Bu haber kez okundu.

Allah için siz söyleyin!
"Dinlerarası Diyalog" sürecinde yapılanlar, İslam'ı bir diğer anlamıyla Kur'an'ı tahrif etmeye yönelik gayretlerdir M.Karabacak'ın yazısı... ~|~



DEĞİŞMEYEN TEK ŞEY DEĞİŞİM

Zerre nispetinde bir şüpheniz olmasın ki, "Dinlerarası Diyalog" sürecinde yapılanlar, İslam'ı bir diğer anlamıyla Kur'an'ı tahrif etmeye yönelik gayretlerdir.
Tıpkı İslam öncesi gelen dinlerin, Kur'an öncesi gelen ilahî kitapların tahrif edilişi gibi.
Musevîlik aynı anlayışla tahrif edildi.
İsevîlik bu mantıkla tahrif edildi.
Tevrat aynı mantıkla tahrif edildi.
İncil de bu mantıkla şartlara uyduruldu.
"Korkmaya gerek yok, bu dinin sahibi büyüktür, onu korur" gibi laflar da misyoner orijinli laflardır.
Bu mantıkta olanlara şunu sormak gerekmez mi?
İslam/Kur'an öncesi gelen dinler/kitaplar tahrif edilirken ?hâşâ? Allah büyük değil miydi?
Yine ?hâşâ? o dinlerin/kitapların sahibi Allah değil miydi?
Allah idi onların da sahibi, amennâ!
Allah dinini kullarının muhafazasına bırakır.
Dünya hesaba çekilme yeri değildir.
Dünya amel yeridir.
Allah kullarıyla bir manada pazarlık yapıyor ve onlara; "in tensurlullahe yensurküm" buyuruyor.
Yani "eğer siz Allah'a yardım ederseniz, Allah da size yardım eder."
Allah'ın yardıma ihtiyacı mı var? Yok. Peki ne demek bu? O'nun dinine sahip çıkmaktır O'na yardım etmek.


14 asırdır İslam'a besledikleri büyük kini artırarak sürdürenler, İslam'ın yeryüzünde yayılmasını önleyip onun yerine Hıristiyanlığı tek din ilan etmeyi arzulayanlar bunun için bir kavram üretiyor ve Müslümanlık iddiasındaki birileri de kalkıyor bunun tahakkukunu büyük bir iştiyakla arzu ediyor. Siz de bu birilerine bu yaptığınız yanlıştır dediniz diye acımasızca eleştiriliyorsunuz.
Olayın özeti bu.
İşin daha da garibi, bizim bugün dediğimizi dün kendileri söylüyordu.
Bugün ölümüne diyalogcu kesilen bir akademisyenin ismi kendisince ve bizce malum bir gazetede "BİR GÖRÜŞ" isimli köşesinde 1998'te bir makalesi yayınlanıyor.
Makalenin başlığı şöyledir; "Diyalogun gayesi Hıristiyanlığı yaymak."
Diyalog sürecine yaptığı katkılarını İslami ölçülerden yola çıkarak eleştirdiğim için beni mahşer gününde Allah'ın huzurunda hesaplaşma ile tehdit eden bu akademisyen bakın söz konusu makalesinde neler yazıyor.


"Diyalog arzusunda olan birçok Hıristiyan, geleneksel İslamiyet'e bağlı olanlarla görüşmenin mümkün olmayacağını, ancak bazı aydın Müslümanlarla bunun mümkün olduğunu düşünürler. Takdir ettikleri şahıslar, Kur'an'ın metnine "tarihi metod", "edebi neviler" gibi metin tenkidi usullerini uygulayanlar ve aşırı fikirleri sebebiyle Müslümanların ekserisi nezdinde iyi kabul görmeyen kimselerdir."                 
Bugünün şedit diyalogcusu, diyaloga karşı olduğunu beyan ettiği o tarihli makalesine şöyle devam ediyor:
"Kilisenin Müslümanlar ile diyalog arzusu bazı arizi hallerden ileri gelmemekte, başka amiller de bulunmaktadır. Bunları birkaç maddede toplamak mümkündür" diyor ve ekliyor.

Diyalog sürecinde Kur'an üzerinde yapılacak çalışmalar için hocaefendinin kurdurduğu bir kurumun başında bulunan dünün şedit diyalog karşıtı bugünün aynı oranda şedit diyalog savunucusu akademisyen şu maddeleri sıralıyor.
a? Kilise, varlığını sürdürebilmek için dünyaya açılmanın kaçınılmaz olduğunu düşünmektedir...
b? Diyalogun gayelerinden biri Hıristiyanlığı yaymaktır. Hıristiyan misyonerler, Hıristiyanlığı yaymak için dürüst olmayan usullere başvurmuşlardır.
c? Hıristiyan dünyasını diyaloga sevkeden sebeplerden biri de İslam hakkındaki eski iddia ve iftiraların iç yüzünün iyice ortaya çıkmasıdır.  
d? Diyalog çağrısının siyasi bir gaye taşıdığı da söylenebilir. Bazı sömürgeci Hıristiyan devlet adamları, sömürülen Müslüman ülkelerdeki istiklal hareketlerini zayıflatmak ve onları kendi lehlerine olacak bir barışa çekebilmek için sertlikleri yumuşatmak diyalog çağrısında fayda ummuş olup, bu fikri bazı din adamlarına da telkin etmiş olabilir.

Ey ümmet?i Muhammed!
Allah için siz söyleyin!
Yukarıda noktasına, virgülüne dokunmadan verdiğim bu dört maddeyi bir zamanlar sıralayan, daha sonra nasıl olur da bu maddelerin hilafında bir duruş sergileyebilir?
Bu ve benzeri adamlara "niye?" diye sorunca biz neden suçlu oluyoruz?
1991 tarihli bir gazetede aynı zatın misyonerlik hakkındaki şu cümlesini de vereyim; "İstismar yoluyla Hıristiyanlaştırma."
Peki ne oldu?
Ne sarardı ve ne soldu?
Kim saç baş yoldu?
Bir akademisyen, bir prof. nasıl olur da bir kaç sene önce büyük bir tehlikedir dediği şeye birkaç sene sonra çok faydalıdır diyebiliyor?
Nasıl olur da kendini bu konuda ikaz edeni "mahkeme?yi ruz?i ceza" ile tehdit edebiliyor?

muslimkarabacak@gmail.com

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100