Tarihte destan yazmış olan Müslüman Türk milletinin bugünkü nesli maalesef perişan vaziyette. Hemen hemen her gün uyuşturucu komasına girmiş olan gençlerimizin haberlerini okuyoruz ve izliyoruz. İçimiz parçalanıyor.
İstanbul’un göbeğinde, Şişli, Beyoğlu, Kağıthane, Beylikdüzü ve daha birçok ilçesinde, Bursa, İzmir Ankara gibi büyük şehirlerimizde gençlerimizin sokak ortalarında, cadde kenarlarında yarı baygın halleri yüreklerimizi burkuyor.
Bursa’nın Osmangazi ilçesinde uyuşturucu kullandığı öne sürülen genç, cadde üzerinde komaya girdi. Olay, önceki gece saat 23.00 sularında Ankara yolunda meydana geldi. Sentetik uyuşturucu madde kullandığı öne sürülen genç, vatandaşların bakışları arasında komaya girerek, yere yığıldı.
Önceki gün bir haber de Beylikdüzü’nden… Uyuşturucu madde kullanan iki genç D-100 karayolu üzerinde bulunan bir köprünün merdivenlerinde kullandıkları maddenin etkisiyle sızıp kaldı. Kameraların kendilerini görüntülediğini fark eden gençlerden biri, baygın şekilde merdivenlerde yatan arkadaşını tanımadığını söyledi.
Çocuğuyla merdivenlerden inen bir vatandaş, “Tedirgin oluyoruz açıkçası. Devlet bir el koysa buna çok iyi olur. İnsan acıyor, yazık günah. Korkmaktan çok acıyorum. Aileleri sahip çıksın bırakmasınlar sokağa. Çok sık görüyoruz. Burada özellikle çok sık oluyor. Çocuklarımızı dışarı çıkaramıyoruz. Korkuyoruz çünkü” ifadelerini kullandı. 
Örneklere devam edelim. 12 yaşında bir erkek çocuğu... Uyuşturucu kullanmaya 10 yaşında başlamış. Çocuk, kaldığı yetiştirme yurdundan kaçmış. Bonzai ve diğer sentetik türevleri kullanmaya başlamış. Parçalanmış bir ailenin çocuğu...
21 yaşında çeyizlik mağazası olan bir işkadını, evlendiği kocası vasıtasıyla bir arkadaş ortamında uyuşturucu kullanmaya başlamış ve hayatı kararmış.
35 yaşında ünlü bir restoranda aşçı olan bir bayan, o da erkek arkadaşı vasıtasıyla uyuşturucuya bağımlı hale gelmiş.
18 yaşında lise 4’üncüsü sınıf öğrencisi, birinci sınıfta uyuşturucuya başlamış. Yine arkadaş çevresi ve bir doğum günü partisi…
Dikkat ederseniz gençlerimizin bu batağa sürüklenmesinin en önemli nedenleri öncelikle bir kimlik ve kişilik sahibi olmaması, başıboş olması, madden ve manen boş olması, ailelerinin de cehaleti ve bütün bu sebeplerden ötürü gençlerin kötü arkadaşlar edinmeleridir.
Türkiye’de uyuşturucu kullanma yaşı 10’a kadar düştü. Yani gençlerimizin ergenlik yaşı, arayışlarının en çok olduğu dönem… Bu arayış, doğru bir adrese yönlendirilmediği takdirde, genç rahatlıkla uyuşturucu batağına saplanıyor. Ondan sonra da kurtulmak istese de bu oldukça zor oluyor. Uyuşturucu bağımlılığında ülemizde son 12 yılda yüzde 65’lik bir artış olduğu ifade ediliyor. Bağımlıların yüzde 35’i tedavi olduğu halde tedavi için yığılma dikkat çekiyor.
Birçoğu başvuruda bile bulunmuyor ve sokaklardaki manzaralarına şahit oluyoruz.
Zehir tacirlerinin Türkiye’de yaklaşık 7 yıl önce pazarlamaya başladığı sentetik uyuşturucu bonzai, hızla yayılıyor. Çeşitli kimyasalların bazı bitkilerin yapraklarına emdirilmesiyle yapılan bonzai, kurutulmuş ot halinde satılıyor. Tek bir dozda bile ölüme kadar götürebilen bonzai, kullanıcılarda kan basıncında hızlı artış ve nabız yükselmesi, şiddetli ağız kuruluğu, göz kızarıklığı, halüsinasyon hayal görme, ortam seçememe nerede olduğunu hatırlayamama, geçici körlük ve geçici felç durumu etkileri yaratıyor. Geçici felç sebebiyle kullanıcılar yaşayan bir ölüye, yani zombiye dönüşüyor.
Türkiye’de 500 bin kişi bonzai kullanıyor; yüzde 5’i 9-13 yaş aralığında… Yılda 400 kişi bonzaiden hayatını kaybediyor. Tedavi için AMATEM’e başvuranların sayısı 6 bin civarında… 
En yüksek ölüm oranı yüzde 49 ile İstanbul, sonra yüzde 10 ile Antalya, üçüncü ise yüzde 7 ile Adana…
Pahalı ve az bulunan bonzaiye ulaşamayanlar bu sefer iki ot ve bazı kimyasalları karıştırarak ev yapımı uyuşturucuya yöneldiler. Maalesef bu gençler arasında hızla yayılıyor. Bu uyuşturucu ise 3. kullanımda öldürüyor. 
İşte geleceğimizi emanet edeceğimiz gençlerimizin hali bu…
Gençlerimizin bu hali, esasen bu ülkenin her ferdinden sorumlu olan siyasi iradelerin ve de onların körü körüne peşinden giden milletin karne notudur. İşbilmez, insanlarının dertlerinden bihaber olan siyasi anlayışlar ülkemizde etkili olduğu müddetçe, milletimiz de tercihini doğru kullanmadığı müddetçe gençlerimizin bu içleracısı hali artarak devam edecek, kısırdöngü siyasi tartışmaların, siyasetçilerin kayıkçı kavgalarının gölgesinde kalacak.
Halbuki içimizde projeleriyle, milli duruşuyla Müslüman Türk gençliğine sahip çıkan büyük bir dahi var, Prof. Dr. Haydar Baş…
Prof. Dr. Baş, eğitimi ve öğretimi tamamen ücretsiz yaparak, eğitimi en kaliteli, olması gerektiği bir seviyeye taşıyarak, üniversitiye girişi sınavsız yaparak gencimizin aklını;
Öğrencilik hayatında burs vererek, iş hayatında ise en az 5000 TL asgari ücret ve 1000 TL vatandaşlık maaşı vererek, uzun vadeli sıfır faizli evlilik kredisi ve de konut kredisiyle gencimizi ev ve yuva sahibi yaparak cebini;
Müslüman Türk kimliğiyle milli bir kişilik, Ehl-i Beyt ortak paydasında da manevi bir kişilik kazandırarak gönlünü tamamen doldurmaktadır, dört dörtlük bir gençlik sunmaktadır.
Akıl dolu, gönül dolu, cep dolu…
Böyle bir Türk gençliği sizce de destan üzerine destan yazmaz mı?
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.