Bu haber kez okundu.

ABD'de taşlar yerinden oynuyor
ABD'de 7 Kasım'da yapılan seçimyeri Bush ve ekibi kaybetti. Taşlar oynamaya başladı. Acaba ne olacak? Milliyet'ten Yasemin Çongar yazıyor ~|~

Savaşın baş ideoloğu, şimdiki Dünya Bankası Başkanı Paul Wolfowitz, Irak'taki duruma ilişkin soruları, aylardır, "Irak benim meselem değil" diye yanıtlıyor.
Bush yönetimini savaşa ikna edenlerden Iraklı Ahmet Çelebi, "Asıl suçlu Wolfowitz'dirÖ" diyerek eski dostunu Irak'taki hezimetten sorumlu tuttuğunda ABD ara seçimlerine aylar vardı.

Savunma Politikası Kurulu'nun eski başkanı Richard Perle'ün, "Bu noktaya geleceğimizi başında görseydim, savaşı savunmazdım" demesi seçimlerden önceydi.
Savunma Bakanı Donald Rumsfeld'in 36 yıllık dostu Ken Adelman'ın, Pentagon'daki bir toplantıda, "Irak'ta savaşı kaybediyoruz" deyip, Rumsfeld'i inkarcılıkla suçlaması, en az dört beş aylık mesele; Irak'ta görev yapmış generallerin, Rumsfeld'i açıkça eleştirmeye başlaması daha da eski.

Army Times gibi Amerikan ordusunun okuduğu bir dizi derginin Rumsfeld'i istifaya çağırması, 7 Kasım öncesindeydi. Başkan Bush da, Rumsfeld'in işini, eski CIA Başkanı Robert Gates'e teklif etmek için ara seçim sonuçlarını beklemedi.
ABD'de bir dizi neo?con ve liberter ismin şimdi kıyasıya eleştirdiği Irak Çalışma Grubu yeni değil, tam dokuz ay önce Kongre'deki Cumhuriyetçilerin bastırması ve Başkan Bush'un onayıyla kuruldu.
Velhasıl, Bush yönetimi ve yakın çevresi açısından Irak'ta sonun başlangıcı 7 Kasım değil. Amerikan sağını Irak konusunda birbirine düşüren, neo?con'ların eleştirdiği Bush'a gerçekçilerden medet umduran Demokratların zaferi olmadı. Irak'ta çıkış arayışı, sandık nedeniyle değil, saha nedeniyle başladı. Sandık sonuçtu; seçmenin, sahadaki gidişatın sorumlularına tepkisiydi.

Soldakiler...
7 Kasım, Bush'a büyük darbe vurdu. Ancak seçim sonuçlarını, ABD'nin artık dünyadan elini eteğini çekeceği, terörle mücadeleden de, Ortadoğu'da demokratikleşme hayalinden de vazgeçeceği şeklinde yorumlamakta acele etmeyin.
Dış politikaya kafa yoran nüfuzlu Demokratlarla konuşunca, hiç de "ABD kabuğuna çekilmeli" türü öneriler işitmiyorsunuz. Irak'ı Vietnam'a benzetenler bile, "11 Eylül sonrasında Vietnam sendromu yaşama lüksümüz yok" diyorlar size. Demokrasi hedefinin, Amerikan dış politikasının merkezinde yer almasını "ütopik" saymıyor, aksine "Bunu kağıda geçirdi, hayata geçirmedi" dedikleri Bush'u, Lübnan'dan Kazakistan'a birçok örnekle eleştiriyorlar; ABD'nin lekeli insan hakları sicilinin, demokrasi söylemini zedelediğini vurguluyorlar.

Bill ve Hillary Clinton'ın yakın çevresinden, hem Clinton çiftiyle, hem de Senatör Joseph Biden ve Richard Holbrooke gibi Demokratlarla, son dönemde Irak ve dış politika üzerine sohbet etmiş bir kaynak, "Daha az değil, daha çok devrede olma yanlısı görüş ön planda" deyip, bu kesimdeki ortak yaklaşımları şöyle sıralıyor:
"Irak'ta askeri çıkış yok, ama 'siyasi çözüm' geliştirmek ve uygulamak şart; Afganistan'a daha fazla kuvvet ve kaynakla dönüp, Taliban'ı püskürtmek şart; Arap?İsrail barışı için yeniden, inandırıcı biçimde devreye girmek şart."
Irak'ta servet ve iktidar paylaşımına yönelik bir anlaşmayla gevşek federasyona geçme önerisi, yine bu kesimden bazılarınca ve "İç savaş, Şii?Sünni uzlaşmasının siyasi formülü bulunmadıkça bitmez" gerekçesiyle savunuluyor.
Amerikan solunda, "Irak'tan çıkalım, sonrasından bize ne" diyenler varsa da, bu sözü Beyaz Saray'a yeniden gelme iddiası ve şansı olan Demokrat siyasetçilerden duymuyorsunuz.

Sağdakiler...

Baba Bush'un dışişleri bakanı ve Irak Çalışma Grubu'nun eşbaşkanı James Baker'ın artık Bush'a her istediğini yaptırtacağı, Gates'i de zaten Baker'ın atadığı, bundan böyle "Bana dokunmayan diktatör bin yaşasın" diyen Amerikan sağcılarının dış politikaya damga vuracağı yolundaki yorumlar da, bir ihtimal, acelecilikten mustarip.
Baksanıza, Weekly Standard dergisinin duyurduğuna göre, Başkan Bush, Gates'i, Irak'a müdahaleyi hata saymadığını ve demokrasinin ilerletilmesinin, dış politikanın merkezinde olmasına itiraz etmediğini anladıktan sonra ya da, bir danışmanının deyişiyle, "gerçekçilerin büyükbabası Brent Scowcroft gibi düşünmediğinden emin olduktan sonra" atamış.

Kaldı ki, Irak Çalışma Grubu'nda demokrasiye pek de önem vermeyen "gerçekçiler" kadar, salt büyük 'D' ile değil, küçük 'd' ile "demokrat" üyeler de var ve bunlardan bazıları, yukarıda aktardığım görüşleri savunuyor.
Şuna kuşku yok: ABD, Irak'ta ciddi bir açmazda ve kolay bir çıkış, mucizevi bir formül bulamayacak. Bu durum, Bush yönetimini sarstı; Amerikan gücünü örseledi.
Ancak "ABD, kuyruğunu kıstırıp evine kapanma noktasında mı? Statükoyu yeniden mantra bellemeye hazır mı?" derseniz, ondan hiç emin değilim. Bunu savunanlar var; ama 11 Eylül sonrası dünyada, bunun bedelinin çok ağır olacağını görenler daha fazla.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100