12 Kasım 2005 Cumartesi 00:00
331 Okunma
Apo'dan daha tehlikeliler!
AB ve ABD namına milletimizi ayartma"ya çalışanlar, zerre kadar samimi değiller, satılmış yürek taşırlar. M.Emin Koç'un yazısı... ~|~

Apo'dan daha tehlikeli addedilen başörtülüler ve AKP

Sırtlarını AB'ye dayayarak veya ABD'nin gölgesine sığınarak, Müslüman Türk Milleti'nin kulaklarına "içerideki apoletlilerin burunlarını sürtmek" suretiyle "din ve vicdan özgürlüğü devşirecekler"ini fısıldayıp "AB ve ABD namına milletimizi ayartma"ya çalışanlar, zerre kadar samimi değiller. Çok yüzlüler, çok köseliler. Satılmış yürek ve iğdiş edilmiş beyin taşırlar. "Bukalemun" karakterliler.
Uzun lâfın kısası bu AB ve ABD mandacıları; Hicaz bölgesini Osmanlı'dan kopartmak için İngilizler tarafından el altından özel eğitilmiş ve vazifelendirilmiş Lawrens çömezleri gibi "etki ajanları" ve "gönüllü Haçlı meftunları"dırlar.

Samimi olsalardı; yer yarılıp yere girerlerdi

Bunlar, şayet zerre kadar samimi olsalardı; Irak'taki vahşi işgali gördükten sonra "Aman ya Rabbi biz, kimlerin ocağına sığındık, biz kimlerin kucağına oturduk, biz hangi global zâlimden himmet dilenicisi olduk?" diyerek ölüm pahasına da olsa Anadolu'nun bağrına düşmek için can atarlardı.
Bunlar şayet zerre kadar samimi olsalardı; AB kurumlarının "haince taviz talepleri" ve AİHM'nin "Apo ve başörtüsü konularındaki Haçlı tavrı" karşısında, "Aman Allahım, biz kimlerin kapısına düştük; 80 sene önceki hınçlarından zerre kadar eksilme olmaksızın bugün "o kadim hınç"la şehitlerimize, ezanlarımıza, başörtümüze ve medeniyetimize çullanan Ehl?i Salib'in eşiğinden hak dilenir olduk! Bu bize reva değil? Birliğiniz de, insan hakları teraneniz de başınızda paralansın?" diyerek bir saniye dahi kaybetmeden bu aziz millete, onun yüce medeniyetine, ana ocağı Anadolu'ya, kendi toprağına, kendi devletine dönerlerdi.
Bunlar şayet zerre kadar samimiyetleri olsaydı; bu sıkıntılarımız "aile içi meselelemiz"dir; namusumuzda ve toprağımızda gözü olan elin gâvurlarından hak ve himmet dilenmek Türk'ün asaletine yaraşmaz, derler ve kendilerine gelirlerdi. Geldiler mi? Nerede..!
Bunlar, şayet zerre kadar samimi olsalardı; Haçlının duruşu karşısında düştükleri zilleti fark ederek yer yarılıp yere girerlerdi? AB'ciliklerini ve Amerikanofillikliklerini derhal terk ederlerdi. Ettiler mi? Nerde..!
BTP'nin açtığı çığırın semeresi olarak "Kuvay?ı Milliye ve Milli duruş"un yükselen değerler halini alması münasebetiyle; geçmişin irtifa kaybetmiş AB'cilerinin pirim devşirmek arzusuyla "Kuvvacı ve Ulusalcı" kesilmeleri ise bir başka samimiyetsizliğin "suret?i Hakka bürünmüş" halidir; ayık olmak lazım.

AB ve AİHM kapısında neye döndüler şimdi?

Şimdi ne oldu; AİHM ve Büyük Dairesi, Leyla Şahin davasında "başörtüsü yasağına devam" kararında son noktayı koydu? "Hak için AB, hürriyet için ABD, hoşgörü için Vatikan!" nümayişleri yapan Müslüman kılıklı mandacılar, AB ve AİHM kapısında neye döndüler şimdi? Hani, "AB hak, hürriyet ve demokrasi kapısı" olduğu için AB'ci olmak lazım gelirdi?!
Akıllanacaklar mı; akıllanmazlar, yola gelmezler, gelemezler.
5 bin yıllık tarihi olan bir Milleti devletinden, vatanından, Mehmetçiğinden, imanından ve medeniyetinden kopartarak Haçlı'nın kucağında oyuncak hale dönüştürmektir asıl hedef? Bu sebeple Irak'taki gibi anaları ağlasa dahi AB ve ABD mandacılılarını terk etmezler. Misyon üstlenmişler, manda ve Haçlı çömezliği "iman"ları olmuş artık.
AB'nin ve AİHM'nin tavrı net: Apo özgürlük savaşçısıdır, dokunamazsınız, 4?5 doktor kontrolünde semirteceksiniz.
Başörtülü olmak ise "Apo olmak"tan daha tehlikelidir, yasaklanmalıdır, devletinden eğitim hizmeti almak isteyen hiçbir başörtülü okula asla sokulmamalıdır? Bitti.
Böylesi AB ve AİHM'nin himmetiyle temel haklar devşirmek üzere Avrupa Birliği'nin Haçlı tezgahında bölünüp parçalanmaya razı olacağız öyle mi?
Buna, "aklı peynir ekmekle yemek" denmez sadece, "imanı vaftiz suyuna kaptırıp kaybetmek" denir aynı zamanda.

AKP, patinaja devam ediyor

AB bu, AİHM bu; ya AKP'nin durumu? Gelelim AKP'nin başörtüsü bağlamındaki duruşuna? AKP, başörtüsü yasağı hususunda baştan beri patinaj yapıyordu zaten. Başörtüsü öncelikli meselemiz değildir diyen AKP'dir. Ama milletimiz anlamak istememişti o gün; bunlar takıyye yapıyor, işbaşına gelince problemleri halledecekler diyordu. Halbuki kazın ayağı hiç de öyle değildi.
Başbakan Tayyip Erdoğan, Washington'da, Brüksel'de "sızlanmak"la yetiniyordu. 8 Haziran 2005'te Washington'da "Kızlarım başları kapalı olduğu için ABD'de okuyor. Burada bu özgürlük anlayışı var, ülkemde yok?" diyordu; kimi kime şikayet ediyor, şekvâsını kimlere arz ediyordu bilemiyoruz?
Erdoğan, şu kadar vekili ile idaresi altındaki Türkiye'nin Atatürk Üniversitesi'ndeki mezuniyet törenine başörtülü velilerin alınmamasının ardından 14 Haziran 2005 günü NTV'den "Eğer halka gitmek gerekirse türban konusunu referanduma götürebiliriz" diyerek keyif bağışlıyordu.
4 ay önce bunları söyleyen Erdoğan, AİHM'nin yasakçı temyiz kararı karşısında "topu taca atarak", gerekçeli kararı görmeden bir şey söyleyemem diyor. Düne kadar başörtüsü yasağı konusunda konuşan Erdoğan, hangi gerekçeleri gördükten sonra konuşuyordu ki, bugün konuşmamak için gerekçeyi bahane ediyor. Erdoğan, danışmanlarına hazırlattıracağı "başörtüsü çıkışı" ile herhalde Arınç gibi "pirim efelenmesi" yapacak.
Erdoğan'ın AKP'si, Anayasa'nın 90. Maddesi'ni değiştirerek AİHM kararları ve sair uluslar arası mutabakat ve talimatların Anayasa dahi üzerinde olduğunu Anayasa'ya koyuyordu.

Yasağın müdafii AKP

İşin asıl can alıcı noktası, AİHM'de "başörtüsü yasağının aynen devam etmesi" savunmasını yapan AKP hükümetidir. AKP'nin Bülent Arınç'ının önceki günkü "türban efelenmesi" işte bu "günah galerisi"ni örtmek içindi.
"Merd?i Kıptî sirkatin söyler" kabilinden aynı şekilde dün "Azınlıklara her türlü hakkı tanırken, çoğunluğu mağdur etmek ne kadar hakkaniyete uygundur" diyerek AKP'nin icraatlarını özetleyen Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün "başörtüsü serencâmı" ise hayli ilginç patinajlarla doludur.
Gül, eşi Hayrinüsa Gül'ün AİHM'ye yaptığı başvurusunu geri çektirmişti. Aynı Gül, aldığı tepkileri Dışişleri Bakanlığı'nın "Leyla Şahin'in türban davası" için AİHM'ye gönderdiği ek savunmayı geri çektirerek gidermeye çalışmıştı.
AKP'nin Abdullah Gül başbakanlığında kurduğu ilk hükümetin işbaşı yapmasından iki gün sonra AİHM'de Türkiye'nin yaptığı "başörtüsü savunması"nda, "türbanın, kökten dinci akımlar tarafından siyasi bir simge olarak kullanıldığı" görüşü aktarıldı. Savunmada, başörtüsü yasağının kaynağı mahkeme kararlarına bağlandı.

AKP, AİHM'ye "kararı onayla" dedi

18 Mayıs 2005 günü yapılan Büyük Daire'deki duruşmada AKP yönetimindeki Türkiye, "tartışma yaratan" 9 dakikalık savunmasında, "bir önceki kararın onaylanmasını" talep etti.
AKP hükümeti, türban yasağını "demokratik gereklilik" sayan AİHM kararının onaylanmasını istedi. Hatta 3 sayfalık savunmada, türban yasağına İskoçya'da bir okulda uygulanan dayak kuralı örnek gösterildi. "Örnek davada dayak İskoçya'daki devlet okullarında genel ve geleneksel bir uygulamadır. Yani paralı okula gitme imkanı olmayanlar için dayak uygulamasının dışına çıkmanın tek yolu, okula hiç gitmemektir" deniliyordu.
Nitekim MAZLUMDER, 23 Mayıs 2005'teki açıklamasında "Hükümetin AİHM'de görülen Leyla Şahin davasında yaptığı savunmada; başörtüsü yasağını "demokratik gereklilik" olarak nitelendirerek "bir önceki kararın aynen onaylanmasını" talep etmesi, Türkiye'de siyasetin artık dibe vurduğunun açık bir kanıtıdır" deniliyordu.
AKP'nin "ikircikli katkıları"yla AİHM Büyük Dairesi, varoluş hedefine ve Haçlı karakterine uygun biçimde "başörtüsü yasağı" konusunda "son nokta"yı koydu.
Ne hazin tablodur ki, AB'den güya hak devşirmek için boyunlarına "diyalog haçı" geçiren Müslüman kılıklı kimi medyacılar ve eskinin slogancı meydan mücahitleri, başörtüsü kararı karşısında AİHM'ye köpürmek suretiyle AKP'nin günah galerisini örtemeye çabalıyorlar. Örtülmez. 

Millete sıra gelince takatları kesiliyor

Lozan'ı delik deşik etme pahasına gayr?ı Müslimlere olmadık haklar hak temin etme, AB'nin taleplerini yerine getirme yolunda Meclis'i "seri yasa üretme merkezi"ne çeviren AKP, ne hikmetse sıra, "Türk Milletinin makul talepleri"ne gelince takatten kesiliyor, elden?ayaktan düşüyor, iktidarını kaybediyor. Ama meydanlarda veya ekranlarda efelenmeye sıra gelince yine eski gücünü topluyor?
Politikada artık bu yöntemler, bu oyunlar tutmaz. Ülke idaresi ve şartları artık bu yöntemleri, bu ikircikli gaz alma manevralarını ve popülist naraları kaldırmaz. Elle tutulur?gözle görülür Haçlı mızrakları artık çuvala sığmıyor çünkü.
Ülkeyi ve Türk Milletinin bunlardan kurtaracak kadro ortaya çıkmasaydı, belki bu yöntemler birkaç yıl daha giderdi.
Lakin artık tüm yerli ve yabancı oyunları bozan BTP var. I. Kuvay?ı Milliye kadrosu kadar vatanperver, bir o kadar da dindar, yürekli, bilgi donanımlı ve birlik timsali, hepsinin üstüne Milli Ekonomi Modeli ile taçlanmış bir BTP kadrosu var. Gece demeden gündüz demeden çalışıyorlar. Bu sebeple Türkiye'nin yeni parolası "Bu sefer BTP, bu sefer Prof. Dr. Haydar Baş"tır.

M.Emin KOÇ

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100