Bu haber kez okundu.

Anadolu'nun bütünleşmesinde Hacı Bektaş'ın rolü

Horasan Hükümdarı II. İbrahim'in oğlu olan Hacı Bektaş Veli'nin İran'ın Nişabur kentinde (Yılmaz, 1999), 1210?1220 tarihleri arasında doğduğu tahmin edilmektedir(Gülşan, 1975). Bektaşi geleneklerine göre Hacı Bektaş Veli, Ahmet Yesevi'nin halifelerindendir...

~|~

Horasan Hükümdarı II. İbrahim'in oğlu olan Hacı Bektaş Veli'nin İran'ın Nişabur kentinde (Yılmaz, 1999), 1210?1220 tarihleri arasında doğduğu tahmin edilmektedir(Gülşan, 1975). Bektaşi geleneklerine göre Hacı Bektaş Veli, Ahmet Yesevi'nin halifelerindendir. Bir rivayete göre de Hacı Bektaş Veli, Ahmet Yesevi'nin halifelerinden Şeyh Lokman Parende'nin müridi idi (A. Yesevi, 1991).
Ahmet Yesevi, Hacı Bektaş Veli'ye "Senin için Sulucakarahöyük'ü vatan olarak seçtik" diyerek onu Anadolu'ya göndermiştir Hacı Bektaş Veli, hocasından pozitif ve dini bilimleri öğrenmeye başlayınca zekâsı ve bilim öğrenme yeteneği hemen fark edilmişti. Çünkü bir konuyu öğrenmek için arkadaşları günlerce beklerken o konuları kısa sürüde anlıyor ve diğer konulara geçmek istiyordu (Yılmaz,1999).
Hacı Bektaş Veli, Anadolu'ya gelmek üzere yola çıktığında önce Necef'e giderek Hz. Ali'nin kabrini ziyaret etti ve orada 40 gün kaldı. Bu süre içinde her zamandan fazla ibadet yaptı ve Allah'ı andı. Oradan Mekke'ye geçerek haccını yaptı ve Medine'ye giderek Hz. Muhammed'in kabrini ziyaret etti. Oradan ayrıldıktan sonra 40 gün kadar Şam ve Kudüs'te kaldı ayrıca yolda rastladığı bütün türbe ve yatırları ziyaret etti (a.g.y.).
En sonunda Hıristiyanlığın çok yaygın olduğu Sulucakarahöyük'e (Hacı Bektaş'a) yerleşti. Bu bölgede insanları irşat etti ve gayri Müslimleri de sevgi ile İslam dinini çağırarak onların bu dini benimsemelerini sağlamış ve böylece Anadolu'nun Türkleşmesine ve İslamlaşmasına katkıda bulunmuştur.
Bundan başka Hacı Bektaş Veli, Alevilikteki dedelik örgütünü kurarak Türk boylarını birbirine bağladı ve muazzam bir dayanışma ve sosyal kontrol mekanizmasını geliştirdi. Ayrıca Bektaşilik tarikatını kurarak soydan Alevi olmayan insanların manevi eğitimlerini üzerine alarak kendisinden feyz alan bütün insanları ahlak bozukluklarından kurtarıp topluma ve insanlığa faydalı olgun birer insan olarak yetiştirdi.

Eserlerini Türkçe yazdı
Hacı Bektaş Veli, Arapça ve Farsça'yı bilmesine rağmen Türklük bilinci ile Türkçe yazmıştır. edebiyat, geometri, astronomi gibi pozitif bilimlerle ilgisi olan bir bilim adamı idi(Eğri, 1999).Ayrıca İrene Melikoff un iddia ettiği gibi o bir meczup değil  mutasavvıftı.
Hacı Bektaş Veli, sade yaşayan, samimi, yapmacıksız bir insandı. Bütün yaratıkları severdi. Aynı zamanda alçak gönüllü, ciddi, hoşgörülü, iyiliksever,  saygılı, terbiyeli, güler yüzlü idi. O vücudunun ve giyim eşyalarının tertemiz olmasına dikkat ederdi. Kimsenin ayıbını, kusurunu görmez, yüzüne vurmazdı. "Gördüğünü ört, görmediğini söyleme" derdi (Sümer,1975).
Hacı Bektaş Veli, bilimi, yıldızlara benzetir."Nasıl insanlar gökte yıldız olmadığı zaman karanlıktan yolu bulamazlarsa, akıl ve bilim marifeti olmayanlar da Hakk yolunu göremezler" derdi (Eğri, 1999). 
Hacı Bektaş Veli, çalışmayı teşvik
etmiş "Gündüz şevk ile dünya işine, gece aşk ile ahiret işine sarıl" buyurmuştur(Noyan, 1999). Alevi cemlerinin gece yapılmasının sebebi bu olsa gerektir.
Hacı Bektaş Veli'ye göre cömertlik dörttür; mal cömertliği beylerindir, zenginlerindir. Ten cömertliği, zahitlerindir. Can cömertliği, aşıklarındır. Gönül cömertliğ ise ariflerindir.
Yazar Rıza Zelyut'a göre, Karamanoğlu Mehmet Bey'in 1277 yılında "Bundan sonra devlet dairelerinde evlerde, sokaklarda, Tükçe'den başka dil kullanılmayacaktır. Aksi hareket edenler, idam olunacaktır" fermanını yayınlanmasında, Türkçe bilincini uyandırdığı için Hacı Bektaş Veli etkili olmuştur.

Hacı Bektaş Veli'nin Bazı Sözleri (Göçgün, 1998)
İlimden gidilmeyen yolu sonu karanlıktır. Biz olduğumuz gibiyiz, öyle kalacağız.
Alimin ve olgunun sohbeti, cahilin ibadetinden daha hayırlıdır.
Kadınları okutunuz, kadınları okumayan millet yükselemez.
İlmi, bilgiyi aziz, yüce tutan kimse, hiçbir zaman küçülmez, alçalmaz.
Her insanın üç yoldaşı vardır: Sabır, kanaat ve utanmaktır. Elinle
koymadığın şeyi alma.
İnsanın olgunluğu, davranışlarının olgunluğudur.
Fikirsiz ilim; kanatsız kuş, Nuhsuz gemidir.
Kimsenin ayıbını arama; kendi ayıbını gör.
Sorulmadan söyleme.
Cahillere ve hak tanımazlara sükut ile karşılık veriniz.
Alimlere ve kendini bilenlere alçak gönüllülük yaraşır.
Allah, cömertleri sever.
Düşmanınızın dahi insan olduğunu unutma.
Dost yüzlü düşmandan sakın.
Doğruluk göster, yalanla uğraşma, konuşurken mübalağa etme, abartma.
Çağrılmadan gitme.
Sevgi ve acıma insanlık; hiddet ve şehvet hayvanlıktır.
Hakiki derviş, olgun kişi; kimsenin kınamasından incinmez.
Özünde ve sözünde temiz olmayanların imanı tam değildir.
Allah'tan başka dost aramayınız.
Allah'tan başka her şeyi unutunuz.
Allah'ım iyi, güzel, doğru, faydalı düşünce ve davranışla beni şereflendir.

Hacı Bektaş Veli'nin Diğer Bazı Sözleri (Zelyut, 1999)
Eline, diline, beline sahip ol.
İbadet, cennet için değil, Hak için yapılmalıdır.
İnsanın gerçek güzelliği sözünün güzelliğidir.
İbadetin yeri başka, işin yeri başkadır.
Yiğit odur ki, kırılmaya değer bir kimseyi bile kırmaz.
Aşıkların tenleri ölür, canları ölmez.
Okunacak en büyük kitap insandır.
Bilgelerin düşünceleri ibadetleridir.
İnsan Tanrı'ya ancak iyi işlerle ulaşabilir.
Kendini bilmeyen Tanrı'yı bilemez.
Çalışmadan geçinen bizden değildir.
İnsan, yerde ve gökte Tanrı'nın vekilidir.
Gönül Kabe'den bile üstündür, Çünkü gönül Tanrı'nın belirdiği yerdir.
Kişi,ilim büyüklerini anadan babadan bile üstün tutmalıdır.
Gönüldeki hakikat yemişi, marifet suyu ile yetişir.
Allah'ı özümüzde, özümüzü Allah'da biliriz.
Hacı Bektaş Veli'nin sözlerinden ikisi, Batı toplumlarının bugün ısrarla üzerinde durduğu  iki konuya işaret etmektedir. Bunlardan birincisi, "Kadınlarını okutunuz" ikincisi ise "Bilimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır" sözleridir. Ortaçağda Batıda kadın, Adem'i baştan çıkararak cennetten kovduran günahkâr varlık olarak görülürken Hacı Bektaş Veli, kadınların okutulmasını öğütlemiştir. Yine 21. Yüzyıl, bilim çağı olarak nitelendirilmektedir. Şu halde Hacı Bektaş Veli,"Bilimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır", diyerek kendi çağını aşarak 21. Yüzyılın anlayışına sahip son derece ileri görüşlü bir düşünür olduğunu kanıtlamıştır.

Herkesi cem eden anlayış
Anadolu'da Hacı Bektaş Veli'yi Aleviler Alevi, Sünniler ise Sünni olarak kabul ederler.  Bu sebeple Hacı Bektaş Veli'nin düşünceleri, geçmişte ülkenin bütünleşmesinde önemli bir rol oynadığı gibi bugün de aynı işlevci görebilir. Yeter ki Hacı Bektaş Veli'yi doğru anlayıp yorumlayabilelim.
Oysa Batılıların  Alevi?Sünni farklılığını, Türkiye'yi  parçalamak için bir araç olarak kullandıklarını biliyoruz. Nitekim  6 Kasım 1920'de Albay Stoks'tan tarafından ngiliz Dışişleri Bakanı Lord Curzon'a gönderilen resmi yazıda, özetle şu ifadeler yer almıştır: "Azerbaycan'da Sünnilerle Şiiler arasında zıtlık büyüktür, biz bu zıtlığı kendi çıkarlarımız için daha da geliştirebiliriz"(Eröz, 1983).
Bu konuda Prof. Dr. Haydar Baş (2000), "Dini ve Milli Bütünlüğümüze Yönelik Tehditler" adlı kitabında şunları yazar: "1710 yılında Osmanlı Devleti'ne ajan olarak gönderilen Humpher'e İngiliz Sömürgeler Bakanlığı bir kitap vermiştir. Bu kitapta Müslümanların güçlü ve zayıf yönleri 23 madde halinde sıralanmıştır. Konumuzu ilgilendiren 6 madde şunlardır:
Sünni ve Alevi Müslümanlar arasında birbirine karşı kötü düşünce ve kuşku uyandırınız.
İslam ülkelerinde Hz. Ali ile diğer halifeler arasındaki siyasi anlaşmazlığı sürekli gündemde tutunuz.
Din bilginleri arasına sömürgeler bakanlığının memurlarını din alimi kisvesi altında yerleştiriniz.
Anadolu Alevilerinin ve Şiilerin peygamber soyuna gösterdikleri saygıyı yok ediniz.
Bunun için seyit ve dedelerin peygamber soyundan gelmediklerini iddia ediniz.
Hz. Hüseyin'e matem tutulan merkezler ile medreseleri ortadan kaldırıp harabeye çeviriniz. Bütün gücünüzle Şii ve Alevilerin İmam Hüseyin'e matem tutmalarını engelleyiniz. Böyle olursa ilerde bu ritüel terkedilecektir. Nitekim Saddam'ın Irak'ta Muharrem matemini Amerikan işgaline kadar yasaklayarak engellediğini biliyoruz.
Müslümanların elinde bulunan Kur'an hakkında şüphe uyandırınız. İçinde eksik veya
fazla bulunan Kur'an'lar basın. Kur'an'daki bazı ayetlerin değiştiğini ve Kur'an'ın eksik olduğunu iddia edin."
Nitekim emperyalizmin bu planları tutmuş ve Kurtuluş Savaşı sırasında Mersin'in Mut ilçesinde Alevi?Sünni ihtilafı çıkmıştır. Bu sırada Mut Müftüsü Nadir Efendi, bir fetva yazarak: "İslam Dini'nin birliği ve beraberliği emrettiğini, ayrılıkların dinimiz bakımından büyük günah olduğunu, vatanın böyle dertler içinde kıvrandığı sırada ayrımcılık yaparak milli varlığı zayıflatmanın Allah yanında günahların en affedilmezi olduğu"nu ifade etmiştir. Nitekim fetva etkili olmuş, Alevilerle Sünniler ayrılığı bir kenara bırakarak düşmana karşı birlikte savaşmışlardır (Kutay, 1973).
Yine 1980'li 1990'lı yıllarda emperyalistler, Çorum, Maraş ve en son Sivas'ta  provakasyonlarla Alevi?Sünni çatışması çıkarmışlardır. Bunu farkına varamayan Aleviler ve Sünniler olayı yaratanların karşı taraf olduğunu söyleyerek birbirlerini suçladılar. Böylece emperyalizm bir kere daha amacına ulaşmış oldu.
Herkesin bildiği gibi AB İlerleme raporlarının pek çoğunda Türkiye'de Kürtlerin etnik azınlık Alevilerin dinsel azınlık oldukları  ifadelerine yer verilmektedir.
Günümüzde Türkiye'de cüppeli ve sarıklı bir hocanın, Batılıların bu düşüncelerine alet olduğunu görüyoruz. Çünkü bu hoca, emperyalistlerin Suriye'de kasıtlı olarak çıkardıkları kargaşayı bahane edere sırf mezhebi farklı diye"Türkiye'nin bu ülkeye saldırması konusu"nda fetva vermiştir. 
Bu bize, "Aleviler, zındık oldukları için malı müsadere edilebilir, karıları cariye olarak alınabilir ve kelleleri uçurabilir" diye fetva veren Yavuz Dönemi Şeyhü'l İslamı Ebu Suud Efendiyi  hatırlatmaktadır. Oysa Kur'an'daki " İnsanı yaratıp ruhumdan üfledim" mealindeki ayetler gereğince bırakın Müslüman olana Alevileri, dinsiz olan insanlar dahi kutsaldır. Ayrıca diğer bir ayette "Suçsuz bir insanı öldürmek bütün insanlığı öldürmek gibidir"  buyrulmaktadır. Bu sebeple hem Ebu Sud Efendi'nin fetvası hem de Suriye'ye saldıralım" diyen Cübbeli'nin fetvaları, gerçek Müslümanlığa uygun olamaz. Ayrıca Türkiye'nin içişlerine kimsenin karışmasını istemediğimize göre komşumuzun içişlerine karışma hakkını nereden buluyoruz? Hele bu fetva, Batılı sömürgeciler istiyor diye veriliyorsa bunun Müslümanlıkta yeri olmadığı gibi  ayrıca bunda büyük vebal da  vardır.

Sonuç
Alevi'si ile Sünni'si ile Türk toplumu olarak dilimiz, tarihimiz, kültürümüz ve inançlarımız bir ve ortaktır. Buna karşılık az sayıda da olsa bazı farklılıklarımız da mevcuttur.  Millet olarak bu farklılıkları, bir eksiklik ve kusur değil Türk milletinin zenginliği olarak kabul etmeliyiz.
Biraz önce AB'nin ilerleme raporlarında, Alevilerin dinsel azınlık olarak kabul edildiklerinden söz etmiştik Bu sebeple Türkiye'de gerek Aleviler ve gerekse  Sünniler birbirleriyle kenetlenip bir bütün olarak emperyalizmin karşısına çıkmalıyız.  Bunun için de var olan sorunlarımızı kendi aramızda tartışıp çözüme kavuşturarak emperyalist ülkelerin gündeminden düşürmek zorundayız.  Bilimde veriler objektif olmasına karşılık sonuçta bunların değerlendirilmesi sübjektif yargıları içerir. Çünkü aynı verileri farklı bilim adamları farklı şekilde yorumlayabilirler. Bunu yaparken de bilim adamları, her aklına gelini söylememelidir. Söylenen sözlerin obje tif bilime ne gibi katkılar yapacağını ve bunların Alevi Sünni grupları arasında birlik ve bütünlüğe mi hizmet edeceğini, yoksa çatışmaya mı yol açacağını çok düşünmek zorundadırlar. Yine gerek Alevi ve Sünni gerekse ilahiyatçı araştırmacıların biraz da olaylara karşısındakilerin penceresinden bakıp birbirlerini doğru anlama gayreti içinde olmalı ve Türkiye'nin birlik ve bütünlüğünü gerçekleştirecek çalışmalar yapmalıdırlar. İlahiyatçı araştırmacılar, Kurtuluş Savaşı sırasındaki Mut Müftüsünü örnek alabilirler. Böylece dinsel anlayışımız ülkeyi parçalayıcı değil bütünleştirici bir nitelik kazanır. Ayrıca bilim adamları, Sünniler mi yoksa  Aleviler mi haklı gibi bir dava güdemezler. Bilimde ve bilimsel çalışmalarda haklılık yoktur doğruluk ve yanlışlık vardır. Tarihsel ve sosyal koşulların ortaya çıkardığı  bu ihtilaf, nasıl ortadan kaldırılıp birleşip bütünleşen bir millet olabiliriz? bunun üzerinde kafa yormak zorundayız. Onun için hem Aleviler hem Sünniler hem de İlahiyatçı araştırmacılar, duygusallıklarını ve kendi inanç ve önyargılarını bir kenara bırakarak bu soruna çözüm üretmek zorundadırlar.

KAYNAKLAR:
Ahmed?i Yesevi. Divan?ı Hikmet Seçmeler, Hazırlayan: Kemal Eraslan, Ankara, Kültür Bakanlığı, Yayınları, 1991.
Baş, Haydar. Dini ve Milli Bütünlüğümüze Yönelik Tehditler, İstanbul, İcmal Yayınları,2000.
Eğri, Osman. Bektaşilikte Tasavvufi Eğitim, G.Ü. Hacı Bektaş Veli Dergisi, 99/10:173?196. Eröz. Mehmet. Milli Kültürümüz ve Meseleler, İstanbul, Türkmen Yayınevi, 1983.
Göçgün, Önder. "Hacı Bektaş Veli ve İnsan İmajı", Ankara, G.Ü. I.Türk Kültürü ve Hacı Bektaş Veli Sempozyumu Bildirileri, Ankara, 1999:143?154.
Gülşan, Hasan. Pir Hacı Bektaş Veli ve Alevi?Bektaşiliğin Esasları, İstanbul, 1975.
Kutay, Cemal. Kurtuluşun ve Cumhuriyetin Manevi Mimarları, Ankara, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayını, 1973.
Noyan, Bedri, Bütün Yönleriyle Bektaşilik ve Alevilik, Ankara, Ardıç Yayınları, 1999.
Sümer, Ali. Hacı Bektaş Veli'nin Bilimsel Yönleri, Ankara, 1975.
Yılmaz. H. "Ahmet Sırrı Dedebabanın Bektaşi Tarikatı", Ankara, G.Ü. Hacı Bektaş Veli Dergisi, 99/10:27?49.
Zelyut, Rıza. Hacı Bektaş Veli, İstanbul, Hürriyet Ofset Matbaacılık ve Gazetecilik A. Ş., 1990.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100