Bu haber kez okundu.

Arapları Batı'nın tuzağı birbirine düşürdü
Yıllardır çeşitli dinlere ve ideolojilere inanan insanların yan yana yaşadığı Irak, Filistin ve Lübnan'ın bugün aynı anda karışması tesadüf değil. Batı yaşananları 'beklenen iç savaşlar' diye sunsa da, ortada bir tuzak var ~|~

Dünya ve Arap medyasının pohpohlaması ve uluslararası diplomasinin şu günlerde çokça gündeme getirmesi sebebiyle Arap dünyasının iç savaşlara girdiğini neredeyse doğrular olduk. Zira Irak, Lübnan ve Filistin, dünyaya aynı ülkedeki kardeşler arasında yaşanan ölüm ve yıkım sahneleri sundu.

Peki bu kanlı krizler gerçekten de iç savaş mı? Bu halklar yakın zamana kadar neden güven içindeydi de bugün adlandırıldığı üzere 'iç savaş'lar patlak verdi? Irak'ta Sünni Şii'yle, Kürt Arap'la ve Hıristiyan Müslüman'la birlikte yaşamıyor muydu?
Lübnan'da Müslümanların kalpleri, Maruni ve Dürzilerle birlikte değil miydi? Sünniler ve Şiiler asırlardır hayatın bütün alanlarında bir araya toplanmadı mı? Filistin'de Nekba (felaket yılı), Müslüman Filistinliyi Katolik ve Ortodoks Filistinliyle birlikte, aynı vahşet sebebiyle göç ettirmedi mi? Filistin Kurtuluş Örgütü ilk kurulduğunda Filistin'in kurtuluşu için silah taşıma amacıyla bir araya gelmiş farklı din müntesiplerinden oluşmuyor muydu?

Ne oldu da Batı ve Doğu'ya hoşgörü, 'öteki'ni kabul, güven ve iç barış bağlamında örnek sunan bu onurlu doku yok oldu? Kimler perde arkasından Arap Doğu'yu şiddetin içine atma ve bizzat kendilerinin yaptığı planlar sebebiyle yaşananlara 'iç savaş' adı vermeyi kararlaştırdı? Araplar kendilerine Irak, Lübnan ve Filistin'de yaşananların içyüzünü soruyor mu?

Bu savaşlar bizzat düşmanların sunduğu gibi iç savaş mı, yoksa Araplar dışındaki kirli ellerin ateşe verdiği, şaibeli araştırma merkezlerinin planladığı ve medyanın dünyayı ve Arapları kandıracak derecede iç savaş diye pazarladığı tuzak savaşları mı?
Doğal olarak sorumlu Araplar yaşananları inkâr etmez. Zira bizim yanlışlarımız görmezden gelinemeyecek kadar büyük. Fakat bu yanlışlar ne kadar büyük olursa olsun, Irak, Lübnan ve Filistin'in iç savaşa girdiği düşüncesini bize dayatan cehennemi planlar karşısında yine de ikinci sırada yer alıyor.
Irak'ın şartlarını bugün Irak Çalışma Grubu'nun eşbaşkanları James Baker ve Lee Hamilton'ın gözüyle okumamız gerekiyor.

Bu iki Amerikalı ismin deneyimi var ve hazırladıkları tarihi rapor Irak savaşının, 'Iraklıları Baas rejiminden kurtarma gerekçesi altında dayatılan bir savaş' olduğu çıkarımına varıyor! Oysa Irak devleti ortadan kaldırıldı, ordu feshedildi, altyapı yerle bir edildi, okullar kapatıldı, öğretim görevlileri suikasta uğradı, müzeler yağmalandı, kaynaklara el koyuldu ve ABD Başkan Yardımcısı Dick Cheney'nin yönetim kurulu başkanı olduğu şirket kasasını altınlarla doldurdu. Sonra da çıkıp iç savaştan konuşuyoruz. Irak rejiminden değil, vatanından ve halkından intikam almak istediler. Geçen perşembe başbakan Nuri el Maliki'yi yüksek sesle, 'Baasçı askerler! Gelin ve orduya katılın. Size ve ailelerinize yaptıklarımızdan dolayı bizleri affedin' diye çağrıda bulunurken dinledik.

Lübnan'da yaşananlar da ABD?Avrupa koalisyonunun ürünü. Lübnan'daki iç güçlere ve birlikte alacakları kararlara başvurmaksızın ülke için çözüm sunmaya çalışılınıyor. Oysa tarih en zor şartlarda bile Lübnan'ın barışçıl ve sivil çözümlere ulaşmaya kadir olduğunu gösterdi. Taif Anlaşması'ndan bu yana yaşanansa, yeni muhafazakârların ideolojik çıkarları için Lübnan'ın ulusal seçimlerinin hayata geçirilmesini engellemesi. Bu ideolojinin tek ilgilendiği konu, Suriye ve İran'ın Irak savaşının genişletilmesine hazırlık amacıyla tecrit edilmesi. Sonuç bugün ortada.

Filistin bir oyuna kurban edildi

Peki Filistinlilerin suçu ne? Onlara özgürce seçime gitmeleri söylendi ve sonuçta özgürce Hamas'ı seçtiler. Halkın ortak kararıyla, meşru bir hükümet kuruldu.
Fakat aynı faşist ve Siyonist Batılı güçler Filistinlilere, 'Kötü seçim yaptınız. Sizden istenen, hükümeti İsrail'i tanımaya zorlamaktır' dediler. İsmail Haniye hükümeti İsrail'den imzalanan bütün uluslararası belgelere göre kurulacak Filistin devletini tanımasını istediğindeyse, yanıt suikastlar, çocukların öldürülmesi ve Uluslararası Adalet Divanı'nın da kınadığı tecrit duvarının inşaatının sürdürülmesi oldu.
Sonuçta yardımlar kesildi, üretim kaynakları kurutuldu ve geçitler kapatıldı. Şimdi de, 'sorunun uluslalararası bir boyut kazanmasına' izin verecek iç savaş söylemini pohpohlama suretiyle karıştırma planını hayata geçirme vakti geldi.
Halbuki Ebu Mazen'le Haniye arasında ne bir iç savaş vardı ne de uzun vadeli amaçlarda anlaşmazlık. Yaşananlar bir iç savaş değil, tuzak savaşı.

AHMED EL GADİDİ / Birleşik Arap Emirlikleri gazetesi Beyan/ Radikal
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100