16 Kasım 2005 Çarşamba 00:00
198 Okunma
AB kimliğini bulamadı
20.yüzyılın ilk yarısı boyunca Avrupa, bölge terörünün en önde gelen pratisyeni durumundaydı. ~|~ Muazzam politik deneyleri uygulamak amacıyla Nazizm ve Stalinizm kendilerine has yöntemlerle devletin gücünü kullanarak korkunç tecrübelere neden oldular. İkinci Dünya Savaşı'nın ardından Avrupalılar gelecekte tedrici bir ilerleme süreci ve rızai bir değişimi tercih edeceklerine karar verdiler ve Avrupa projesi bu kanaat doğrultusunda şekillendi. Geçen yüzyılın ikinci yarısında barışcıl ve zengin bir konuma yükselen Avrupa, tarihte yaşadıklarından ders almışa benziyor.

Tony Judt'un 'Savaş Sonrası'nda işaret ettiği üzere, bu kendinden memnuniyet durumu biraz da olayların bilincinde olunmamasından kaynaklanıyordu. İkinci Dünya Savaşı, Avrupa'yı parçalanmış bir halde bıraktı. İki dünya savaşı arasındaki yılların mirası, Batı Avrupa'nın yeniden inşasını derinden şekillendiren unsur oldu, bazı ülkelerde buna yakın geçmişe ait oldukça seçici bir hafıza da eşlik etti. Nazizm tam anlamıyla bir Avrupa fenomeniydi ve bir başka benzeri bulunmayan Yahudi soykırımı suçunun işlenmesine dair hâlâ cevaplandırılamamış sorular bulunmakta.

Avrupa değerleri nedir?

'Avrupa değerleri'ne dair oldukça fazla sayıda ikna edici konuşma yapılıyor ama acaba bunlar Hitler'in iktidara gelmesini sağlayan ırkçı ve Yahudi düşmanı değerleri içeriyor mu? Bazılarının umduğu gibi eğer içermiyorsa o zaman 'gerçek' Avrupa değerleri nasıl tanımlanmalı? İkinci Dünya Savaşı sonrası bu sorulara yanıt vermekten kaçınılmıştı ve günümüzde hâlâ çözümsüz durumdalar. Soğuk Savaş'ın bitişi ile kıta tekrar bir araya geldi, ancak bu Avrupa'nın yeni kimliğini doğrulamadı. 21. yüzyılın beş yılı geride kalmışken Avrupa'nın anlamı bugüne kadar olduğu gibi çözümsüzlüğünü koruyor.

Judt 'Savaş Sonrası'nı yazma fikrinin ilk kez 1989'un aralık ayında Viyana Merkez Tren İstasyonu'nda tren değiştirirken aklına geldiğini yazmış. Zaman ve mekân böyle bir projeyi tasarlamak için çok elverişliymiş, ancak (kendisi de ifade ettiği gibi) şans eseri koşullar onu uzun yıllar boyunca bu proje üzerinde çalışmaktan alıkoymuş. Judt her şeyden önce, kitabının İkinci Dünya Savaşı'nı izleyen dönemde Avrupa'nın imparatorluğa ait ve uluslararası statülerinin kaybı ile küçülmesini anlatan bir tarih kitabı olduğunu vurguluyor.

Elbette böyle ama daha fazlası da mevcut. Tarih alanında bir başyapıt niteliğindeki 'Savaş Sonrası' bize, Batı ile Doğu'yu, kültürel ile jeopolitik kavramlarının sorunsuz bir birbiriyle iç içe geçtiği son 60 yılın Avrupası'nı ortaya koyuyor. Kitabında 2005 yılıyla ilgili olarak "Ne Avrupa ne de Çin evrensel anlamda işe yarar bir örnek teşkil ediyor. Kendi geçmişlerindeki korku dolu yıllara rağmen şu anda dünyaya geçmişteki hataların tekrarlanmaması yönünde bir dereceye kadar ılımlı tavsiyede bulunabilecek konumda bulunanlar Avrupalılar. 60 yıl önce kimse hayal bile edemezken 21. yüzyıl yine de Avrupa'nın" diyor.
Bilgece bir yargı ve şurası kesin ki çok kişinin benimseyeceği türden bir öngörü. Yine de böyle bir yargıya varırken Judt'un realizmi Avrupa'yı yüceltmek uğruna pas geçip geçmediğini sormak gerek. Kitapta da sık sık yinelendiği üzere Avrupa'da gerileme 1945'i takip eden yıllarda hemen sona ermiyor.

İronik bir şekilde bu süreç, Sovyetler'in dağılmasından sonra Avrupa Birliği'nin genişlemesiyle devam etti. Doğu'ya doğru genişleme AB'nin küresel güç olarak rol oynama potansiyelini sıfıra indirdi. AB genişledikçe, bir zamanlar ne olursa olsun, sahip olabileceği istikrarı kaybediyor ve Türkiye'nin katılımıyla ortaya çıkan belirsizlik akla Avrupa'nın gerçekten ne anlam ifade ettiği sorusunu getiriyor. Türkiye'deki siyasi kesime AB elitleri ne derse desin, kurucu üyelerden Hollanda son günlerde ciddi şekilde türbanı yasaklamayı düşünürken, Türkiye'nin AB'ye girebilmesi neredeyse imkânsız. Avrupa, evrensel idealin bölgesel anlamda somut bir hali mi, yoksa kendisini tanımlayan değerler kendine özgü mü? AB, kendi üyelerinde Hıristiyanlık bir azınlık geleneğine dönüştüğünde Hıristiyan bir kulüp olduğunu nasıl iddia edebilir? Diğer yandan AB'nin bütününü oluşturan ulus?devletlerin bazıları çokkültürlülüğün kontrolden çıkmasına karşı çıkarken nasıl olur da çokkültürlü hale gelebilir?
JOHN GRAY / The Independent
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100