Bu haber kez okundu.

AB'nin yeni üye alacak yeri kalmadı
11 Eylül ve göçmen sorunlarının farkına varması öncesi, AB neredeyse Asya'ya kadar varan bir alana genişlemeyi planlamıştı. Fakat, görünen o ki yeni üyelerinin hayal kırıklığına uğrattığı birliğin dinlenmesi şart ~|~

AB'nin kapıları Romanya ve Bulgaristan'a açıldı, ama yakın gelecek boyunca diğer tüm aday ülkelere kapandı. Avrupa Komisyonu başkanı Jose Manuel Barroso, AB'nin artık dolduğunu söyledi.  AB'nin siyasi ve fizyolojik açıdan dolduğu doğru, bu durum bir süredir açıkça görülüyor. Durumu tek kabullenmek istemeyenler, komünizmin çöküşü sonrasında AB'nin eski Varşova Paktı üyelerini sefaletin içinden çekip çıkarmakla kalmayıp, kendi kaderini ve misyonunu da genişleme ve 'derinleşme' yoluyla bulması gerektiğine hükmetmiş bazı komisyon ve ulusal yönetim üyeleriydi.  Bu iyi niyetli bir inançtı, ama başarılması mümkün değil. AB'nin oluşturduğu barış, işbirliği, insani ve demokratik değerler alanının siyasi ve coğrafi Avrupa'nın bütününe, İstanbul Boğazı'nı dahi geçerek Türkiye'ye, Baltık ülkelerine, Ukrayna'ya, onun da ötesine geçerek Rusya'ya, İsrail'e ve hatta Akdeniz'e kıyısı olan bazı Müslüman ülkelere kadar yayılabileceği ve yayılması gerektiği düşünülüyordu.

Sorun göçmenler değil, kültür
AB adaylığının ülkelerin karakterini, davranışlarını ve zihin yapılarının yanı sıra ekonomilerini ve yönetimlerini değiştirebileceğine inanılıyordu.
Avrupa'nın bu iyimserliği ve güveni, hem 11 Eylül saldırıları ve teröre karşı savaş histerisinden, hem de Avrupalıların göçmen sorunları, iç yabancılaşma ve iç terörün yol açtığı kendi krizlerinin boyutlarını keşfetmelerinden önceydi.
2002'de Batı Avrupa'da kimse, dört yıl sonra köktendinci İslamcı göçmenlerden duyulan korkunun Hollanda veya Danimarka gibi ülkelerde bile ana akım siyasi güç haline geleceğini düşünmemişti.

Şimdiyse 'yaşlı' Avrupa ve hatta Doğu Avrupa ve Baltık ülkelerindeki yeni üye ülkeler kendilerine, 'genişlemekle hata mı ettik' diye sorar oldu. Ama suçlu göç değil. Batı Avrupa'da sorun yaratan göçmenlerin neredeyse tümü Avrupa dışından, kültürleri farklı, asimile edilmeleri veya barındırılmaları zor kişiler. 'Yeni Avrupalı' ekonomik göçmenler, yani eskilerin işini kaptığı savunulan 'Polonyalı muslukçular' ise genellikle makbul, yüksek vasıflı ve eğitimli insanlar.

Bu kişilerin ülkesine akan AB kalkınma yardımları, Yunanistan, İspanya, Portekiz ve İrlanda'nın birliğe girişi sırasında olduğu gibi tüm kıtada güçlü bir olumlu ekonomik etki yaratıyor. Kapının şu anda kapatılma nedeni kültürel, biraz da siyasi. Yeni üye ülkelerde bazı kesimler eski Avrupalıların Polonya, Slovakya ve Macaristan'daki popülist akımlardan ve bazı liderlerinin fırsatçılığından hayal kırıklığına uğradığını düşünüyor.

Doğrusu evet, biraz hayal kırıklığı var, Bulgaristan ve Romanya'yı kabul etme sürecinde yaşanan tereddüdün bir nedeni de bu. Ancak bunlar zaman içinde aşılabilecek sorunlar, zaten Polonya ve Romanya haricindeki ülkelerin nüfusu ve ekonomileri nispeten küçük.  İslam dünyasına doğru genişleme fikriyse bambaşka bir konu, zaten bu konu da bir kez daha yumuşak bir şekilde ertelendi.
Ukrayna ve Beyaz Rusya, tarihi Rus gücü ve çıkarlarının alanındaki, Rusya'yla Avrupa arasındaki büyük kültürel bölünmede daha ziyade Rusya tarafında yer alan ülkeler. AB'ye girmeleri, daha mevcut sorunlarıyla bile baş edememiş bu ülkelere, ayrıca AB ve Rusya'ya yeni ve ciddi sorunlar çıkartacaktır.

Üye artışı bölünme yaratıyor

Barroso'nun bahsettiği 'mola', mevcut birlik 'Avrupa'nın uluslararası meselelerde nasıl bir rol oynayacağına karar vermek zorunda olduğu için de gerekli.
27 üyeden oluşan bir 'birlik', liberal uluslararası uzlaşmanın üzerine sakinleştirici bir ilaç desteği vermekten fazla öteye gidemez. Gelgelelim öteden beri büyük uluslararası rollerde oynamaya alışmış büyük Batı Avrupa güçlerini de bu durum tatmin etmez. Mantıken bu ülkelerin dünya meselelerinde münferit olarak daha önemli roller oynaması gerekecek.  27 üyelik AB aynı anda ve tek vücut olarak cevap verme kapasitesine genellikle sahip olamayacağından, ihtiyaca veya amaca göre koalisyonlar oluşturarak hareket etmek zorunda kalacak. 

Avrupa dışında gerçekleşen, Avrupa'nın İran'la nükleer müzakereleri ve Lübnan'daki BM girişimindeki Avrupa liderliği işte bu koalisyonların örneğini oluşturuyor.  Bu olaylar aynı zamanda genişlemenin AB'nin uluslararası meselelerdeki ağırlığını artırmak şöyle dursun, azalttığını da çok güzel gözler önüne seriyor.

WILLIAM PFAFF / Radikal
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100