Bugünlerde sokakta fes giyip gezen pala bıyıklı, siyah şalvarlı, cepken yelekli bazı tipler dikkatimi celp eder oldu! 
Merak ettim! Acaba fes biz Müslüman Türk milletine ait bir gelenek mi diye araştırdım.
Bakın nasıl bir mazisi var bu püsküllü fesin!
Fes gerçekte Ortaçağ Avrupa’sında kullanılmış olan Bizans-Yunan başlığıdır. 15. ve 16. yüzyılda İskoç Başlığı olarak da kullanılmıştır.
O dönemlerde fes imalatı özellikle İngiltere’de yaygın bir sanayi haline gelmiştir. Ancak bu ürün sadece sömürü ülkelere pazarlanan bir ürün olmaktan ileri gidememiştir.
Bu durumu aşmak isteyen İngiltere 1583’ten itibaren Osmanlı sanayiini incelemeye almış ve bu araştırma için iki kişiyi görevlendirmiştir. İngiliz Kraliçesi’nin bu kişilerden istediği iki temel başlıktan biri Osmanlı pazarını kendi ürettikleri fes ticaretine açabilmenin yollarının araştırılmasıydı. 
Bugünkü siyasetçilerimiz gibi batılılaşma sevdasında olan Padişah II. Mahmut’a gelinceye dek bunun yolları aranmış ancak Osmanlı’nın gümrük duvarı başta olmak üzere sosyal, ekonomik ve siyasi birçok engel ile karşılaşılmıştır.
Sultan II. Mahmut’un payitahta oturması ise bu süreçte adeta bir kırılmaya neden olmuştur. II. Mahmut bu konuda ilk adım olarak, 1826 yılında kılık kıyafet devrimi yaparak sarık ve cüppe giymeyi yasaklar. Devlet memurlarına ilk kez fes, pantolon ve ceket giyilmesi zorunluluğunu getirir. Aynı yıl Yeniçeri Ocağı’nı kaldırdıktan sonra kurduğu Asakir-i Mansure-i Muhammediye ordusuna da fes giydirmiştir. 
1829’dan itibaren ise din adamları ve kadınlar dışındaki herkesin fes giymesini zorunlu kılmıştır. 
1832’den itibaren neredeyse herkes fes giymeye başlamıştır. 
II. Mahmut, devlet memurlarına fes kullanımını zorunlu tuttuğunda, “Sarığımızı çıkartmayız!”, “Bu ecnebi başlığını kabul etmeyiz!” “Kahrolsun fes!” diye bağırarak fesin gâvur başlığı olduğunu dillendirenler çıktı ise de II. Mahmut, “fesin dinen caiz olduğunu” belirten fetvalar yayınlatmak zorunda kalmıştır.
1838 yılında tam bir İngiliz hayranı olan Hariciye Nazırı Mustafa Reşid Paşa’nın da üstün gayretleri (!) neticesinde imzalanan Balta Limanı Ticaret Antlaşması’yla da İngilizlere çok geniş ekonomik ayrıcalıklar verilmiştir. Gümrük duvarlarının yıkılmasının yanında, İngiliz üretimi feslerin Osmanlı topraklarında pazarlanmasının önü tamamen açılmıştır. II. Mahmut bu anlaşmayı imzalamadan önce 1832’de zaten fes giyilmesini zorunlu kılarak İngiltere’den ithal edilecek feslere Osmanlı’da bir pazar yaratmıştır. 
Balta Limanı Antlaşması, fesin Osmanlı pazarına sokulmasının önündeki siyasi ve ekonomik engelleri kaldırdığı gibi Osmanlının önce ekonomik sonra da siyasi bağımsızlığını kaybedişinin temel zemini olmuştur. 
Atatürk, kılık-kıyafet devrimini yaptığı 1925 yılının 27 Ağustos’unda İnebolu’da yaptığı konuşmada fesi “din ve iman sembolü” sananlara şöyle seslenmiştir:
“Buna (şapkaya) caiz değil diyenler vardır. Onlara diyelim ki, çok bilgisizsiniz, dünyadan habersizsiniz. Ve onlara sormak isterim. Yunan başlığı olan fesi giymek caiz olur da şapkayı giymek neden olmaz?” (Atatürk’ün 27 Ağustos 1925’te İnebolu Türk Ocağı’nda yaptığı konuşmadan).
Türk tarihine baktığımızda ise şapkanın önemli bir yere sahip olduğunu görüyoruz. Tarihimizde Orta Asya dönemine kadar uzanan şapka, genelde posttan ve keçeden yapılmıştır. Kaşgarlı Mahmut’un “Divan-ı Lügat’it-Türk” adlı eserinde şapka, “börk” kelimesiyle, börk ise dört türüyle kayıtlıdır. Bunlar; Sukurlaç, Kızıklığ, Kurutma ve Kıymaç’tır. 
Börk Osmanlıda 1826’ya kadar kullanılmıştır. Yeniçeriler tarafından ise sadece törenlerde “üsküf” adıyla giyilmiştir. Asker dışında; din, devlet adamları ve padişahlar da ayrı ayrı şapkalar giymiştir. En bilinen adları ise “kavuk” ve “külah”tır.
Bizans-Yunan kültür kökeninden gelen fes bugün dahi Yunanistan’da, kilisenin bazı dini törenlerinde ve Yunan ordusunda hala kullanılmaktadır.
Neticede, milli ve dini birliğimizi bozmak isteyen odaklarca kandırılan bazı cahillerin, din ve iman sembolü sandığı fes aslında İngiliz emperyalizminin daha çok sömürmek için Osmanlı’ya pazarladığı bir ihraç malından başka bir şey değildir.
Bugün ise fesin yerini almış binlerce mamul bulunmaktadır. En önemlisi de tohumdur. Bu konuda ise Yusuf Karaca abimizin 08.03.2017 tarihli “Türkiye’yi Tohumla Vurdular” başlıklı yazısını okumanızı önemle tavsiye ederim.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
TUGAY GÜVEN 4 ay önce

MÜKEMMEL BİR YAZI TEBRİK EDERİM ANCAK CAHİLLER TÜRKÜYENİN TOHUM ÜRETTİYİNİ SAVUNUYORLAR OKUMAYAN BİLGİSİZ CAHİLLERİN OLDUĞU ÜLKEMİZİN GELDİYİ NOKTA AŞİKAR

banner100