13 Haziran 2005 Pazartesi 00:00
170 Okunma
Amerika bilançosu...
Tayyip Erdoğan'ın Amerika ziyaretinin sonuçları daha epey bir süre tartışılacağa benziyor. Böyle olması da doğal. Ziyaret ve "Beyaz Saray görüşmesi", Türkiye ile son yarım yüzyılda çok özel "ittifak ilişkileri"ne sahip "dünyanın tek süpergücü" ile son üç yıldır hayli dalgalı, iniş?çıkışlı ve sorunlu hale gelen ilişkileri toparlamak niyetiyle Türk tarafının "aşırı" isteği üzerine gerçekleşmişti.
Dolayısıyla, bu ziyaretin "bilançosu"nu değerlendirmek için herkesin kaleme kağıda sarılacağı da doğaldır. Siyasi gözlemciliği, "takım taraftarlığı" ile karıştırmayan hemen herkes, beş aşağı beş yukarı, "bilanço"yu doğru değerlendirdi. "Takım taraftarları"ndan bir bölümü, beklenildiği gibi, geziyi "büyük başarı" olarak sunarken, "karşı takım taraftarları" Tayyip Erdoğan'ın Amerika'ya muazzam tavizler verdiğini sürekli vurguladı.
Başbakan'ın "Amerika ziyareti bilançosu"nu doğru çıkartabilmek ve yerli yerine oturtmak için, kendisiyle mutlaka görüşülmek, en üst düzeyde konuşulmak istenen "ev sahibi"nin yani ABD'nin Türkiye'den beklentisinin ne olduğunu ve bunun ne kadar karşılanıp karşılanmadığını anlamak gerekiyor. Bunu da Financial Times'ın "ABD ve Türkiye ilişkiyi tamir etmeye çalışıyor" başlıklı yazısındaki şu satırlarda görebiliriz:
"ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Robert Zoellick, Beyaz Saray görüşmesinin arefesinde bir önemli iş yemeğinde yaptığı konuşmada Amerikan?Türk ilişkilerinin içinde bulunduğu duruma ilişkin coşkusuz bir değerlendirmede bulundu ve "Sanırım, Amerikan?Türk ilişkilerinde son üç yıl ciddi bir hayal kırıklığı, ve her iki tarafta da can sıkıntıları ve hem de kafa karışıklığı olduğunu kabul etmekle yola başlayabiliriz. Bununla birlikte, geleceğe bakabileceğimizi ümit ederim." Bush gibi o da, Türkiye'nin ABD'nin NATO'da stratejik askeri ortağı olmasından kaynaklanan geçmişteki önemi yerine, Ortadoğu'da ABD'nin demokrasiyi geliştirme siyasetinde oynayabileceği role odaklandı."
Tayyip Erdoğan'ın "Washington bilançosu" nu hesaplarken, "çuvallama"nın tam da bu noktada ve "Suriye üzerinden" gerçekleştiğini görmek durumundayız. ABD'nin, "bir numaralı dış politika önceliği" Ortadoğu'da "demokrasiyi yaygınlaştırma" konusunda. Suriye ise "mihenk taşı". Türkiye'den beklediği de, bu konuda kendisiyle "aynı dalga boyu"nda olması.
Tayyip Erdoğan'ın Ocak ayında Moskova gezisinden sonra, BM Genel Sekreterliği, Rusya ile temasa geçerek, "tutumunda bir değişiklik olup olmadığını" sormuş ve "hayır" cevabı almış. Yani, bu işler, "Ben, Putin'le konuşurum" ile ne yazık ki olmuyor. Daha farklı politikalar gerektiriyor.
Cengiz Çandar / D.B Tercüman
~|~
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100