01 Şubat 2006 Çarşamba 00:00
177 Okunma
Adaletsiz kalkınma
Vatan gazetesinden Güngör Mengi, Başbakan Erdoğan'ın Unakıtan ve malvarlığı konularında gösterdiği duyarsız tutumu, partinin ismiyle çok güzel birleştirmiş... ~|~

Başbakan kaçak yapıları yapanların başına yıksınlar diye belediye başkanlarına talimat vermişti.
Adından da anlaşılacağı gibi AKP adalet içinde kalkınma iddiasına sahip çıkıyor.
Bu iddiaya ne yakışır?
Haksız bir eylemin üstünde partinin lideri bile yakalansa bedelini ödeyecek!
Kaçak yapı söz konusu olduğunda Başbakan'in "abi" dediği bir kodaman ile yıkım ekipleri önünde karınca kadar hükmü olmayan gariban arasında fark olmayacak.
Kemal Unakıtan bundan 25 yıl önce "burası sittir" diye uyardıkları Küçükçamlıca'ya bir villa inşa ettirdi. Bu villayı üç kez yıkımdan kurtardı. Maliye Bakanı koltuğuna oturduktan sonra sit alanına çocukları için iki villa daha yaptırdı.
Özetle, bir kaçak villayı yıkılmaktan kurtarmak için girdiği savaştan kitabına uydurulmuş üç villa ile çıktı.
Ana muhalefet lideri Baykal, iktidarın çıkardığı aflardan en çok yararlanan siyasetçi olan Maliye Bakanı Unakıtan'ın derhal görevinden uzaklaştırılması gerektiğini söylüyor.

Başbakan da "Bakanımı yedirmem" diyor, "Bizler tanıdığımız, bildiğimiz dost ve arkadaşlarımızı bunlara yedirmeyiz. Haberler çıkabilir, bize birileri haber getirebilir. Ama haberin kendisi değil kaynağı önemli."
Kendi kaynağına sorsun, ama sormuyor.
Çünkü Başbakan "Ben inanmak istediğim şeye inanırım. İktidar gücümü, benimle kader birliği yapan dost ve arkadaşlarımı korumak için kullanırım" demek istiyor.
Demokratik hukuk düzenlerinde kimse kimseyi yemez. Suç işleyen kendi başını yer. O kişileri dayanışma adına koruyan liderler varsa o partinin ekstradan düşmana ihtiyacı yoktur zaten.

Tayyip Erdoğan "yedirmem" tavrı ile partisini hukuktan uzaklaştırmıyor mu?
Dokunulmazlığın bu kadar hoyratça kötüye kullanıldığı bir demokratik ülke var mı yer yüzünde?
AKP'ye AKP dediğimiz zaman kızıyorlar.
"Bize AK Parti deyin" diyorlar.
Nasıl diyelim?
Şövalyelik lâzım
Ajanslar dün savcının YÖK Başkanı Teziç ve 77 rektör hakkında soruşturma açma izni istediğini bildirdi.
Ama sözü edilen Ankara C. Başsavcılığı yazısı akşama kadar YÖK'e ulaşmadı.
Van Rektörü Prof. Yücel Aşkın'ın tutuklanması üzerine yaptığı açıklamalar nedeniyle Prof. Erdoğan Teziç hakkında soruşturma açılmasına YÖK'ün izin vermesi gerekiyor.
Dün çok önemli bulduğum bir bilgiye ulaştım. Prof. Teziç, yazı geldiğinde savcılık talebi doğrultusunda olur kararı vermesini kurul üyelerinden isteyecekmiş.
Öğrendiğime göre YÖK Başkanı, Rektör Aşkın konusunda dediklerinin arkasında durduğunu belli etmek için savcılıkta "susma hakkı" nı kullanacak. Bu şekilde yargıya olan güvenini ortaya koyacak.
Prof. Teziç'in bir arkadaşına ifade ettiği niyet, siyasetçiler için ibrettir:
"Hukuk kazansın, dokunulmazlık kaybetsin. Yapmak isteğim bu."
Arkadaşları YÖK Başkanı'nı "şövalyeliğe lüzum yok" diye caydırmaya çalışıyorlarmış. İnsaf!
Şövalyeliğin simgelediği ruh şimdi bize değilse kime ne zaman lâzım?
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100