25 Ağustos 2006 Cuma 00:00
351 Okunma
ABD Ortadoğu'da çuvalladı
ABD'de Columbia Üniversitesi'nde tarih profesörü olan Mark Mazower, İngiliz Financial Times gazetesine yazdığı yazıda, ABD'nin Ortadoğu'da çuvalladığını, Avrupa'nın az da olsa devreye girdiğini yazıyor. ~|~

Bush yönetimi geçtiğimiz ay boyunca İsrail üstüne bahis oynadı ve kaybetti. Geçen hafta BM'de ateşkes kararındaki ifadelerin yazılması sırasında Fransızların önemli tavizler koparmasıyla da Amerika'nın giderek zayıfladığı net biçimde sergilendi. ABD'nin Ortadoğu'daki katlanarak kötüleyen durumu aslında Avrupa'ya meydan okuyor. Fakat Avrupa bugüne kadar bunun gereğini yapmaktan kaçındı. AB, kriz boyunca bir bütün olarak kenarda kalıp yaşananları izledi.

Üstelik Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyani, tüm dünya Lübnan'a odaklanmışken Ortadoğu'daki çatışmanın kökeninde aslında Filistin sorununun yattığını BM Güvenlik Konseyi'nde hatırlattı. Avrupa Filistin konusunda geleneksel olarak 'esnek' insani yardımlara yoğunlaşıp siyasi cephede gidişatı belirlemeyi Amerika'ya bıraktı. Fakat, barışı sağlamaya yönelik epey çaba sarf eden daha önceki ABD yönetimleri için geçerli olanlar, Bush yönetimi için geçerli değil. ABD tam aksine, İsrail ile Araplar arasında arabuluculuğa liderlik etme konusunda hiç olmadığı kadar kötü bir noktada ve bu durumda Avrupa'nın oyundaki rolünü önemli ölçüde büyütmesi gerekiyor.

Türkiye kötü etkilemez
Her şey bir yana, Avrupa da en az ABD kadar Ortadoğu'ya müdahil.
Hatta, mevcut çıkmazın ardındaki tarihsel sorumluluğun önemli kısmı bölgenin haritasını çizen Avrupa'ya ait. Siyonizm de, Avrupai milliyetçiliğin gecikmiş bir şekli halinde Avrupa'daki Yahudi karşıtlığına verilmiş doğrudan bir cevap olarak ortaya çıktı. AB ülkeleri Lübnan'dan gelen mültecileri barındırıyor ve yakında savaşın çevreye verdiği sonuçları da hissedebilirler. Güney Lübnan'a yerleştirilecek takviye edilmiş BM gücü de muhtemelen Avrupa komutasında olacak. Eğer gerçekleşirse, Türkiye'nin AB'ye katılımının Avrupa'yı Ortadoğu'daki sorunların içine çekeceği yönünde de endişeler var. Fakat AB zaten çoktandır bu bölgede.

Her şekilde, Avrupa'nın kendi içindeki siyasi görüş ayrılıklarını çok önemsemek muhtemelen bir hata. Filistinliler söz konusu olduğunda, tüm kıtadaki siyasiler ve kamuoyu gerçek bir görüş birliği içinde. Daha iddialı bir Avrupa'nın önündeki en önemli engelin aslında psikolojik olduğunu görmemek zor.

Avrupa'nın açmazı
Avrupa'ya yönelik konvansiyonel askeri tehditler eskiye göre çok daha az olsa da, Soğuk Savaş zihniyetinden kurtulamamış kıtadaki siyasetçiler güvenlik mevzularında hâlâ Washington'ın liderlik etmesini bekliyor. NATO kendine görev arayan bir ittifak konumunda; artık var olmayan bir tehdide karşı Doğu Avrupalılara güven vermek dışında Avrupa'da stratejik bir işleve sahip değil. Çevre, terör, malların ve göçmenlerin küresel dolaşımı gibi yeni tarz güvenlik sorunlarına gelince, Washington'ın askeri gücünün bunlarla baş etmek için epey az yardımı oluyor. İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra Avrupa güçlü patronlarının arkasında durmaya alıştı. Şimdiki sorunuysa tekrar tek başına yürümeyi öğrenmek.

Ortadoğu'ya yönelik daha arzulu bir Avrupa'nın tutumu nasıl belirlenmeli? AB, Lübnan'daki mevcut krizinin ötesinde İsrail?Filistin barışına öncelik verip ekonomik gücünü diplomatik etkinliğe çevirme yollarını araştırmalı. Filistinlilere verdiği devasa insani yardımlarla zaten bu noktada önemli bir etkinliği var. Buna ek olarak, İsrail ile kapsamlı ticari ilişkileri Avrupa'nın İsrail hükümeti üzerinde şu ana kadar yaptığından çok daha fazla baskı kurmasına imkân tanımalı.
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100