11 Kasım 2005 Cuma 00:00
147 Okunma
10 Kasım'ın aynasında
10 KASIM 1938 de Sivas Recepevi ilkokulunun ilk sınıfında idim. Artık her sene bir 10 Kasım töreni tertipleniyor, şiirler okunuyor, saygı duruşları yapılıyor, okullar bazen bir gün, bazen yarım gün tatile giriyor, radyolar, gazeteler yas tutuyordu. ~|~ Hatırasına bu kadar saygı gösterilen insan "Benim naçiz vücüdum elbet bir gün toprak olacak ama Türkiye Cumhuriyeti ilelebet yaşayacaktır" demişti ama hep onun naçiz vücudunu temsil eden heykellere önem veriliyor ve ilelebet payidar olacak dediği varlığın hiçbir ihtiyacı yokmuş gibi davranılıyordu. Âdeta Atatürkçülük diye bir meslek türemişti ve bunun gayesi sadece bir yer kapabilmekti ve sadece iç rejimle alâkalı, içeride hâkimiyet kurabilmek gayesindeydi. Halbuki maceranın başlangıç noktası dış dünyaya karşı Gazi Mustafa Kemal'in liderliğinde kazanılan zafer ve o zafer neticesi kurtarılan devletti. Elbette bu âdeta yeni bir devlet kurmaktı ve yeni bir rejimdi. Dünya Türkiye'yi Sevr'e göre parçalamak istemiş, fakat Kuvâ?ı Milliyye ruhu bu isteği 9 Eylül 1922 de Gazi'nin kumandasında, İzmir koyuna boca etmişti.

Musul'un kaybı
Cumhurİyet rejimi de, temel olarak imparatorluğun son günlerinde parlayan, Türkleşmek, İslamlaşmak ve Muasırlaşmak formülünü almıştı. Ne var ki İngiliz parası ve silahıyla bölücü Şeyh Sait'in şeriat maskesi takarak ayaklanması ve Musulun kaybına mal olması, yeni rejimin İslamlaşma ayağını sakatladı. İnönü devri ise bir restorasyon devri oldu ve zaten önceki devrin pek gerçekçi olmayan manevi değerlerden arındırılmış milliyetçiliğini de tamamen terk etti ve diplomatik kaygılarla sola yattı.

Bundan sonrası ise tamamen iç rejim mücadeleleriyle geçti. Kurtarılan devlet unutuldu. Devletin dışa karşı istiklal, içe karşı hakimiyetten ibaret olduğu bir tarafa atıldı. Batılılaşma denilen nesne şekil şemail ve taklitte kaldı. Teknoloji alınacakken seksoloji alındı. Cumhuriyet, sadece Balo yapmakta kaldı ve yeni devlet ruhu terk edildi. Fikri seviye düşmüş dünyayı anlayıp Türkçe'ye çevirecek kafalar gitmişti. Bu ara komünist rejim için Türkiye'de birçok kafa da hazır hale getirilmişti. Maksat, Türk Devleti'ni Sovyet Bloku'na sokarak parçalamak, yok etmekti. Bunu gören Batı da, dünya tek kutuplu hale geldikten sonra kendi rejimini dayatmaya başladı. İçimizdeki bir siyasi grubun işbirliğiyle bugün Türkiye Cumhuriyeti, istiklâlini büyük ölçüde ve karşılığında hiçbir şey almadan dış güçlere devretmiş bulunmaktadır. Ayrıca bağımsız bir devlet olarak bölgede kalabilmesi için gerekli bütün imkânları ve yolları da tıkanmak üzeredir. 1919'da Batı, Ermeni ve Rum vatandaşlarımızı bize karşı kiralık katil gibi kullanmışlardı. Bugün de aynı yoldadırlar. ABD ise ilaveten Barzani ve Talabani'yi Türkiye'ye karşı tetikçi olarak hazırlamaktadır.

Batı'ya teslimiyet
Türkİye Cumhuriyeti'nin kendisini bir daha bütün cihana isbat etmesi gerekmektedir. Bu belki silahla olmayacak ama Kuvâ?ı Milliyye günlerindeki fedakârlık ve ıstıraptan fazlasına mâl olacaktır. Türkiye var olma veya olamama noktasına doğru gitmektedir.
10 Kasım 2005'te Türkiye'nin fikir yapısı, ruh hali alt üst olmuştur. Yine aynı merasimler yapılacaktır ama ne teşhis, ne de tedavi konuşulacaktır. Çünkü, Atatürkçülüğü bir meslek haline getirip, dün o yoldan Türkiye'yi Sovyet Bloku'na katmak isteyen ve bu arada da Batı'ya veryansın eden bir grup, bugün de Türkiye'yi Batı'ya teslim etmek için kolları sıvamış durumdadırlar. Yine bir vakitler, Atatürkçülüğü meslek haline getirmiş olanlara ve onların Batı'ya teslimiyetine, milli ve manevi değerlere sahip oldukları iddiasıyla karşı çıkan bir grup da iktidarlarını koruyabilmek için bu bedbahtlığa öncü?ortak haline gelmişlerdir... Görülmemiş siyasi ahlâki dram. Tehlike fikri ve ahlâki tabanlıdır. Elbette devletlerarası münasebetlerde zaman zaman tavizler alınır ve verilir. Ama görünen odur ki dünyaya hakim olmak isteyen devletler kendi devlet yapılarını ve anlayışlarını katılaştırırken, avlarınınkini gevşetmek ve kontrol altına almak için ellerinden geleni yapıyorlar ve içimizdekilere de yaptırıyorlar. 10 Kasımlar'ı andığımız kadar Kuvâ?ı Milliyye'yi ansaydık ve anlasaydık bugünkü karmaşıklığa düşer miydik? Milletimiz ne der, Ya devlet başa, ya kuzgun leşe. Kuvâ?ı Milliyye'nin formülü neydi? Ya istiklâl, ya ölüm!

Ergun Göze / Tercüman
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100