02 Ekim 2005 Pazar 00:00
165 Okunma
AB yolunda Türkiye'nin tepesindeki idam ipi
AB, Müzakere Çerçeve Belgesi'ne Türkiye'nin idam fermanı anlamına gelen şu ifadeyi yerleştirmek istiyor: "AB kurumlarında kabul edilen kararlar ve tavsiyeler hukuken bağlayıcı olup olmadığına bakılmaksızın MÜKTESEBATIN parçalarıdır". Milliyet'ten Güneri Civaoğlu yorumluyor. ~|~

Çerçeve Belgesi'nin taslağında yer aldığı iddia edilen ifade, belgeye girerse; AB kurumlarında kabul edilen kararlar hukuken bağlayıcılığına bakılmaksızın müktesabatın parçası haline gelecek.
Düğüm, "Çerçeve Belge" taslağında yer aldığı iddia edilen ve Ankara'nın da değiştirmeye çalıştığı bir cümlede...
"Taslak" elimde olmadığı için iyi kaynaklardan dinlediklerimle "mealen" yansıtıyorum...
"AB kurumlarında kabul edilen kararlar ve tavsiyeler hukuken bağlayıcı olup olmadığına bakılmaksızın MÜKTESEBATIN parçalarıdır."
Resmen doğrulanmamış bu ifade gerçekse, Türkiye'nin tepesinde sallandırılacak bir idam ipi gibidir.
Çünkü... Bakınız neleri kapsıyor...
? AB'nin yayımladığı karşı deklarasyonu.
? Avrupa Parlamentosu'nun önceki gün aldığı kararda yer alan Kıbrıs'ın tanınması, Ermeni soykırımının Türkiye tarafından kabulü gibi önkoşullar...
AB rüyası sona eriyor
Oysa...
Türkiye'de bu deklarasyonun ve Avrupa Parlamentosu kararlarının hukuki bağlayıcılığı olmadığı yorumu yapılıyor. Başbakan Erdoğan da, "Bunların hukuki bağlayıcılığı yok, biz yolumuza devam ederiz" demiş bulunuyor. Fakat... Eğer Çerçeve Belge'de yukarıda yansıttığım ifade yer alırsa, yani, "Hukuken bağlayıcı olup olmadıklarına bakılmaksızın AB kurumlarınca alınan kararlar ve tavsiye kararları AB MÜKTESEBATI sayılır" satırları önümüze konursa, durum çok değişir.
Çerçeve Belge'de doğrudan "Kıbrıs'ın tanınması, Ermeni soykırımının Türkiye tarafından kabulü" yazılı olmasa bile, bu MÜKTESEBAT tanımı, artık bir pozitif hukuk haline gelmiş olur.
Görüşmeler boyunca Türkiye'nin itiraz edemeyeceği bir hukuk kaynağı olarak önüne konur.
"AB deklarasyonunda, Avrupa Parlamentosu kararlarında, Türkiye'nin imzası yoktur. Türkiye'yi bağlamaz" yolundaki görüşler havada kalır.
3 Ekim savaşları, işte asıl bu "düğümü" çözmek için sürüyor olabilir.
AB'nin Türkiye için "Çerçeve Belge'yi" 3 Ekim sabahına bırakmış olmasında, tartışmaların o duyarlı cümleye odaklanmasını önleyerek bir "son an oldubittisi" yaratmak politikası ihtimalini dikkate almalıyız.
Buna karşılık, 3 Ekim savaşlarının özellikle "imtiyazlı ortak" seçeneğinin Çerçeve Belge'de yer almamasına odaklanmış görüntüsü var.
Zaten böyle bir olasılık, ortadan ?neredeyse? kalkmış bulunmakta.
3 Ekim'de Çerçeve Belge açıklanıp içinde "imtiyazlı ortak" seçeneği yer almazsa, hemen "zafer" çığlıkları atılmasın.
Hele "Bakın 'Ermeni soykırımı kabul edilsin ve Kıbrıs tanınsın' ifadeleri, Çerçeve Belge'de yok" gibi laflar da ?ihtiyatsızca? söylenmesin.
Çünkü...
Çerçeve Belge'de eğer yazının başında "düğüm" olarak yansıttığım ifade yer alırsa, her iki duyarlı koşul da Çerçeve Belge'nin ve müzakere hukuku olan MÜKTESEBATIN doğrudan değil ama dolaylı parçası haline gelecektir.
Ankara, sanıyorum bunu aşmaya çalışıyor.

Beyin yıkama operasyonu
Avrupa Birliği, Türkiye'nin yoluna yeni bir Çin seddi inşa etmesine rağmen, Türk basını gerçekleri gizlemeye devam ediyor. Dün Milliyet, Türk halkının hala daha
önemli bir bölümünün AB'yi istediğini
iddia ediyordu.

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100