Kadınlar incedir, zariftir, naziktir, hassastır, duygusaldır…
Kadınlar anadır, eştir, kızlarımızdır…
Kadınlar analarımızdır, bacılarımızdır, gelinlerimiz ve kızlarımızdır…
Kadınların yürekleri daha yufkadır, gönül telleri daha duyarlıdır ve gözyaşları gözlerinin hemen ucundadır.
Nerden mi biliyorum?
Rahmetli çilekeş anamdan biliyorum.
Uzun yıllar, rahmetli babam hep gurbetlerde olduğu için, evin idaresi, çocukların yemeleri–içmeleri, elde tutmaya çalıştığı üç–beş küçük ve büyük baş hayvanın kışlık yemleri hep onun sırtındaydı.
Elinde orakla ot biçerken, ekin biçerken, patates tarlasını çapa yaparken, ablalar yardım ederlerdi ama biz küçükler hep eline–ayağına dolaşırdık ve o yıllardan hatırlıyorum; orağını sallarken, çapasını toprağa saplarken inceden inceye bir türkü tutturur ve hemen göz yaşlarını akıtırdı, gözyaşlarını belki bizden saklamaya çalışırdı ama saklayamazdı.
Çocuk merakı ile sorardık, neden ağladığını öğrenmeye çalışırdık, “hiç işte, efkarlandım” der geçerdi ve bazen biz de ağlamasına eşlik ederdik.
Uzun kış gecelerinde, akraba oturmalarında, amcaların, halaların, teyzelerin, dayıların, hatta yakın komşuların bir eve toplanıp ‘kıtlama çay’ eşliğinde sohbet ortamlarında eğer Mevlüt amcam varsa ki Meltem–Mesaj televizyonlarında yaptığım “Ozanlarımız” programından kamuoyu onu “Mevlüt Dede” olarak tanımıştı, ondan mutlaka türkü söylenmesi istenirdi.
Varsa pekmez şerbeti yoksa şeker şerbeti yapılır önüne konulurdu ama yine nazlanmaya devam eder bir yandan da rahmetli Şamil dedemin gözlerine bakardı.
Babalardan izin almadan, yaşı kaç olursa olsun çocuklarının türkü söylemesi edep dışı sayılırdı ve izin çıkmadan asla başlayamazdı.
Şamil dedem; “Oğlum, mademki istiyorlar, daha nazlanma, Sümmani’den bir şeyler söyle” cümlesi ile Mevlüt amcamın önünü açardı ve o dokunaklı–yanık sesi ile geç saatlere kadar her kıtasın da nice dersler, öğütler içeren o şiirlerden okurdu.
Sözünü ettiğim meclislerde de ilk ağlayanlar, gözyaşı dökenler hep kadınlar olurdu.
Gözyaşları göz ucunda kadınlar.
Diyebilirim ki daha çocuk yaşta şiirle tanışmamda, şiiri sevmemde amcamın güzel sesi ile seslendirdiği o şiirlerin çok payı vardır.
Çok dinlediğimden olsa gerek, ilk okul yaşlarında iken amcamdan ezberlediğim ilk şiir aşık Mevlüt İhsani’nin şu şiiri olmuştur.
Mümkün olsa da bu şiiri, Mevlüt Dede’nin o günkü sesinden dinlesek:

“Ben bir bülbül idim dostun bağında 
Açmaya bekledim gül üzdü beni 
Ermedim murada taze çağımda 
Okşadı yabancı el üzdü beni 

Herkes bir derdine ah çeker ağlar 
Bülbülsüz goncalar, sahipsiz bağlar 
Koyunsuz yaylalar çiçeksiz dağlar 
Sam vurdu kuruttu, yel üzdü beni 

Yaralarım doksan dokuz yüz oldu 
Hasret beni yaktı bağrım köz oldu 
Demedim çürüdüm dedim söz oldu 
Her ağzın sitemi dil üzdü beni 

Bilmez iken bu sevdayı kınadım 
Aşık oldum talihimi sınadım 
Çalkandım çırpındım yorgun kanadım 
Çıkamam kenara göl üzdü beni 

Bugün sevdiğimden duydum bir nişan 
Gözleri kan ağlar zülfü perişan 
Alır muradını yara kavuşan 
Gerdana dökülen tel üzdü beni 

Mevlüt İhsani’yi düşürdü gama 
Hasretlik yerleşti her bir azama 
Bugün nazlı yardan aldım bir name 
Üstünde gözyaşlı pul üzdü beni.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.