Dünkü yazımızda Gazze’de yaşanan insanlık dramından ve İsrail’in Dünya Hâkimiyeti yolunda oynanan oyunlardan söz etmiştik. Peki, Türkiye ve İslam dünyasının olaylar karşısındaki tavrı nedir?

1) Bilindiği gibi bir İsrail-ABD ortak yapımı olan BOP’un uzantısı olan Arap Baharı ile Mısır, Libya, Tunus, Cezayir’de yönetim değişiklikleri oldu. Buralar kan gölüne döndü. Yine aynı proje çerçevesinde Afganistan’a girildi. Irak işgal edildi. Yüzbinlerce Müslüman katledildi. Zulme uğradı. BOP aktörleri ardından Suriye’nin başına kendi destekledikleri teröristleri bela ettiler. Türkiye ise 10 yıldır bu projenin figüranı durumunda… Sayın Başbakan 2004 yılından beri BOP’un eşbaşkanlığını yürütüyor.

2) İktidar her fırsatta Gazze’nin yanında İsrail’in karşısında olduğunu ifade ediyor. Sayın Başbakan İsrail’e verip veriştiriyor. Ama;

İsrail’in Yedioth Ahronot gazetesinin haberine göre, Başbakanın oğlu Burak Erdoğan, son yıllarda iki ülke arasındaki ilişkilerin kötüleşmesine(!) rağmen sahibi olduğu gemi ile İsrail ile ticaret yapmaya devam ediyor. Gazete, Burak Erdoğan’ın 95 metrelik dev yük gemisi Safran1’in defalarca İsrail’in Ashdot Limanı ile Türkiye arasında her iki yönde kargo taşıdığını yazdı. Aynı bilgi ülkemizde yayın yapan Şalom gazetesinde de yer aldı. 

Marinatraffıc.com adlı denizcilik sitesinde yayınlanan seyir bilgilerinde Burak Erdoğan’ın Safran1 adlı gemisi İsrail’in Ashdot limanına demir attığı ifade ediliyor.

3) İktidar, İsrail’e veriştiriyor ama; 

Ne Erbakan döneminde ve ne de kendi iktidarları döneminde İsrail ile yapılan anlaşmaları iptalini telaffuz bile etmiyor… 

1996’da Erbakan’ın başbakanlığı döneminde İsrail ile yapılan anlaşma özetle şunları içeriyordu:

1) Türk ve İsrail askeri uçakları, Türk hava sahalarında eğitim yapabileceklerdir.

2) İsrail Türkiye’ye silah satacak ve Türk Fantom savaş jetlerinin modernizasyonunu yapacaktır.

3) İsrail ve Türkiye, ABD deniz kuvvetleriyle birlikte arama ve kurtarma manevraları adı altında ortak tatbikat yapacaktır.

(İKİ ÜLKE HAZİRAN 1997’DE AKDENİZ’DE ORTAK HAVA VE DENİZ TATBİKATI GERÇEKLEŞTİRDİLER. Tatbikatın görünüşteki sebebi arama kurtarma çalışmalarının koordinasyonu idi. Pek de şaşırtıcı olmayan bir şekilde tatbikat, uluslararası sularda ama Suriye kıyılarına yakın yerlerde yapıldı.)

4) İstihbarat alanında işbirliği yapılacak bu kapsamda İsrail, Türkiye sınırından İran ve Suriye’yi dinleyecektir.

5) Serbest Ticaret Anlaşması yapılan yeni düzenlemelerle icrai bir safhaya kavuşmaktadır.

29 Ağustos 1996 tarihli Hürriyet gazetesinin “İsrail’le Gizli İmza” başlığıyla verdiği habere göre dönemin başbakanı Erbakan seçmenin tepkisinden çekindiği için anlaşmanın gizli tutulmasını istemişti. Habere göre İsrail ile yapılan ikinci askeri anlaşma da Erbakan’ın kamuoyuna duyurulmayacak şartı ile imzalanmıştı. Ancak olay açığa çıktı. Ve Dışişleri Bakanlığı ile Milli Savunma Bakanlığı anlaşmayı açıklamak zorunda kaldılar. (Alptekin Dursunoğlu, Stratejik ittifak. Türkiye İsrail ilişkilerinin öyküsü kitabı)

AKP döneminde yapılan anlaşmalar

AKP 3 Kasım seçimleri öncesinde 16 Temmuz 2002’de ABD’de Yahudi Ulusal Güvenlik Enstitüsü JINSA’da temaslarda bulundu..

1) AKP hükümeti, İsrail ile 15 Temmuz 2004’te Ankara’da bir mutabakat zaptı imzalayarak, Serbest Ticaret Anlaşması kapsamında “temel ve işlenmiş tarım ürünleri ticaretindeki tavizlerin karşılıklı genişletilmesini müzakere etme konusunda” anlaştı.

2) Dönemin AKP’li Enerji Bakanı Hilmi Güler, İsrail Ulusal Altyapı Bakanı Binyamin Ben-Elizer ile boru anlaşması imzaladı. Türkiye’den İsrail’e uzanacak boru hattından petrol, doğalgaz, elektrik, su ve fiberoptik geçmesi planlandı.

3) Sayın Başbakan Heron’larla ilgili anlaşmayı, 1 Mayıs 2005 tarihli İsrail ziyareti sırasında bizzat kendi imzaladı. Ziyarette 200 milyon dolarlık bu anlaşmayla yetinilmedi, M60 tanklarının modernizasyonu için yeni protokol ve 17 ayrı askeri proje görüşmesi yapıldı! Doğalgaz, elektrik, su ve fiberoptik geçmesi planlandı.

4) Mevcut iktidar tarihte ilk kez Türkiye Cumhuriyeti’nin başkentinde, İsrail’e, Siyonizm’in kurucusu Theodor Herz’i anma izni verdi. 6 Aralık 2004 günü İsrail’in Ankara Büyükelçiliği, Ankara’da, Milli Kütüphane Konferans Salonu’nda Siyonizm’i andı.

5) Sayın Başbakan İsrail’e karşı olduğunu söylüyor ama;

Kürecik’teki radar üssü hala faaliyetlerini sürdürüyor. 

Kürecik Radar Üssü, Malatya’nın Akçadağ ilçesine bağlı Kürecik nahiyesinde bulunan askerî tesistir. Amerikan askerlerinin kurmuş olduğu üsse bir erken uyarı radarı konuşlandırılmıştır.

Kürecik radar üssünün, İsrail’in Demir kubbe hava savunma sistemine veri aktardığı ve bu şekilde İsrail’in Hamas füzelerini imha ettiği haberleri uzun zamandır basında yer almaktadır. Hatta CHP’nin bu konuyla alakalı Meclis’e verdiği soru önergesinin cevabında Dışişleri Bakanı Davutoğlu İsrail’e Kürecik’ten veri aktarıldığını kabul etmişti. 

20 Temmuz’da Dışişleri’nden yapılan açıklamada ise “sistemin NATO üyesi olmayan hiç bir ülkeye koruma sağlaması mümkün değildir. İsrail de bilindiği gibi NATO üyesi değildir” denilerek iddialar reddedildi. Şüphesiz inanmak istiyoruz. Ancak Kürecik’te Amerikan askerlerinin varlığı bilinen bir gerçek.. Öte yandan Amerika’nın İsrail’in en büyük hamisi olduğu ve İsrail katliamlarını “kendini savunma hakkı” olarak yorumladığı düşünülürse Kürecik’ten İsrail’e askeri veri aktarılmakta olduğu bilgisi doğru demektir.

Eski Deniz Binbaşı ve Araştırmacı-Yazar Erol Bilbilik, Kürecik’teki Füze Savunma Sisteminin, NATO değil ABD üssü olduğunu belirtmektedir. Bilbilik, şunları söylüyor: “Kürecik üssü, Türkiye ile ABD arasında yapılmış gizli bir anlaşma ile kurulmuş bir üstür. Yani bunu ABD, NATO Füze Kalkanı adıyla kabul ettirdi. Halbuki NATO anlaşması değil, doğrudan doğruya Türkiye ile ABD arasında gerçekleştirilmiş bir ikili anlaşma sonucunda, gizli kurulmuş bir üs bu. Ve bu üs illegal. Çünkü NATO anlaşmasına uygun olarak kurulmadı.” Bilbilik, Malatya’daki üssün ikinci İncirlik olduğunu söyledi. Bilbilik “Hatta İncirlik’ten daha güçlü bir üstür. Çünkü bütününe bakıldığında bağlantılı füzeleri, füze rampaları ve radar sistemi var” dedi. Bilbilik üsteki personelin tamamının ABD’li olmasına dikkat çekti. Erol Bilbilik şunları kaydetti: “Bu üs İsrail’i korumaya alıyor.”

6) İslam dünyasının Gazze konusundaki tutumuna gelince… İsrail’in katliamları karşısında Venezuela Devlet Başkanı Maduro’nun tepkisi, cılız seslerin dahi tek tük yükseldiği İslam âlemi için bir ibrettir. 

Hıristiyan başkan Müslümanları Gazze’deki zulmü durdurmaya çağırıyor ve şöyle diyor:

“…Çağrım bölgedeki Arap halkına ve liderlerine; ne zamana kadar katliama sessiz kalacaksınız? Filistinli kardeşlerinizin katliamını izlemeye devam mı edeceksiniz? Arap halkları ne zaman uyanacak?

Ve Arap liderleri…

Ne zaman uyanıp Filistin halkının sesine ses vereceksiniz? Yerin dibine batsın resmi açıklamalarınız! Yerin dibine batsın uluslararası protokolünüz. Artık harekete geçmelisiniz. Filistin halkının katillerine cevap vermelisiniz. Durdurmalısınız! Venezuela Devlet Başkanı olarak size sesleniyorum; Yeter artık! Resmi açıklamalarınızdan öteye gidemiyorsunuz, o kadar. Ses tonumdan dolayı kusura bakmayın çok derinden konuşuyorum. İçimde saklı olan acı ve öfke beni bu şekilde konuşturuyor.”

Bununla yetinmeyen Venezuela Başkanı İsrail büyükelçisini sınır dışı etti. Bu tepki Müslüman âlemi için çok acı bir ibret tablosudur. Arap ve Arap olmayan Müslüman liderler ne zaman uyanacak? Bu liderler nasıl Müslümandırlar ki, din kardeşlerinin uğradığı zulüm ve katliam karşısında hiçbir tepki vermeden öylece sessiz kalabiliyorlar? Bir Hıristiyan devlet başkanının hissettiği acı ve öfkeyi hissedemiyorlar. Yoksa kalplerindeki imanı ceplerindeki dolarlarla mı değiştiler?

Halbuki Hadisi Şerif’te beyan edildiği üzere; 

“Müslüman Müslüman’ın kardeşidir ona zulmetmez; onu düşmana teslim etmez. Kim bir Müslüman kardeşinin ihtiyacını giderirse, Allah da onun bir ihtiyacını giderir. Kim bir Müslüman’ın sıkıntısını giderirse, Allah da kıyamette onun bir sıkıntısını giderir…” (Buhari, mezalim) 

Müslüman Türk milleti olarak bizler hangi safta durduğumuzu iyi düşünmeliyiz. Aksi takdirde ne Allah’ın huzurunda ne de tarih önünde bunun hesabını veremeyiz.

Gazze’de Müslüman kıyımı yaşandığı bugünlerde kendisine verilen Yahudi Cesaret Madalyası’nı iade edip etmemek Sayın Başbakan’ın şahsi tercihidir. “Bana bu madalya verildiği zaman İsrail ile ilişkiler bu şekilde değildi” diyor.. Doğru olduğunu kabul edersek aklımıza şu soru takılıyor: “Acaba onu bu günlere hazırlamak için mi bu madalya kendisine verildi?”

Netice olarak diyoruz ki;

İsrail diye bağırmakla İsrail kahrolmuyor, kınamalar Gazze’de akan kanı durdurmuyor.

İsrail’e çok kızgın görünen Sayın Başbakan da eğer bu hislerinde samimi ise;

Gerek kendi iktidarından önce gerekse kendi iktidarı döneminde İsrail ile yapılan anlaşmaların tamamını feshettiğini açıklamalıdır.

Oğlunun İsrail ile ticaret yaptığı yolundaki haberlerin kamuoyu önünde izahını yapmalıdır.

Kürecik Radar Üssü’nün faaliyetlerini bu hassas günlerde durdurmalı veya sıkı bir denetime tabi tutmalıdır.

Venezuela Devlet Başkanı’nın yaptığını yapabilmeli İsrail Büyüküelçisi’ni ülkesine göndermelidir.

Bütün bunları yapabilirse eğer Sayın Başbakan gerçek manada Gazze’nin yanında ve İsrail’in karşısında demektir.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100