Milletin büyük fedakarlıklarla ortaya koyduğu zaferler, o milleti yönetenler için büyük bir fırsattır. Bu büyük fırsat aynı zamanda yöneticiler için büyük bir mesuliyet anlamına gelmektedir.

Eğer siyasiler, milletin kendisine verdiği bu fırsatı milli projelerle taçlandırır, akıllı davranır ve iyi hizmetler ortaya koyarsa; siyasilerin milli icraatları ve devlet-millet, asker-sivil birlikteliği büyük bir sinerji oluşturur, böylece o ülke görülmemiş bir hızla ilerler, kalkınır.

Eğer siyasiler milletinin büyük fedakarlıklarla verdiği bu emanete sahip çıkmaz, ülkeyi badireye sürükleyen yanlış icraatlarda ısrarcı olursa işte o zaman daha büyük felaketlere kapı açılmış olur.
Bu dediklerimizi 3 tarihi örnekle örneklendirerek izah etmeye çalışalım.
Birinci örneğimiz Çanakkale Savaşı… Birinci Dünya Savaşı’nda, dört bir tarafta savaş halinde olan Osmanlı Devleti’ne, başını İngilizlerin çektiği düşman ülkeleri Çanakkale’de son vuruşu yapmak ister ve bütün güçleriyle saldırırlar.
Türk milleti, Laz’ıyla, Türk’üyle, Kürt’üyle, Alevi’siyle, Sünni’siyle tek bilek tek yürek olur ve tarihte eşi ve benzeri görülmemiş bir mücadeleyle, iman gücüyle o dönemin süper güçlerini geri püskürtür ve düşmanlarına “Çanakkale geçilmez” dedirtir.
Bu destanda harikulade olaylar yaşanır. Bu, düşmanların dahi şahit olduğu olağanüstü olaylar Cenab-ı Hakk’ın Türk milletine verdiği manevi desteği göstermektedir.
Millet üzerine düşen vazifesini yapmıştır ve muazzam bir zafer kazanarak emaneti siyasilerine teslim etmiştir. Ama ne var ki, Enver Paşa ve çevresindekiler tam bir Batı hayranıdır. Milletin cephede can vererek kan dökerek elde ettiği bu zaferi Batı hayranı ve taşeronu olan siyasiler masa başında tam bir hezimete dönüştürür.
Ve ardından Mondros Mütarekesi ve Sevr Antlaşması…
Çanakkale, savaş meydanında geçilememiştir ama masa başında geçilmiştir.
İkinci örneğimiz Kurtuluş Savaşı… Tüm düşmanlarımızın ve Osmanlı idarecilerinin “Türk milleti için her şey bitti” dediği bir dönemde Mustafa Kemal Atatürk tek başına İstiklal Mücadelesi’ne başlamış, umutsuz ve savaş yorgunu olan milleti ayağa kaldırmış ve topyekun işgal edilmiş olan vatanı düşmanın elinden kurtarmıştır.
Milletin lideriyle buluşarak gerçekleştirdiği bu mükemmel zaferden sonrası çok önemlidir. Atatürk, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni kurarak ülkenin yönetimini milletin iradesine teslim etmiştir. Sadece cephelerde değil, Lozan Antlaşması’yla masa başında da tüm düşman ülkeleri diz çöktürmüş ve Türk milletinin tam bağımsızlığının ve Türkiye Cumhuriyeti’nin tapusunu almıştır.
Milli para politikası, milli maden politikası, milli tarım, milli hayvancılık, milli sanayi ve üretim politikalarıyla ülkenin ekonomisini bağımlılıktan kurtarmış ve ülkemizi sıfır borçlu hale getirmiştir. Ordumuzu güçlendirmiş, Batılı ülkelere karşı temkinli olmuş, ülkemiz üzerinde hesabı olmayan ülkelerle de dostane ilişkiler kurmuştur. Ortadoğu coğrafyasında bir karış toprağı Haçlı Batı’ya teslim etmemiştir.
Kısaca Atatürk İstiklal zaferini milli politikalarla taçlandırmıştır.
Gelelim 15 Temmuz’da milletin demokrasi zaferine…
ABD’nin desteğiyle gerçekleşen FETÖ darbesini millet, göğsünü tanklara siper ederek geri püskürtmüştür. Bu büyük bir zaferdir. Çanakkale ve İstiklal Savaşları’nda olduğu gibi milletin her kesiminin tek tek bilek olarak gerçekleştirdiği muazzam bir zaferdir.
Geçtiğimiz Pazar günü başta İstanbul Yenikapı’da olmak üzere Türkiye’nin her ilinde gerçekleştirilen, iktidarıyla, muhalefetiyle, sağcısıyla, solcusuyla, Alevi’siyle, Sünni’siyle tüm milletin tek bilek tek yürek olduğu Demokrasi ve Şehitler Mitingi de göstermiştir ki, Türk milleti darbeye karşıdır demokrasiden yanadır ve seçilmiş siyasetine büyük ve tarihi bir fırsat daha vermiştir. Bu büyük bir fırsattır ve aynı zamanda tarihi bir mesuliyettir.
Siyasilerimiz yine “Aldandık, yanlış yaptık, Allah bizi affetsin” dediği o eski yanlış ve darbenin arkasındaki asıl fail olan ülkelerin aklıyla uygulanan bağımlı politikalara devam mı edecek, yoksa Atatürk’ün yaptığı gibi milletin bu emanetini milli politikalarla mı taçlandıracak?
Yanlış politikalardaki ısrar dün önümüze Sevr’i getirdi; bugün ise Sevr’den de öte ülkemizin tamamen elimizden gitmesini getirecek.
O halde tek çıkış yolumuz var, o da dünya tarihinin tek milli ekonomik modeli olan Prof. Dr. Haydar Baş’ın Milli Ekonomi Modeli ve tek milli devlet tezi olan yine Sayın Baş’ın Sosyal Devlet-Milli Devlet tezi…
Prof. Dr. Baş’ın çözümlerinden bugün tüm dünya istifade ediyor, Türk milleti olarak içimizden çıkan bu büyük insanın çözümlerinden bizler niye istifade etmeyelim?
Unutmayalım ki hatadan dönmek, af dilemek kesin çözüm değildir; Allah Kur’an’ında “Doğrularla beraber olun” diyor. Doğru olan inkar edilerek, görmezden gelinerek hatadan dönülmüş olunmaz.
Doğrularla olmalıyız, doğru olmalıyız, doğrulara sahip çıkmalıyız, doğruları ortaya koymalıyız.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
CAFER DURSUN 8 ay önce

Doğrularla olmalıyız, doğru olmalıyız, doğrulara sahip çıkmalıyız, doğruları ortaya koymalıyız.
DOĞRUSU: PROF DR HAYDAR BAŞ'LA OLMALIYIZ,O NUN GİBİ OLMALIYIZ,O NA SAHİP ÇIKMALIYIZ,O NU ANLATMALIYIZ

Avatar
Erol 8 ay önce

Atatürk`ün yolunu izlersek basarili olabilecegimizi her defasinda gördük. Ama bu düsünce tarzi istikametinde Atatürk bizlere dogru anlatilamadi, Onu yanlis anladik, cünkü sahsima göre, Atatürkcülük her seyden önce dogruculuk, hak ve hakkaniyet, halkin birbirini sevmesi saymasi demektir.

banner100