Fethullah Gülen’i FETÖ yapan sürecin en önemli kilometre taşı, Vatikan’ın dinler arası diyalog misyonunda üstlendiği aktif roldür. Bir el kendisine bu görevi tebliği etti,  o da 1998’de Vatikan’a gidip Papa 2. Jean Paul’a “Sizin misyonunuzun bir parçasıyız” diye yazdığı mektubu sundu.
Bu misyon sadece bir dini misyon değil istihbari ve politik bir misyondu aynı zamanda. 20 yıla yakın bir zamandan beri, Prof. Dr. Haydar Baş’ın gazetesiyle, ekibiyle, partisiyle, Türk milletine, Türk siyasetçisine, Türk aydınlarına anlattığı tehlike buydu:
“Dikkat! Bu hareketin amacı hem dinin içini boşaltmak hem de ülkeyi parçalamaya götüren Şark Projesini yürürlüğe sokmaktır!” diye haykırdığı yıllardı bunlar.
Yeni Mesaj’ın 20 yıllık arşivi bu konuda devasa bir belgeler yığını olarak bugünün gafillerinin yüzüne çarpılmaktadır.
Ak Parti Adıyaman milletvekili Adnan Boynukara, “Geçmişte bizi cemaat konusunda uyaranlar oldu, inanmadık, kıskanıyorlar diye düşündük” diyor.
Sayın Boynukara’nın çekinmesine gerek yok, isim vermeden konuşuyor ama “kıskanıyorlar” diye düşündükleri “uyarcıların!” Haydar Hoca ve arkadaşları olduğunu dünya alem biliyor.
“Haydar Hoca bizi uyardı, inanmadık” demek onları küçültmez, yüceltir!
Gelelim Fethullah hareketinin dış ilişkiler ve istihbarat boyutuna:
Gülen’in Vatikan’a “bağlılık” mesajı sunduğu 1998’de, Papalığın Doğu Kiliseleri Birliği Komisyonu’nun Başkanı Kardinal Achille Silvestrini, Vatikan’ın “PKK’yı ve onun başını desteklediğini açıklayacaktı.” (22 Kasım 1998, Hürriyet)
Silvestrini, Roma’ya sığınan Apo’ya sığınma hakkı verilmesini, Kürtlerin ayrı bir millet olarak tanınmasını söyleyerek açıkça Türkiye’nin içişlerine müdahale ediyordu. (a.g.g) 
Bugün terörist dergi diye kapatılan Aksiyon dergisi, geçmişte misyoner faaliyetleri ile ünlenen yabancı örgütlerin Türkiye’deki diyalog çalışmalarına kucak açmasını sevinçle duyuruyordu:
“ABD’nin ünlü Hıristiyan ilahiyat üniversitelerinden Hartford Seminary, misyonerlik hedefiyle başladıkları eğitim serüvenini şimdi diyalog merkezi olarak sürdürüyor. Mütevelli heyetinde bulunan Ralph Ahlberg, neredeyse bütün hayatını Hıristiyanlığa adamış bir papaz. 48 yıldır ABD’de “Birleşik Hazreti İsa Kiliseleri” için çalışıyor. Dünya Kiliseler Birliği’nin yönetiminde.
Üniversitenin mütevelli heyetiyle birlikte geçen hafta Türkiye’yi ziyaret eden Dr. Ahlberg son yıllarda bütün faaliyetlerini dinlerarası diyalog üzerine yoğunlaştırmış.
Heyette yer alan katılımcılar, 1830 yılında ilk kez bir Hıristiyan ilahiyat okulu olarak kurulan ve temel amacı Osmanlı topraklarında misyonerlik faaliyetleri yapmak olarak belirlenen bir okulun, Hartford Seminary’in  yöneticileri, yıllarca Protestan Misyonerler Birliği’nin merkez üssü olarak çalışan okulun mütevelli heyeti başkanı avukat Martin L. Budd, dinlerarası diyaloğu dünyadaki en önemli konu olarak görüyor. (Aksiyon, sayı 547, 30.05.2005)
Devam edelim: 
7-9 Şubat 1994 tarihleri arasında İstanbul’da ilginç bir toplantı düzenlenmişti. Sonraki yıllarda Fethullah’a devredilecek olan uluslar arası diyalog projesinin dış mahvilleri İstanbul’da toplanmıştı.
Merkezi Newyork’ta bulunan Vicdana Çağrı Vakfı (The Appeal of Consciense Foundation) ile Fener Rum Ortodoks Patrikhanesi’nin ortaklaşa düzenlediği bu toplantının adı  “Uluslar arası Barış ve Hoşgörü Konferansı” (The İnternational Conferance on Peace and Tolerance) idi.
Bu toplantıya katılanların bazılarının isim ve görevleri şöyleydi (yerlileri saymıyorum, bugün yabancıların izini süreceğiz!):
Hahambaşı David Aseo, Papalık Barış ve Adalet Konseyi Başkanı Kardinal Roger Ethegaray, ABD’nin Türkiye Büyükelçisi Richard Clark Barkley, Rus Hahambaşı Avraham Shayevich, Amerikan Büyükelçileri Konseyi Başkanı Angier Duke, Moskova Bölgesi Müftüsü Ravil Gaynüddin başta olmak üzere 30 ülkeden 65 din adamı…
Toplantının düzenleniş amacı “hoşgörü ve barış” olarak ilan edilirken, bu amacın daha sonra Türkiye’de dal budak salacak olan diyalog faaliyetlerinin belkemiğini oluşturacağı zamanla ortaya çıkacaktı.
Toplantı 7-9 Şubat günleri arasında düzenlenmişti.
7 Şubat tarihi Hıristiyan dünyasında Aziz Anatolius (Anadolu) günü olarak anılır ve kutsanırdı.
9 Şubat ise Aziz Ammonius ve Aziz Alexander günüydü. Ve bu iki aziz Kıbrıs’ta öldürülmüş iki Hıristiyan misyoneriydi.
Fethullah’ın diyalog projesini aktif olarak üslenmesinden sonra CIA’nin adı daha sık duyulmaya başlanacaktı.
* * *
Eski bir CIA görevlisi olan ve ABD istihbaratının Ortadoğu İstasyon Şefi olarak uzun yıllar Türkiye’de görev yapan Graham Edmund Fuller de, Türkiye’de diyalog çalışmalarını yürüten grupların sosyolojik ve dinsel durumlarının araştırılması için onlarla yoğun bir şekilde irtibata geçmiştir. Hatta bu gruplarla ilgili yaptığı bir çalışmadan dolayı Earhart Foundation, istihbarat fonlarından 30 bin dolar aktarmıştır.
Fuller, NED parasıyla desteklenen Ankara ve Urfa konferanslarına da katılmış, etnik kimlikler konusunda konuşmalar yapmıştır. (Mustafa Yıldırım, Sivil Örümceğin Ağında; sf.514)
ABD eski Dışişleri Bakanı Madeleine Korbel Albrigh’in Yardımcısı, Din Hürriyeti Bürosu’nun Başkanı Kore kökenli Harold Hongju Koh’un sözleri bu bağlamda çok ilginçtir:
“Herhangi bir yerde Dinlerarası diyaloğu desteklediğini ifade eden bir sivil hareket, eğer toplumu tehdit etmekle suçlanıyorsa, fikirlerle, inancın ifadesi ile topluma gerçek bir tehdit oluşturma arasındaki bağlantı nerede gösterilebilir?” (Zaman, 9 Şubat 1998)
Bu bağlamda 26-27 Nisan 2001 tarihleri arsında Georgetown Üniversitesi’nde CMCU (Hristiyan-Müslüman Ortak Değerler Merkezi) tarafından bir konferans düzenlenir.
Bu konferansı düzenleyen üniversitenin dünya çapında “CIA okulu” olarak ünlendiği ve konferansın konusunun “Türkiye’de Dinlerarası diyalog faaliyetlerini yürüten bazı grupların ılımlı İslam olarak adlandırılan projeye destekleri” olarak ifade edildiğinden, bu konferans çok daha büyük bir anlam kazanıyor.
CMCU’nun düzenlediği konferansa katılıp Türkiye’de yürütülen diyalog çalışmalarını alkışlayan konuşmacıların bazılarının kimliklerini aktarırsak, diyaloğun küresel destekçilerinin anlaşılmasına daha büyük bir katkı sağlamış olacağız:
“Alan Makowsky: ABD Dışişleri İstihbarat Bürosu eski şefi, Körfez Savaşı’nın ordu danışmanı, İsrail destekçisi, Wınep (Washington Instute for Near East Policy)
George Haris: ABD eski dışişleri görevlisi. Ankara eski Büyükelçisi, istihbarat uzmanı, Asya, Ortadoğu, Güneydoğu Asya Uzmanı.
Roscoe Suddarth: Mali 1961, Lübnan 1963-1965, Yemen 1967, Ürdün 1974-1990 istihbarat görevlisi. Middle East Instıtute Başkanı.
Graham Edmund Fuller: Yemen, Cidde, Uzakdoğu CIA görevlisi, ABD Hava Kuvvetlerine bağlı Rand şirketi yöneticisi.
Bekim Akal: Wolswagen Stiftung, Almanya.
Osman Balkar: Hristiyan-Müslüman Ortak Değerler Merkezi Malezya Kürsü Başkanı.
Thomas Mitchel: Vatikan Cizvit Seksiyonu sorumlusu. İstanbul’da düzenlenen Dinlerarası diyalog konferanslarının katılımcısı.
Zeki Sarıtoprak: ABD Rumi Forum Başkanı, Marmara İlahiyat Fakültesi; El Ezher, Harran Üniversitesi, Washington Katolik Üniversitesi.
Türkiye’de Cemaat tarafından yürütülen diyalog çalışmalarını destekleyen bu diplomat, istihbaratçı ve ilahiyatçı kesimin izini sürdüğümüzde bu defa 19-20 Nisan 2004’te,Washington’daki John Hopkins Üniversitesi’nde düzenlenen “Abant in Washington-İslam, Laiklik ve Demokrasi” konulu konferansa ulaşıyoruz.
Bu konferansın ana konusunu da diyalog süreci ile şekillenen İslam anlayışı oluşturmaktadır ve katılımcıların bir kısmı şöyledir: 
ABD Eski Ankara Büyükelçisi Marc Grosman, John Voll, (Georgetown Unv.), John Lee Esposito (CMCU), Elisabeth S. Hurd (Northwestern Unv.), Heath Lowry (Princeton Unv.), Dale Eickelman (Darmouth College), Henry Berkey (ABD Dışişleri James Miller, istihbarat görevlisi), Jenny White (Boston Unv.), David Calleo, Steven A. Cook, Svante Cornell, James Miller, Charles Fairbanks, Carter Findley, Barry Jakobs, Anatol Lieven, Heath Lowry, Zack Messitte v.d
ABD’de değişik zamanlarda yapılan bu konferansların ortak amacı, Türkiye’de yürütülen Dinlerarası diyalog faaliyetlerine ve bu faaliyetlerin önderi olarak bilinen kişilere destek vermek, onların önünü açmak, faaliyetlerin daha da derinleşerek devam etmesine katkıda bulunmaktı.
Oysa ortada “Dinlerarası diyalog” denilen ve içerisinde din kelimesi geçen zahiren de olsa teolojik bir konu vardı. Ama bu projenin destekçileri arasında ne hikmetse bir avuç ilahiyatçı ve sosyoloğun haricinde, istihbarat uzmanları, diplomatlar, stratejistler, yabancı ülkelerin dışişleri görevlileri, özel olarak kurulmuş bazı şirketlerin yöneticileri vardı.
Devlet yetkilileri, eski bir imamın etrafında sinsice toplanan “yüzlerce yabancının” ne amaçla toplandığını maalesef idrak edemediler.
İdrak edenleri de dinlemediler.
İzmir Kestanepazarı’nda bir cami imamı olan Fethullah’ı işte böylesine büyük bir küresel projenin figüranı olarak kullanan ve onun FETÖ’ye dönüşmesine sebep olan çevreler, devletin gözü önünde ve bazı devlet adamlarından aldıkları destekle bunu gerçekleştirmişti kuşkusuz.
Bu bağlamda içişleri eski bakanlarından Sadettin Tantan’ın döneminde yanına iki sivil komiser konularak, CIA ajanı Graham Fuller’in referansıyla ABD yolculuğuna çıkan Fethullah hakkında, o gizemli yolculuk bile çok şey koyuyor önümüze. 
Yani her şey gümbür gümbür geliyorum derken, devlet açıkça uyumuş!
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
cemal 11 ay önce

Allah encamimizi hayir etsin. Hersey bilincli planli projeli yapiliyor

Avatar
halil zafer 11 ay önce

Kiliseler ve benzerleri dünyanın en iyi istihbarat örgütleridir. Çünkü günah çıkarmak adına hıristiyan halkı papaza bütün suçlarını itiraf eder. Buda halkı tanıma adına iyi bir bilgi bankasıdır. Dünya bu bilgiler ile yönetilir. saygılarımla

banner100