31 Temmuz 2005 Pazar 00:00
230 Okunma
AKP tarzı yolsuzluk

Demokrasilerde seçilmişlerle atanmışlar arasında bazen su yüzüne çıkan, bazen su altında devam eden çekişme vardır. Seçilmişler, atanmışların "devlete sahip çıkmalarından" pek memnun kalmazlar, atanmışlar da, seçilmişlerin "devlet"i istedikleri gibi kullanmalarına izin vermezler. Seçilmişler, "Biz milletin oyu ile geldik, onlar da kim oluyor?" derken, atanmışlar, "Seçilmek, yasaların, hukukun üstünde olmak değildir!" diye direnirler.
Bir örneği geçenlerde gördük...
Bingöl Karlıova'da geçen mart ayında deprem oldu. Tespitlerde 2300 evin hasar gördüğü saptandı.(!) Devlet hasar gören bu evlerin sahiplerine maddi yardım yapacak, para verecekti...
Bu arada kaymakama bazı ihbarlar geldi, evi hasar görmeyenlerin de para almak için sıraya girdikleri belirtildi. Kaymakam Erkan Çapar, Bayındırlık Bakanlığı'ndan tahkik kurulu istedi. Kurul, hasar gören ev sayısının 1525 değil, 775 olduğunu saptadı. Devlete 30 trilyon kazık atacaklardı. (x)
Bu genç idealist kaymakam ödüllendirilmeliydi değil mi?
AKP Milletvekili Mahfuz Güler, kaymakamı valinin ve muhtarın önünde azarladı.
AKP'liler böyle soyuyor
Niye? Çünkü Başbakan'a "Evler bitiyor!" müjdesi vermişlerdi, oysa daha hasar tespiti bile tamamlanmamıştı. Genç kaymakam, saçı bitmedik yetimin hakkını korurken üstelik azarlanıyordu?
Sesini çıkarmadı, sustu. Niçin?
"Benim aldığım devlet terbiyesi ve mülki idare gelenekleri bir milletvekili ile ağız tartışmasına girmeyi engeller." Peki, bu milletvekili niye bu kadar kızmıştı? Kaymakam Erkan Çapar ne demişti ki milletvekili bu kadar sinirlenmişti? Şöyle demişti: "Ben hayatımda bu kadar yolsuzluğun, bu kadar adam kayırmanın yapıldığı bir yer görmedim. Devletin 100 trilyon lirasının çarçur edilmesine seyirci kalmak, benim memuriyet anlayışıma sığmaz."
Bu davranışlar "mülkiye geleneği"dir, onlar "nef'i hazine" ilkesiyle yetişmişlerdir, Hazine'yi korumak devleti soydurmamak...
Oysa onlardan istenen bu değildir ki!
Ya nedir?
1940'lı yıllarda defterdar Abdullah Çağlayan "Salla başını, al maaşını" derken onlardan ne istendiğini de göstermiştir.
"Bir yolsuzluk görünce, köpürme isyan etme
Bir hak için kendine, dikbaşlıdır, dedirtme,
Doğru yolu dostuna göster ama, sen gitme.
Ne derlerse huuu... diye salla hemen başını
Dilini tut, uslu dur, al gitsin maaşını"
Lakin bu hicvin ne demeye geldiğini çok iyi anlayan Erkan Çapar gibi "mülkiyeliler" tam tersini yaparlar.
"Devlet" lafını ağızlarından hiç düşürmezler.
Devlet çökmez!
Aklımıza ne geldi biliyor musunuz?
Turgut Özal başbakan; bir yurt gezisinde otobüsün üzerine çıkıyor, yanında da vali... Halk, kısa boylu Özal'ı göremeyince bağırmaya başlıyor:
"Çök, çök!" diye...
Etrafındakiler çökecek ki, onlar da Özal'ı iyi görsünler, herkes çöküyor, vali çökmüyor, Özal, valiyi uyarıyor:
"Vali Bey! Çöksene!"
"Devlet çökmez Sayın Başbakanım!"
Özal alay ediyor:
"Devlet çökmez, değil mi Vali Bey!"
Bazıları bu "devlet" lafından hiç hoşlanmaz, lakin bazıları da "devlet" adına öyle işler yaparlar ki!
Onları da unutmamak gerek...
Hasan Pulur / Milliyet

~|~
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100