24 Ekim 2013 Perşembe 00:06
2236 Okunma
7. Uluslararası Ehl-i Beyt Sempozyumu Tebliği
Şia–Sünni nüfusun dünya üzerindeki dağılımı:
Dünyadaki Müslüman nüfusunda Şii ve Sünni oranlarını gösterecek yüzdelerin gerçek rakamlarını bilmek maalesef mümkün değildir. Ehl–i Beyt yoluna sevdalı olan Şiilerin yüzyıllardır açık veya gizli baskı altında olması bunun en büyük sebeplerinden birisidir. 
Yapılan araştırmalarda muhtelif rakamlar ortaya çıkmıştır. Wikipedia’da gösterilen rakamları vermek istiyorum.
Toplam Dünya Müslümanlarının yaklaşık % 92 sini temsil eden büyük Müslüman ülkelerin, 2005 yılı ortalarındaki hesap edilen verilere göre Sünnilerin oranı % 85, Şiilerin oranı ise % 15’dir. 
Burada güncel olduğu için Suriye’deki Şii–Sünni oranına değinmek istiyorum. Suriye’de %15 Şii–Alevi varken bu oran Türkiye’de %21’dir. Suriye alevidir, “Alevilerin katli caizdir” diye yapılan saldırıların ne anlama geldiği de burada ayan beyan ortadadır. Esas olan mezhep çatışması çıkartarak Müslümanları kendi içinde birbirine kırdırmak ve İslam coğrafyasını ele geçirmektir. Petrol kaynaklarının Ortadoğu coğrafyasındaki dağılım haritasına bakıldığında (Harita 2) Şii bölgelerinde yoğun olarak bulunduğu görülmektedir. Bu da dış güçlerin Şii ve Sünnileri birbirine kırdırmalarının sebeplerindendir.
2– Alevi–Sünni çatışmaları:
Tarihi süreç içerisinde Şii–Sünni ihtilafının tarihi ve siyasi yönleri vardır. İmam Ali Efendimize hakkı olmasına rağmen hilafetin verilmeyişi ve Kerbela’da Ehl–i Beyt’e karşı uygulanan katliam gibi. Ehl–i Beyt ailesi mensupları dünyanın neresine giderlerse gitsinler soğuk ve sıcak savaşın bütün taktiklerinin kendilerine uygulanmaları tarihi bir realitedir. 
Emeviler döneminde Ehl–i Beyt’e hakaret içeren hutbelerin verilmesi, Abbasiler döneminde baskı ve zulüm, Ehl–i Beyt mensuplarının haklarına ve hayatlarına gasp söz konusu olmuştur. 
Osmanlı döneminde özelikle Yavuz Sultan Selim döneminde 40 bin Alevinin öldürülmesi tarihi izler bırakmıştır. Şeyhülislam’ı Ebu Suud Efendi’nin verdiği fetvalar bu katliamın dini dayanağını teşkil etmiştir. 
Osmanlı kaynağı olan Selimşâhname’de bu olay şöyle geçmektedir:
“Her şeyi bilen Sultan, o kavmin etbâını kısım kısım ve isim isim yazmak üzere, memleketin her tarafına bilgiç katipler gönderdi; yedi yaşından yetmiş yaşına kadar olanların defterleri divâna getirilmek üzere emredildi; getirilen defterlere nazaran, ihtiyar–genç kırk bin kişi yazılmıştı; ondan sonra her memleketin hâkimlerine memurlar defterler getirdiler; bunların gittikleri yerlerde kılıç kullanılarak, bu memleketlerdeki maktullerin adedi kırk bini geçti.” (2)
İkinci Mahmut döneminde yapılan zulüm, sürgün, işkence ve hak gaspları da hak safhadadır.
Tarihçi Patrick Kinross’a göre, sultan II. Mahmud’un talimatıyla, ağır topçu saldırıları ile bir Bektaşi ocağı olan Yeniçeri kışlaları yakılarak 4000 yeniçeri öldürülmüştür. Hayatta kalan esirler ya sürgüne yollanmış ya da idam edilmiştir ve sultan tarafından malvarlıklarına el konulmuştur. Bu olay Osmanlı kaynaklarında Vaka–i Hayriye (Hayırlı olay) olarak geçmektedir. Bir katliama verilen hayırlı sıfatı bile Alevilere dönük zulmün geldiği noktayı göstermesi açısından önemlidir. Geride kalan Yeniçerilerin Selanik’te, daha sonradan “Kan Kulesi olarak adlandırılacak bir kulede, başları vurdurulmuştur. Akabinde Bektaşilik yasaklanmıştır. Bektaşi postnişini Hamdullah Çelebi, idama mahkûm edilmiş ancak daha sonra vazgeçilerek Amasya’ya sürgüne gönderilmiştir. Yüzlerce Bektaşi tekkesi kapatılmış ve çalışan yüzlerce derviş ve baba ya öldürülmüş ya da sürgün edilmiştir. Kapatılan tekkelerden bazıları Sünni Nakşibendi tarikatına nakledilmiştir. (3)
1978’de Alevilere dönük bir diğer katliam  Kahramanmaraş’ta meydana gelmiştir.  Yedi gün süren olaylar sırasında 150 Alevi öldürülmüş, Alevilere ait 200’ün üzerinde ev yakılmış, 100’e yakın işyeri tahrip edilmiştir. 
1980 Çorum Olaylarında Alevi mahallesi olarak bilinen Milönü Mahallesine saldırılması üzerine, çoğu Alevi olmak üzere resmi kaynaklarca 57 yurttaşın ölümü ve yüzlercesi yaralanmıştır.
Ülkemizde 1993 yılında Sivas’ta Pir Sultan Abdal Kültür Derneği tarafından organize edilmiş olan Pir Sultan Abdal Şenlikleri sırasında Madımak Oteli’nin yakılması ve çoğunluğu Alevi 33 yazar, ozan, düşünür ile 2 otel çalışanının yanarak ya da dumandan boğularak hayatlarını kaybetmişlerdir.
Bu olayların bir başka sebebi, Alevileri ötekileştirmek ve terörün ve anarşinin içine çekme gayretleridir. Aleviler hem ötekileştirilecek hem de toplum nazarında mahkûm edilecektir. Böylece bir taşla iki kuş vurulmuş olacaktır.
Bu ötekileştirme politikalarının temelinde tabi ki, politik bir takım hesaplar da vardır. Önce ötekileştirmek sonra sahip çıkarak köleleştirmek. İşte uzun yıllar ülkemizde bu politika izlendi.  Gerek iktidar olmuş gerekse meclis içi muhalefet olmuş partiler alevi ve Şiileri toplumda ki oranlarına paralel ne partileri içinde nede milletvekili seviyesinde görev vermemişlerdir.
Alevi kesim, yüzyıllardan beri mağdur edilen, kendi kimliğini açıktan ifade edemeyen bir kadere mahkûm edilmiştir. Demokratikleşme paketinde bir kez daha görüldü ki, AKP hükümeti Alevileri ötekileştirmekle kalmıyor, üstelik alay eder bir üslup takınıyor. Bir üniversite adını değiştirmenin, Alevi vatandaşlarımızın beklentilerini karşılayacak bir çözüm olamayacağı çok açıktır. Dünden bugüne Alevi – Sünni çatışmalarını doğru değerlendirmek gerekir.
3– Türkiye dışında, Şii–Sünni ayrımı daha sert çizgilerle ayrılmış durumdadır: 
Özellikle Sünni çizgide kabul edilen Selefi–Vahhabi anlayışı radikal çıkışlar yapmıştır. Şiiler öldürülebilir, kadınlarına tecavüz edilebilir. Nitekim basın yayına da intikal ettiği üzere canlı canlı Şiilerin kafaları kesilerek vücutlarından ayrılmıştır. Katliamlar ve baskınlar yapılmıştır.
Yüzyıllarca süren Şii–Sünni ihtilafında süreç tam bir zıtlaşmaya dönüşmüştür. Artık meselenin aslından ziyade siyasi ve aktüel boyutu ön plana çıkmış, basın yayın marifetiyle kamplar oluşturulmuştur. 
Neticede çatışmadan hareketle siyaset üretilmektedir.  İslam üzerinde Müslüman üzerinde ve coğrafyamız üzerinde gözü olanlar Şii – Sünni ayrılığını fırsata çevirmektedir.
Yüzyıllar boyu gerek yurdumuzda gerekse yurt dışında Müslümanlara arasında çıkartılan çatışmalar sürekli körüklenmeye çalışılmıştır. 
Güncel olması nedeniyle ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) kapsamında gerçekleştirdiği işgal hareketinde, Şii–Sünni çatışmasını nasıl körüklediklerine bakalım. Mayıs 2007 yılında konuşan eski bir Iraklı subay bakın nasıl itirafta bulunuyor. “Bir gün Şiilerin yoğun olduğu Azamiye’de bir Şii, ertesi gün Sadr kentinde bir Sünni’yi öldürüyorduk. Bu iş için Amerikalıların kurduğu bir ‘kirli işler ekibi’ var. Söz konusu ekip özellikle kalabalık pazarlarda bombalı araç patlatma konusunda uzman. Amerikan güçlerinin kullandığı en yaygın bombalı araç planı, Iraklılara ait araçlarda arama yapılırken bomba düzeneği yerleştirme şeklinde oluyor.” (4)  Yine buna paralel bir açıklamayı da CIA’nın eski Ortadoğu bölge şefi Robert Baer açıklıyor: “Sünni–Şii savaşını tetikleyelim. Biz Amerikalılar niye ölelim ki! Bırakalım (Sünni–Şii) Müslümanlar birbirlerini öldürsünler.” (5)
İşte bugün yaşanan tablo budur. Bu çatışmanın din kisveli fetvaları da bu arada ihmal edilmemektedir. Selefi şeyhi Yusuf el–Kardavi, Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad’a destek veren ulema ve siviller hakkında fetva veriyor.  Diyor ki: “Sivilleri de öldürün, eğer masumlarsa öldükten sonra nasıl olsa Allah onları affeder.” (6)  Derken, Kuveytli Vahhabi, Şeyh Şafi el–Acemi, “Şii çocuk ve kadınların öldürülmesi helaldir” (7) diye fetva vermektedir. Ülkemizden Nakşibendi Cübbeli Ahmet, “Sünniler Şiilerle savaşırsa Şiileri öldürmek caiz midir?” şeklindeki soruya, “Zaten Şiiler devamlı Müslümanlarla savaşır. Hayatta bir gâvurla savaştıkları görülmemiştir” demektedir. (8)
Prof. Dr. Haydar Baş ile 
Alevi–Sünni kardeşliği:
Alevi ve Sünniler arasında uzun yıllardan beri süregelen kırgınlıklar üzerine bir takım oyunlar bina edilmiştir. Prof. Dr. Haydar Baş Bey’in kaleme aldıkları Ehl–i Beyt Külliyatı İslam âlemi için bir kaynak eser niteliği taşımaktadır. 7.’si yapılan Ehl–i Beyt Sempozyumu gerek ülkemizde gerekse bütün İslam âlemine birlik ve kardeşlik vizyonu getirmeye başlamıştır.
Bu tarihi mücadelenin gayesi aynı zamanda İslam coğrafyasını Haçlı çizmeleri altındaki işgalden kurtarabilme mücadelesidir! Ehl–i Sünnet ve Şia âleminin Tevhid akidesindeki bir olduğunu söyleyen Prof. Dr. Haydar Baş, “Allah’ın birliği, zatı, sıfatları ve fiilleri gibi temel itikat konularında iki dünya arasında fikir ayrılığı yoktur. Her iki dünyanın “İslam” tarifi aynıdır. İki dünyanın da iman tarifi, imamet mevzusu dışında birdir. Kader konusunda da görüş birliği vardır. Ehl–i Beyt ekolüne göre hayır ve şer Allah’tandır. Ehl–i Sünnet’e göre de hayır ve şerrin Allah’tan olduğuna inanmak imanın şartıdır” tespitini yapmaktadır.
Her fırsatta, Şii âlemi ve Sünni dünya için müşterek paydanın Ehl–i Beyt olduğunun altını çizen Prof. Dr. Haydar Baş, “Ortak payda, Kur’an ve hadislerin beyan ettiği Ehl–i Beyt görüşünde ve yaşantısında bir ve beraber olmaktır” demektedir.
“Her iki dünyada Ehl–i Beyt etrafında akaidini ve İslami şartlarını yaşamalıdır. Bu aynılık, sosyal hayata da yansımalı siyasette, kültürde, medeniyette bir ve beraber olarak İslam kardeşliği temin edilmelidir. Esasen Şii ve Sünni dünyası birbirinin kardeşidir. Birbirinin itikat ve ibadetine her konuda sahip çıkacak; can, mal ve namus emniyetini koruyacaktır. Böylece vücuda gelen İslam kardeşliği adındaki birlik, bu dünyanın canına, malına, namusuna, din ve vicdan emniyetine savaş açan Haçlı dünyasının karşısında bir bilek ve bir yürek olabilecektir. Bu sayede İslam coğrafyasının yeraltı ve yer üstü kaynaklarının sömürülmesinin de önüne geçilecektir.”
Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş Batı’nın elinde oyun ve oyuncak haline gelen İslam âleminin çözümünü de Şii–Sünni kardeşliğinin temininde görmektedir. Bu konuda “İslam kardeşliği anlayışı ile vücuda gelecek Şii–Sünni bloğu aynı zamanda, Müslüman olan bütün ırkların kardeşliğine sebep olarak, suni Şii–Sünni ayrılığı kullanılarak ortaya çıkabilecek muhtemel savaşların da önüne geçecektir. İslam âlemi üzerine yönelen kaynaklar savaşının yaşandığı günümüzde İslam kardeşliği birliği bir zarurettir. Kaldı ki, insanlığın hangi dinden olursa olsun can, mal, namus, din ve vatan emniyetini temin edecek olan Ehl–i Beyt etrafındaki İslam kardeşliğidir. Çünkü yalnızca bu birlik dil, din farkı gözetmeksizin bütün insanların hayat garantisi olacaktır” demektedir.
İslam coğrafyasında kan gövdeyi götürüyor. Batı son vuruşunu geniş çapta oluşturacağı bir Alevi–Sünni çatışması ile yapmak istiyor. Bugüne kadar da bu konuda kendi adına başarı kaydetti. Ancak sayın Prof. Dr. Haydar Baş hocamızın başlattığı Ehl–i Beyt açılımı ile bu oyun boşa çıkartılmıştır.
Türk kamuoyu Alevilere karşı ciddi şekilde şartlandırılmıştır. Buna mukabil sayın Prof. Dr. Haydar Baş, “İmam Ali” kitabının yayınlanmasından sonra 2011 yılında Ehl–i Beyt Kongresinin yapılmasına öncülük etti. Kongrenin yapılma kararı önemlidir. Prof. Dr. Haydar Baş hocamız bir Alevi–Sünni savaşı çıkartılmak isteniyor. Türkiye de işin içine çekilmek isteniyor tespitini yaparak acilen bir Ehl–i Beyt Sempozyumu yapılmasını istediler. Bir ay içerisinde Bursa’da sempozyum düzenlendi. Dünyanın birçok ülkesinden Şii ve Sünni ilim ve din adamları gelmişti. Sempozyuma katılanların başlıcaları, Suriye, Makedonya Lübnan, Rusya, Tataristan, Irak, Tanzanya, Azerbaycan, İran’dan çok sayıda Şii ve Sünni ilim ve din adamları, dedeler, babalar ve alevi canlar katıldılar. Büyük bir coşku içinde geçen sempozyum özellikle Türkiye kamuoyunun uyanışına sebep oldu. Şiilere dinden uzaklaşmış gözüyle bakılırdı. Şii dünyadan gelen konuşmacılar kendilerini izleyen Sünni topluluğu izledikçe Şii dünyaya karşı yürütülen düşmanca politikanın Türk milletine ait olmayıp siyasetin bir oyunu olduğunu yakından müşahede ettiler. Sünni olan halkımız ise alevi, Şia ve Caferilerin, Sünnilerden bir farkı olmadığını bizzat yaşamış oldu. Bu sempozyum tarihi bir kırılma noktası idi. Allah lütfetti savaşın önüne geçildi.
Prof. Dr. Haydar Baş beyin Rus siyaset ve ilim insanlarıyla yaptığı sohbetlerde, İslam dünyasından kabul görmek istiyorsanız halkları korumanız gerek tespiti önemlidir. Böylece Müslümanların can mal ve namusları korunacak, İslam dünyasının kalkanı olacaksınız demiştir. İslam camisinin minaresi olacaksınız. Mutlaka iş birliği yapmamız lazım demiştir. İlk işbirliği Suriye’de oldu. Ne yazık ki Türk dünyasından beklenen hareket Rusya’dan olmuştur. Türkiye’nin olması gereken merkezde Rusya olmuştur.
Ne dediler?
Prof. Dr. Haydar Baş Bey’in çalışmaları dünya çapında etkili olmaktadır. Bu konuda söylenenlerin bazıları şunlardır:
Liberal Demokrat Parti’nin Akademik Kurul Başkanı Prof. Dr. Lisiçkin: “Beraber Sibirya’yı gezelim. Lütfen burası hakkında bize projeler üretin, işbirliği yapalım.”
Prof. Dr. Lebedev: “Ben dünyanın bir numaralı iktisat matematikçisiyim. Bu konuyu bizden iyi bilen yoktur. Milli Ekonomi Modeli’ni kongrelerde çok okudum. Bu tezde, esrarengiz kodlar var. Her okuyuşta yeni bir kod ile karşılaşıyorum. Modelde, meseleleri çözen, problemleri halleden pek çok kod saklıdır. Üstelik sadece bugüne değil, geleceğe de ışık tutan kodlar var. Rusya’nın buna ihtiyacı var. Ben, modelin bu yönüne hayranım.” 
Prof. Dr. Lisiçkin: “Bu tezin Rus Parlamentosu Duma’da görüşülmesi tarihi bir olaydır; tez, tamamen çözümdür.”
Prof. Dr. Victor Volkonski: “Rusya’da ilimle din her zaman çatıştı. Hiç barışmadı. Haydar Baş dinle ilimi barıştırdı. Baş’ın tezinin uygulanması ile topluma huzur gelir.” 
Prof. Dr. Victor Minin: “ABD radikal İslam’ı ve radikal Hıristiyanlığı pompalıyor. İnsanlar iki kutba ayrıldı. Toplumda anarşi çıkacağı kesin görünüyor. Bu terörün önüne ancak Haydar Baş’ın Milli Ekonomi Modeli ile geçilebilir. Bunun için de Rusya’ya bu model şarttır.”
Prof. Dr. Muhammed El–Faruki (Illinois Üniversitesi, ABD): “Dahi insan Prof. Haydar Baş’ın Milli Ekonomi Modeli kendi ayakları üzerinde durabilen ve daha iyi bir gelecek inşa etme gücüne sahip bir alternatif ekonomik modeldir. İnancım tamdır ki bu model sadece Türk milletini değil, aynı zamanda bütün insanlığı darlıktan; müreffeh yarınlara taşıyacaktır.”
2010 yılında Bursa’da yapılan 7. Milli Ekonomi Modeli Kongresinde, “İmam Ali” kitabı takdim edildi. Kitabı inceleyen Minin bir konuşma yaptı. Konuşmasında Milli Ekonomi Modeli ile dünyada yaşanan ekonomik bunalıma çözüm getiren Haydar Baş Bey’in şimdi de “İmam Ali” kitabıyla İslam âleminde kardeşliği tesis edeceğini söyledi. Bunu müjde olarak dünya kamuoyuna deklare etti.
Necef ulemasından Allame Seyyid Salih el Hekim: “Sayın Haydar Baş hocanın bu Ehl–i Beyt açılımının özellikle Türkiye halkına ve Ortadoğu’daki Şii–Sünni birlikteliğine faydası olduğundan hiç şüphe etmemek gerekir. Büyük ve meşhur profesör Haydar Baş’ın Hazreti Ali’nin yolunu insanlara teşvik etmesini takdirle karşılıyor ve kendisini kutluyoruz.” 
Ayetullah el–Uzma Muhammed Said el–Hekim (Necef–Irak): “Sayın Prof. Haydar Baş hocanın açtığı bu çığırın iyi değerlendirilmesi gerekmektedir.  Ehl–i Beyt konusunda ilmi çalışmalarına destek vereceğimizi de bildiriyoruz.”
Ayetullah el–Uzma Seyyid Sadık Şirazi (Kum–İran): “Sayın Haydar Baş hocanın Ehl–i Beyt ile ilgili bu açılım ve tanıtımı Türkiye’de Ehl–i Beyt hizmetine büyük katkıda bulunacaktır. Kendisine teşekkürümü bildiriniz.”
Şeyh Celal Maaş (Kerbela–Irak): “Mazlum 12 İmam yolunun ısrarla unutturulmaya çalışıldığı bu zamanda 12 İmamın ve Ehl–i Beyt’in yolunun Prof. Haydar Baş ve ekibi tarafından türlü zahmetlerle insanlara ulaştırılmaya çalışılması takdire şayandır.”
Suriye Şam Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Yuva şunları söyledi: “Prof. Dr. Haydar Baş Beyefendi’nin gayretleriyle tanzim edilen Peygamber Ocağı Ehl–i Beyt Sempozyumu, emperyalist devletlerin ve bölgesel temsilcilerinin İslam coğrafyasına yönelik uygulamaya koydukları yeni sömürgecilik ajandalarının mihenk taşını oluşturan mezhep fitneciliğini teşhir etmesi, bu kahredici tehlikeye dikkat çekmesi ve ortaya koyacağı tavsiyelerle kamuoyunu daha duyarlı hale getirmesi bakımından tarihi bir öneme haizdir.”
Rusya İslam Komitesi Başkanı Haydar Cemal: “Önümüzdeki 10–20 yıl içinde küresel medeniyetin çehresi tamamıyla değişecek. Prof. Dr. Haydar Baş öyle bir liderdir ki, bu değişiklikleri bize şimdiden gösteriyor. Haydar Baş, meşale taşıyan adamdır, önderdir. Böyle bir önderle yüz yüze görüşme fırsatı bulmak benim için büyük bir fırsattır. Bu fırsatı yakaladığımız için Rusya halkını ve kendimi tebrik ediyorum.”
Bir ayet–i kerime ile bitirmek istiyorum: “Ve de ki: Hak geldi, bâtıl yok oldu; gerçekten bâtıl pek zavallıdır!” (9).

Kaynakça:
1– 7. Ehl–i Beyt Sempozyumu “Velayet Yolu Ehl–i Beyt ve Ona Karşı Türetilen Bid’at Akımlar” 5–6 Ekim 2013 Bursa’da Sunulan Tebliğ
2– Tekindağ, Şehabettin. Yeni Kaynak ve Vesikaların Işığı Altında Yavuz Sultan Selim’in İran Seferi, Tarih Dergisi, Mart 1967, sayı: 22, s. 56 i Saim Savaş: XVI. Asırda Anadolu’da Alevîlik, Vadi Yayınları, 2002, s. 111
3– Özmen, İsmail & Yunus, Koçak. Hamdullah Çelebi’nin Savunması, – Bir inanç abidesinin çileli yaşamı. Ankara, 2008, s. 74
4– Yeni Şafak, 12 Mayıs 2007
5– Nilgün Cerrahoğlu, Cumhuriyet, 14 Nisan 2012
6– http://www.ehlibeytalimleri.com/haber/2712/seyh–ten–korkunc–fetva—esad–a–destek–veren–sivilleri–de–oldurun
7– http://www.suriyegercekleri.com/ 2013/06/13/kuveytli–fitne–seyhi–safi–el–acemi–suriyede–ki–muslumanlarin–katledilmesi–icin–fetva–verdi
8– https://www.facebook.com/video/video.php?v=236487393062017
9– Kur’an–ı Kerim, 17–İsra, 81. 
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100