Bu haber kez okundu.

AB'nin sınırlarında Türkiye'ye yer yok
Fransa'nın gelecekteki cumhurbaşkanı Sarkozy, Avrupa'nın sınırlarının yeniden belirlenmesi gerektiğini belirtiyor ve ekliyor: Bu sınırlarda Türkiye'ye tam üyelik için yer yok! ~|~

Radikal gazetesinde yer alan Sarkozy'nin makalesini aktarıyoruz...
Üyelerinin ulusal çıkarlarını ön planda tuttuğu AB'nin ciddi bir reforma ihtiyacı var. Kurumsal reformların yanı sıra, coğrafi sınırların da belirlenmesi gerek ve bu sınırlar dost ve komşu olmasına rağmen Türkiye'yi kapsamıyor. Türkiye'yle tercihe dayalı bir ortaklık kurulmalı.

Gelecek yıl AB'yi kuran Roma Anlaşması'nın 50. yılı ve bunu gururla kutlamalıyız, zira tarihi bir başarıyı ifade ediyor: Yarım asırlık bir süreçte bölünmüş bir kıtanın tekrar birleştirilmesini. Fakat endişe etmek için de nedenler var. Birliğin motoru sayılan siyasi güçler yıprandı; Avrupa'nın vatandaşları birliğin hedeflerini ya kuşkuyla karşılıyor ya da umursamıyor ve geleceğe dair hiçbir gerçek ortak umut yok.
İster beğenelim ister beğenmeyelim, AB anayasasına yönelik Fransa ve Hollanda'da düzenlenen referandumların sonuçları bağlayıcıydı. Bununla birlikte, AB'nin anayasal reforma hâlâ ihtiyacı var. Yeni bir referans metni Avrupa'nın coğrafi sınırlarını tanımlamalı, birliğin uzun dönemli hedeflerini belirlemeli ve ileriye yürümenin araçlarını oluşturmalı. Böyle iddialı bir gündem, geniş çaplı demokratik bir tartışma gerektiriyor. Fakat tüm bunlar için de zaman lazım ve zaman bizim sahip olmadığımız bir şey.

AP'de temsil sistemi değişmeli
Benim önerim şu: Kurumsal reform için en acil öncelikler, Nice ve Amsterdam anlaşmalarını günün şartlarına uyarlayacak mini bir anlaşma çerçevesinde ele alınabilir. Bu mini anlaşmayı gelecek yıl Almanya'nın dönem başkanlığında hazırlamayı ve Fransa'nın 2009'daki Avrupa Parlamentosu seçimlerinin öncesine denk gelecek dönem başkanlığı sırasında da onaylamayı hedeflemeliyiz.
Birincisi 'mini anlaşma', Avrupa Konseyi'ndeki nitelikli çoğunluk oyunun zeminini genişletmeli ve komisyon başkanı seçme yetkisini Avrupa Parlamentosu'na vermeli. AB anayasasında önerilen 'erken uyarı' sistemini kabul edip, ulusal vekillerin komisyon önerilerine itiraz edebilmesini sağlayarak ulusal parlamentoların rolünü güçlendirmeli.

Ayrıca mini anlaşma bir AB dışişleri bakanlığı kurmalı ve katılımcı demokrasiyi artırmalı; bilhassa bir milyon veya daha fazla vatandaşı kapsayan gruplara, komisyondan belli alanlarda öneri getirmesini isteme imkânı tanımalı. Mini anlaşmanın birliğe yasal bir kimlik kazandırması, birliğin bazı uluslararası örgütlere tek bir siyasi yapı olarak katılmasını da mümkün kılar.
Fakat uzun vadede köklerden dallara uzanan reformlar olmazsa olmaz niteliğini sürdürecektir. AB komisyonu üyelerini sadece milliyetleri temelinde seçmek, etkin bir ekibin kurulmasını engelliyor. Üyelerin komisyon başkanı tarafından seçilmesinin gerekip gerekmediği üzerine kafa yormalıyız.

Avrupa'nın oybirliğiyle karar alma kuralını da değiştimesi gerek. 50 adalet bakanından menkul bir meclis toplayıp her birine iki dakika kürsü hakkı vererek ve ardından onlardan oybirliğiyle karar almalarını bekleyerek terörle nasıl mücadele edebiliriz? Özellikle hassas siyasi meselelerde yüzde 70?80 desteği yeterli sayan 'süper nitelikli' bir oy sistemine dair fikrimi daha önce dile getirmiştim.

Avrupa'nın sınırlarının nerede bittiği meselesiyle de dürüstçe yüzleşmenin vakti geldi; Fransa ve Hollanda referandumlarının sonuçlarını, kısmen 'sınırsız' bir Avrupa endişesinin tetiklediğini kabullenmeliyiz. AB'nin genişleme süreci için yeni bir coğrafi ve siyasi çerçeve belirlemek Avrupa projesine halk desteğini diriltmenin önkoşulu. Bu çerçeve, birliğin yeni üyeleri hazmetme kapasitesinin bir sınırı olduğunu idrak etmeli. Bu kapasitenin sayısal olarak belirlenmesini istiyorum. Her yeni üyeyi kabul etme kararı, AB'nin iç hedeflerinin, kurumsal sınırlarının ve halkın verdiği desteğin ışığında alınmalı. Bu kararlar, dış politika hedeflerine veya komşuları reforma teşvik etme arzusuna bağlı alınmamalı.
Öyleyse kim Avrupalı, kim değil? Şurası açık ki, üye olmayan bazı ülkeler Avrupa'nın parçası ve tam üyelik hakkına sahip. Bu gruba İsviçre, Norveç ve Balkanlar dahil. Geriye kalan ülkelerin birliğe katılma hakkı tartışmalı veya komşu olmalarına rağmen Avrupalı olmadıkları açık. Bu ikinci gruba, yani Avrasya ve Akdeniz ülkelerine, ya tam üyelik ya hiçbir şey gibi aşırı keskin tercihler sunmaktan kaçınmalıyız. Atmamız gereken ilk adım, bir yandan tercihlere dayalı ortaklıklar kurarken diğer yandan farklı çıkar ve değerlerimizi gözlemlemeyi sürdürmek.

Türkiye'yle kaygılar aynı

Müreffeh Avrupa piyasalarına girmek isteyen ülkeler, ürün kalitemizi ve denetimlerimizi korumak için gereken iç piyasa düzenlemelerini kabul etmeli. Tercihe dayalı ortaklıklar ticaretin ötesine de geçebilir; üye olmayan ülkelere, AB'nin kalkınmasını teşvik edebilmelerini sağlayacak belli politikalara katılma imkânı tanınabilir. Belki ortak güvenliğimizi inşa etmeye yardım edecek yeni savunma düzenlemelerini bile gündeme alabiliriz.

AB'nin tercihli ilişkiler yürütmesi gereken ülkeler arasında en önemlisi, komşumuz ve dostumuz olan, güvenlik kaygılarımızın ve değerlerimizin çoğunu paylaşan Türkiye. Bunlar, tam üyelik önerecek kadar da ileri gitmeksizin Türkiye'yle bağlarımızı güçlendirmemiz için iyi nedenler.

Avrupa bütçesini de büyük bir reforma tabi tutmalıyız. Mevcut sistemde, ulusal bütçeler AB'nin maliyetini destekliyor. Bu, katkı yapan ülkeler için adaletsiz ve hoşgörülemez olduğu gibi, vatandaşlar için de anlaşılmaz bir durum. Nasıl yerel giderler yerel vergilerden karşılanıyorsa, AB'nin giderleri de AB'nin koyduğu vergilerle karşılanmalı. Fransa'nın yaklaşan dönem başkanlığında mali reform önemli bir mesele olacak. Avrupa'daki siyasi yaşamın nasıl modernleştirileceği üzerine de iki çift laf etmek isterim. Her üye ülkede Avrupa seçimlerinin başat meseleleri hâlâ ulusal nitelikte. Önerdiğim çözüm, Avrupa çapındaki siyasi grupların ulusal aday listelerine girmesine izin vermek ve Avrupa Parlamentosu seçimlerinde birleşik bir program sunmak. Bu, Avrupa'nın siyasi gündemine dair Avrupa çapına yayılan kampanyaların doğmasını sağlar. İlgili gruplar komisyon başkanlığı için tercihlerini dile getirebilirse, Avrupa vatandaşlarına Avrupa'nın ilerleyeceği yöne dair doğrudan söz hakkı verilir.
Dünya Roma Anlaşması'ndan bu yana tepeden tırnağa değişti ve belki de bugün Avrupa entegrasyon modeline dair mevcut yolun sonuna geldik. Yeni Avrupa yeni gerçekleri idrak etmeli; yapay sistemler dayatmamalı. Birlik için devrim, maziyle kopuştan geçiyor. Bugün, AB üyelerinin ulusal çıkarlarına saplanıp kalmak yerine Avrupa'yı ileri taşıma gerekliliğini tekrar keşfetmesine ihtiyaç var. Başarılı olunamazsa da, Avrupa'yı ileri taşımak isteyen ülkeler diğerlerinin isteksizliğiyle elleri kolları bağlanmadan bunu gerçekleştirmeye muktedir olabilmeli.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100