16 Haziran 2006 Cuma 00:00
240 Okunma
1725 kısım tekmili birden
Gül, Lüksemburg'a gitmek için papatya falı açarken Nihat Hekimoğlu telefonda soruyordu; "Abi nasıl görüyorsun durumu?" ~|~

"Görmüyorum kardeşim" dedim.. "Öğlenden beri televizyonu ve interneti kapattım, orta oyununu seyretmiyorum."
Bu; 57'inci Hükümet zamanında Ecevit'in hükümet ortaklarınca bindirildiği Solana'nın uçağından beri kaçıncı uçak? Kaçıncı perde, kaçıncı sahne?
"Her bir müzakere başlığının açılış ve kapanışında 70 defa daha aynı sahneyi seyredeceğiz" dedim Hekimoğlu'na.. "Milletin gözleri önünde tiyatro oynanıyor. Bunun adı tiyatrodur, başka bir şey değil.."

Ertesi gün gazeteler aynı manşeti attılar.. Güya Rumların 69 hakkı kalmış..
Tabii hepimiz yanıldık.. Sadece Rumların 69 hakkı kaldı.. Öteki üyeler? 69 çarpı 25, 1725 eder.. Bu gün başrol Rumlarda idi, yarın Fransa, öbür gün Almanya, sonra başka birisi sazı eline alacak.. Bizim "uçak" bekleyecek, Tayyip veya Gül "Gitmeyeceğiz" diyecek. Akşama doğru Dışişleri "İsteklerimiz kabul edildi, gidiyoruz" havası yayacak ve "heyet" uçağa binecek..
Lozan heyeti bile bu kadar nazlanmamıştı, orada bile deveye bu kadar hendek atlatılmamıştı.
Peki olan ne, tezgâh nasıl işliyor?
Rumlar veya başkası "karpuz" diyor. Bizimkiler "kabul etmiyoruz" diyorlar ve "pazarlıklar" başlıyor.
Sonunda dönem başkanı "uzun çabalardan sonra" ve sekizinci taslak metinde şöyle bir ifade kullanıyor; "İki üç kiloluk, yuvarlak, yeşil?sarı renkli kalın kabuklu, içi bol sulu ve kırmızı, çoğunlukla siyah çekirdekli meyve"?
"Tamam" diyor, bizim heyet, "İsteklerimiz kabul edildi" ve uçak kalkıyor..
Güya karpuz denilmedi..

İçeriye basılan hava, "AB bütün dediklerimizi kabul etti."
Benim kıymetli okuyucu, tam 1725 defa daha aynı tiyatroyu seyretmeye vaktim, zamanım, yüreğim yok.. Seni bilmem..
Üstelik sonuçta elimize geçen; nasıl tarif ederseniz edin altı üstü sadece "karpuz" ama karşılığında neyi, ne kadar verdiğimiz "gizli".. Bir türlü öğrenemiyoruz..
Bu arada biraz ekonomiye ne dersin ey millet?
Son iki ayda enflâsyon % 25 oldu mu?
Oldu..
Peki Türkiye hazinesinin, karşılığında para bastığı, uzun zamandır basamadığı altın stoku nerede?
Ankara'da, Merkez Bankası kasalarında filan zannediyorsun değil mi?
Kusura bakma ve cahilliğime ver ama ekonomiden anlamadığımı zaten ifade etmiştim..
Ben yeni öğrendim, Amerika'da imiş..
Evet, Türkçe ve yazıyla, "Türkiye'nin altın stoku Amerika'da emniyette?emanette imiş"..
Burada devreye konunun uzmanı Selim Kotil giriyor; "Sadece altını değil, Türkiye'nin döviz rezervi de Amerika'da.. Teminat olarak tutuluyor.."
O zaman bütün bağımsızlık stratejimizi en baştan ve yeniden gözden geçirmemiz gerek..

Kocca Türkiye bu kadar polisi, askeri, jandarması ile altın ve dövizinin emniyetini alamıyor mu da Amerika'ya emanet ediyor?
Peki "kasanı elinde tutan" ağabeye, ağaya, beye nasıl diklenirsin?
Alan el mi, veren el mi daha üstündür?
Yalnız peşinen şunu not edip nihai değerlendirmeye öyle geçelim..
"Düyun?u Umumiye İdaresi 1914?1918 arasında 161 milyon liralık para basmıştı. Bunlara kaime deniyordu. Ulusal mücadele bu kaimelerin varlığıyla birlikte yürütüldü. Ankara'nın o dönemde kendi adına para basmasına psikolojik ortam uygun değildi. Cumhuriyet yönetimine Osmanlı'dan 159 milyon liralık kağıt para geçmişti. 1924 yılında hazinenin elinde, kağıt paranın değerini korumada kullanabileceği hemen hiç altın ve döviz bulunmuyordu " (Metin Aydoğan. "Türkiye Üzerine Notlar" )
Demeki ki neymiş;
"1924 yılında hazinenin elinde, kağıt paranın değerini korumada kullanabileceği hemen hiç altın ve döviz bulunmuyormuş".

Demeki ki neymiş;
"İstiklâl?i Tam" için, "tam bağımsızlık mücadelesi"ne başlamak için, "ya istiklâl ya ölüm"ü göze almak için altına, paraya, pula ihtiyaç yokmuş..
Mangal gibi yürek, altı okka bilek gerekiyormuş..
Peki neden bizi şimdi "yabancılar bir gecede sıcak paralarını çekerler, borsa çöker, perişan oluruz" sopasıyla ehlileştirmeye, terbiye etmeye çalışıyorlar?
Sen ey okuyucu, öyle görüntü verirsen, zaafının ne olduğunu açığa çıkarırsan gün gelir dolarla, gün gelir euro ile, gün gelir altınla, gün gelir ne bileyim, muzla terbiye ederler..

Amerika'nın BOP'una Kafkasya'da, Balkanlar'da, Ortadoğu'da ama önce Türkiye'de çomak sokmak istiyorsan Merkez Bankandaki döviz ve altın stokunun Amerika'da rehinde olduğunu bileceksin.
Önce ya onu kurtarmaya bakacaksın, yahut onu da gözden çıkarıp, yok farz edip, "Al atını ver tımarımı" diyeceksin..
Ömer Seyfettin'i ilkokulda öğretmenlerin okutmadı mı sana?

Peki ne okuttular?
Güler Kömürcü, Mahir Kaynak'a atfen şöyle yzaıyor;
"Sonuç itibarıyla, asıl oyun okyanus ötesinden kurgulanıyor ve okyanus ötesi, Washington (geçen hafta da açıkça yazdığım gibi) BOP planında Irak ayağını tamamlayıp? İran ve Kafkasya hedefine start verdi, aynı anda Türkiye'ye biçtiği ?ılımlı İslam? rol modelini de rafa kaldırdı yani ılımlı İslam rol modelinin vitrininde duran tüm aktörleri de tasviye süreci başlattı, tasviye edileceklerin başında da F tipi cemaat ve yaratılan bir siyasi yapı yer alıyor".
Kendini Amerika'da zorunlu ikamete mecbur addeden "F tipi cemaat"in (Bu lâfı tuttum ben..) Türkiye'ye dönüş hazırlıkları yapılıyor..
Devletin resmi haber ajansı AA; daha kesinleşmemiş mahkeme karar metnini abonelerine servis ederek muhteremin affedildiğini duyuruyor.
devamı yarın...
Hüseyin Mümtaz/ Giresun Işık gazetesi
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100