçerde iken Fetullaha yalvarmak, dışarıda iken Erdoğan’a yaranmak, hal olmuş sayın "cukkalı" da. Hele Şiiler hakkında söyledikleriyle sadece İngilizleri, ABD’yi değil, tüm haçlı-siyonizm ittifakını çok memnun etmiştir.
IŞİD’vari sakalı ve tıraşlı bıyığı ile Amerikan Sünniliğinin idolu bence!
 “Şiiler’in yaptığını Yahudiler yapmaz” sözüyle hele İngiliz’in en büyük “Halidi sırrını" ifşa etti adeta. “Paralelci” rektörde, “Şiiler Hıristiyanlardan daha sapık ” demişti,  Şiiliğe yaklaşımdaki “paralellik” çok manidar!
 Ben matematikçiyim. Paralel,  yan yana iki çizgiden oluşur. Emin olun, bugün “paralel” dediklerinin diğer paraleli; Halidiye kollu, Hint kökenli, Yogo eğitimli, çakma tarikattır.
Bunlar, her konuda birlikteler. Askere birlikte “kumpas” kurdular. Prof. Dr. Haydar Baş Hoca’ya birlikte “devletin adamı” dediler. Devleti ele geçirdiler, baktılar devletin ve askerin böyle bir adamı yok, deliye döndüler.  ABD’ci ve AB’ci olmadığı için, Sayın Baş’a “Rusçu” dediler.  “Şii Müslüman’dır” dediği için, şimdi de “Haydar Baş Şii oldu” diyorlar.
“İrancı” demeleri de yakın, belki de dediler. Oysa mevcut İran yönetimi, Şii AKP’sinden başka bir şey değil. Sarraf’ın önüne yatan kendi iktidar vekilleri… İran’ın füze denemesi bir ABD’nin, İsrail’in hoşuna gitmedi, bir de Cübbeli'nin…
Hani sizler siyaset dışıydınız!
İran füzesinden size ne?
Ya Suriye’den size ne?
“Suriye” diye diye şeyinizi yırttınız yav!
Şalvarınızı demek istedim!!!
Konu, ABD ve İsrail olunca, siyasetin tam göbeğinde oluyor bu mübarekler!
“Şiiler Hz. Ayşe Valide’mize sövüyor” diyerek, Lawrence’si bile kıskandıracak fitne tohumları ekti o gece. Lawrence mezardan kalksa, bununla gurur duyardı inanın!
Peygamberin pak eşine bu iftirayı bir Şii değil, ancak ve ancak İngiliz ajanları atabilir.
Suud’u nasıl da temize çıkardı fark ettiniz mi? Neymiş Kral Abdullah İstanbul’a gelmiş, kutsal emanetleri gezmişte, çok etkilenmişte, Vehbilikten usanmışlarda!..
Yalancının!
Suud, diğer KİK üyeleri ve cübbeligillerin iktidarlarıyla birlikte, “İsrail’i dost”, Hasan Nasrallah’ı “hizbuşeytan”  ilan eden açıklamalar içinde oldukları için “ak’lıyor, paklıyor.
Şiiler toplu halde “yanmaz kefen” sipariş etsinler ertesi akşamda onları över. Bu zihniyetin tiyneti bu… Sosyal medyada videolarına bakın, ne kadar “paralel” dönüşler yaptığını görürsünüz.
"Zebaniler kolunda tutmuş götürüyor, Nakşî’nin Halidiye kolundanım de seni bırakırlar" demişti.
Zebanileri bilmem ama İngiliz kraliyet polisleri yakalasa “Nakşinin Halidiye kolundanım” dese kesin bırakırlar!
Ya da CIA üyeleri yakalayıp götürürse, “Nakşî’nin, Halidiye kolunun Cübbeli dalında, bir dallamayım” dese anında bırakırlar.
Ey cübbeli!
 “Seksende Haydar Hoca’nın elini öpmeye gitmiştim, çok nurlu bir insandı” diyorsun ya, Baş Hoca nurundan bir şey kaybetmedi ama sen ve senin gibiler her şeylerini kaybettiler. Söylememe gerek yok.
Gidince görürsün!
Sen esas yerin altında nasıl aklanırsın, onu düşün!
“İktidarın cübbelisi” olacaksında kararacak halin yok ya, tabi ki ak’lanacaksın!
Fetva verdiğin Fadıl’a inananlar daire kaybettiler ama sana inananlar İman kaybederler!
Tarikatınızı veya Sünniliğinizi değil, biran önce imanınızı kurtarın!
Ey cübbeli! Lawrence'a özenme.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Hakan 10 ay önce

Vay be az ve öz!. Harika bir yazı.. Türünde ilk...

Avatar
yuzbasi 10 ay önce

Hay agzina saglik yusuf bey harika bir yazi anlayabilirse bu serefsiz icin harika bir tanimlama ve telkin Allah bu gibi deccallrin fitnesinden ummeti muhafaza etsin

Avatar
hisam 10 ay önce

Allah binlerce kez razı olsun yusuf hocam

Avatar
Bülent 10 ay önce

Süper yazı iyi de çuk oturtmuş sayın karaca kalemine kuvvet eline sağlık

Avatar
hikmet 10 ay önce

merhabalar

Avatar
Memduh TOPRAK 10 ay önce

Ey Cübbeli! Lawrencea özenme”, Yanmaz kefene güvenme. Alüminyum fulya yanmasa da, Sararlar tavuk gibi pişer, nar kızarırsın fırında!..

Avatar
karaca 10 ay önce

Allah razı olsun.

Avatar
Ayvaz. 10 ay önce

Mükemmel!