03 Mart 2007 Cumartesi 00:00
213 Okunma
Arap Birliği Bush'a hizmet etti
Odak noktası Suudi barış planıymış gibi görünen Arap Birliği zirvesinin arka planında, Bush'un 'ılımlılar ekseni'nin ve İran'a karşı Sünni ittifakının güçlendirilmesi hedeflendi. Fakat ılımlılığı yayma kararının anlamı yok, zira 'ılımlı' sınıflamasına girmenin tek şartı ABD'yi desteklemek ~|~

19.Arap Birliği zirvesi çalışmalarını Arap barış girişimini canlandırarak bitirdi ancak, ABD Dışişleri bakanı Condolezza Rice'ın ılımlılık kültürünün yayılması ve eğitim yöntemlerinin düzeltilmesi gibi talimatlarını yansıtan Batılı kararlar da alındı. Suudi Barış Planı'nın yeniden baz alınması Arap liderlerin bu girişimin maddelerine harfiyen tutunacakları anlamına gelmez. Özellikle de Arap Birliği Genel Sekreteri Emir Musa dahil birçok yetkilinin, girişimin gelecekte yapılacak müzakereler için çerçeve olacağını teyidi sonrası...

Eğitim reformu direniş karşıtı
Mekke'de yapılan Filistin uzlaşı anlaşması, Arap girişiminin yeniden gündeme getirilmesinin temeliydi. Bu anlaşma, Filistin birlik hükümetinin başbakanı İsmail Haniye'nin Başkan Mahmud Abbas'ın arkasına geçirilmesini amaçlıyordu. Abbas konuşmasında, 'Ortadoğu dörtlüsü'nün teröre son verilmesi ve İsrail'in tanınması taleplerini tekrarlamakta ısrar etmişti. Bu durum Hamas'ın gözlemci sıfatıyla da olsa ılımlılar kampına katılımının teyididir.

Zirvenin yaymaya çalıştığı ılımlılığın türünü bilemiyoruz. Bu kavram, İsrail'in Lübnan saldırısı sırasında ortaya çıktı; Hizbullah'ı üç İsrail askerinin ölümüne ve ikisinin yaralanmasına yol açan eylemi nedeniyle İbrani devletini kışkırtmakla sorumlu tutarak İsrail'i dolaylı yolla destekleyen ülkeler 'ılımlı' sayıldı.
Görünen o ki, Arap Birliği zirvesi değişmezlere bağlı oldukları için 'ılımlı' sayılmayanlarla savaşmayı bazı alıyor. Zira toprağın kurtuluşu için direniş silahını kullanma talebi ılımlılığın tersi; İbrani devletinin nükleer silahlardan arındırılmasına dair her konuşma da yeni hoşgörü eğilimleriyle çelişen bir bozulma!
Zirvede alınan eğitim yöntemlerinin düzeltilmesi kararının hedefi de, Arap üniversitelerini Harvard veya Oxford üniversitelerinden daha gelişmiş hale getirmek değil, direnişi veya cihadı teşvik eden, ümmetin sorunlarının ve saygınlığının başarısını isteyen her şeyi ortadan kaldırmak. Yeni zirvede, Arap vatanında siyasi, ekonomik ve sosyal reforma dair hiçbir şey duymadık. Peki önceki zirvelerde önceliğe sahip olan bu tür hassas konular karşısındaki bu donukluğun nedeni ne?
Zirvenin kapanış bildirisinde de geçtiği gibi ılımlılık diktatörlüğün, baskının, işkencenin ve özgürlükleri müsadere etmenin adresi oldu. Zira ABD'nin desteklediği ılımlı Arap ülkelerinin çoğu en sert rejimlerce yönetiliyor. Fas gibi övgüyü hak eden demokratik deneyimler yaşamış ülkelerse bu eksenin dışında.

Zirvenin bazı İslamcı liderlerin de katılımıyla ılımlılık kültürünü pohpohlaması, Arapların aşırılık ve terör kaynağı olduğuna dair görülmemiş ve aşırı derecede tehlikeli bir itiraftır. Zira, ABD tarafından ve onun Irak'taki yıkıcı savaşlarıyla, Filistin'deki İsrail saldırılarına desteğiyle, Arapların aşırılık yanlısı olduğu iddia ediliyor.
Bu politikalar, aciz, diktatör ve işbirlikçi Arap rejimlerinin gölgesinde hayal kırıklığı ve ümitsizlik halini körüklüyor, gençleri inançlarından uzaklaştırıyor ve İslamcı grupların içine sokuyor.
Bizler eğitim yöntemlerinin düzeltilmesini ve ılımlılığın yayılmasını istiyoruz ama bunu, bölgenin Amerikan savaşlarına hizmet etmesi, Bush'un rızasını almak için Filistin sorunundan ödün vermek ve İbrani devletini onun şartları temelinde yapılacak barış girişimine katmak amacıyla değil, gerçekçi iç reformların yapılabilmesi için istiyoruz.
Birçokları Suudi Arabistan Kralı Abdullah'ı Irak'ın gayrimeşru bir yabancı işgali altında olduğunu itiraf etmesiyle ilgili konuşmasından dolayı kutladı.
Fakat hiç kimse, Irak işgalini kimin kolaylaştırdığını, kimin işgalle işbirliği yaptığını, kimin Irak'ı şu an yaşadığı ve vatandaşlarının kanıyla bedelini ödediği iç savaşa götürdüğünü sormadı.

Savaşı ve 10 yılı aşkın süredir Irak'a dayatılan ambargoyu destekleyen, rejimin devrilmesini isteyenler 'ılımlı' Araplardır. Şimdi de bu ülkenin içinde bulunduğu durum nedeniyle ağlaşıyorlar, işgalden hoşlanmıyorlar. Çünkü savaş İran'ın nüfuzunu artırdı. İran, bölge ülkelerinin istikrarını tehdit eden kaynak olarak Irak'taki Baas rejiminin yerini aldı.
Peki İsrail girişimin asıl kaynağı olan Suudi Arabistan'la ayrıntıları konuşmak amacıyla doğrudan görüşme talebinde bulunduğu takdirde ne olacak? Suudi Arabistan bu talebi kabul edecek mi?

Amaç İran savaşına hazırlık mı?

Girişimin etkinleştirilmesi, bütün alanlarda diplomatik çaba harcamak demektir. İsrail'in bu etkinleştirmede birinci hedef olması gayet doğal. Sorun öteki tarafın zayıflığı. Zira İsrail Başbakanı Ehud Olmert halkının yüzde 5'inden azı tarafından destekleniyor ve bir dizi yolsuzluk suçlamasıyla boğuşuyor.
Olmert bu konumdayken Arap tarafına esaslı ödünleri nasıl sunacak?
Pakistan Devlet Başkanı Pervez Müşerref, Türkiye Başbakanı Tayyip Erdoğan ve Malezya Başbakanı Abdullah Bedevi gibi Sünni liderlerin yoğun katılımı da büyük anlamlar içeriyor: Bizler İslam dünyasının Sünni ve Şii kamplar temelinde bölünmesini kabul ediyoruz. Belki bu zirve İran'a karşı önümüzdeki savaşa katılacak eksenin ilk adımı olabilir. Görünen o ki, barış girişimlerinden konuşmak bölgedeki savaşların adresi. 1991'de böyleydi, 2003'teki Irak işgalinde de... İran'ı vurmaya hazırlık bağlamında da aynısını yapıyorlar.
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100