Bu haber kez okundu.

ARŞ'IN ÇİFTE KÜPELERİ: Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin

Bugün burada Ehli Beyt'in iki temeli olan İmam Hasan ve İmam Hüseyin'den bahsedeceğiz. Değil binlerce sayfaya, kainata sığmayan bu değerleri sınırlı bir sürede birkaç satıra sığdırmanın zorluğunu hepinizin takdirine bırakıyorum. Biliyorum ki sözlerim, siz değerli kardeşlerimce pek çok yönden eksik hissdilecektir...

~|~

Bugün burada Ehli Beyt'in iki temeli olan İmam Hasan ve İmam Hüseyin'den bahsedeceğiz. Değil binlerce sayfaya, kainata sığmayan bu değerleri sınırlı bir sürede birkaç satıra sığdırmanın zorluğunu hepinizin takdirine bırakıyorum. Biliyorum ki sözlerim, siz değerli kardeşlerimce pek çok yönden eksik hissdilecektir. Bu nedenle her birinizin göreceği eksikleri söylediğimi farzetmesi dileği ile konuşmama başlıyorum.
Hazreti Resul (s.a.v.) buyurmuştur ki: "Hasan ve Hüseyin Arş'ın iki küpesidirler."
Vakta ki, Hazreti Allah cennete hilkat elbisesini giydirdi, ona şöyle hitap etti: "Sen fakirlerin meskeni olsan gerek." Cennet hal dili ile söze gelerek, "Ya Rabbi! Beni miskinlere ve dervişlere mesken etmenin sebebi nedir?" dedi. Göklerden şu nida geldi: "Ey cennet! Bu saadete razı olmaz mısın ki, senin köşelerini Hasan ve Hüseyin ile süsleyelim." Cennet bu müjdeye sevinip, "Razıyım, razıyım. Ne saadettir o kimselere ki, Arş'ın küpesi ve cennet köşelerinin ziyneti olurlar ve Allah'a yakınlıkta bu derece yükselirler ve makam bulurlar" dedi.  
Hz. Hasan 3. hicri yılında Ramazan ayının 15. gecesinde Medine'de dünyaya geldi. Doğumunda isim koyma anında Fatıma annemiz Hz. Ali'ye, "Ya Ali, oğlumun adını ne koydun" diye sordu. Hz. Ali, "Ya Fatıma, isim koymakta Resulullah (s.a.v.)'in önüne geçemem" diye cevap verdi. Peygamberimiz geldiğinde, Hz. Hasan'ı beyaz bir beze sardırdıktan sonra, kucağına alıp sağ kulağına ezan, sol kulağına kamet okuduktan sonra, "Ya Ali, çocuğunuzun adını ne koydun" dediğinde, Hz. Ali, "Ya Resulallah, bu işte sizin önünüze geçemem" diye cevap verdi. Peygamber (s.a.v.), "Ben de Rabbimin önüne geçemem ya Ali" diye cevap verince, Yüce Allah (c.c.) Hz. Cebrail'e,
"Muhammedimin bir oğlu dünyaya geldi. Onun yanına in ve kendisine selam söyle. Benden ve kendinden yana kendisini tebrik et. Musa için Harun ne ise, Ali de senin için odur. Bu yüzden Harun'un oğlunun ismini koy, de" diye buyurdu. Peygamberimiz (s.a.v.), "Ya Cebrail, Harun'un oğlunun adı nedir" diye sordu. Hz. Cebrail Şubber ve onun Arapça'da karşılığı Hasan'dır" dedi. Hazreti Hüseyin'nin doğuşunda da Harun'un oğlu Şübeyr'in Arapça karşılığı olan Hüseyin Cebrail (a.s.) kanalı ile bildirilmiştir. Böylece Hz. Hasan ve Hz. Hüsayin Peygamberimizin zürriyeti olarak Allah (c.c.) tarafından beyan edilmiştir. Buradan net olarak anlaşılıyor ki yaratıcı yüce Allah (c.c.) İmam Hasan ve İmam Hüseyin'i Peygamberimizin nesline bağlamıştır.

Onlar Hz. Peygamberin oğullarıdır
Bu konuda, yani İmam Hasan ve İmam Hüseyin'in Peygamberimiz (s.a.v.)'in oğulları olduğunun Allah'ın emri olduğunu ispatlayan diğer deliller de, Prof. Dr. Haydar Baş'ın İmam Hasan kitabının 7984 sayfalarında uzun bir şekilde anlatılmıştır.  Doğumun yedinci gününde torunu adına Peygamberimiz bir akika kurbanını kendi eliyle kesmiş ve dua etmiştir. Daha sonra İmam Hasan'ın saçlarını tıraş ederek saçların ağırlığınca sadaka dağıtmıştır. İmam Hasan'ın doğumundan sonra bakımını Peygamberimizin amcası Abbas'ın hanımı Ümmü'lFazıl üslenmiş ve süt anne olarak Abbas kızı Kussem'i görevlendirmiştir. İmam Hüseyin'in doğumundan sonra aynen İmam Hasan'ın doğumunda olduğu gibi, kurban ve saç ağırlığında sadaka olayı 7. günde İmam Hüseyin için de uygulanmıştır. İmam Hüseyin altı aylık doğmuş 3 günde bir Peygammberimizin parmağını emerek beslenmiştir. Anne sütü almamıştır. İmam Hüseyin'in doğumunda da Cebrail (a.s.) bin melek eşliğinde Peygamberimize tebrik iletmek ve göz aydınlığı dilemek içn gönderilmiştir. Bu topluluk denizdeki adalardan birinden geçerken Futrus adında bir meleğe rastlarlar. Bu melek, Allah'ın (c.c.) Arş'ını taşıyanlardan birisi sayılmaktaydı. Kadir olan Allah ona bir emir vermiş, o da emri yerine getirmekte yavaş davranmıştı. Bir rivayete göre Allah (c.c.) onu dünya ve ahiret azaplarından birini seçmekte serbest bırakınca ceza olarak dünyayı seçmiş ve kirpiklerinden asılmıştı. Hiçbir hayvan onun saldığı kokular nedeni ile oralara yaklaşamıyordu. Cebrail (a.s.)'a nereye gittiğini sordu. Cebrail (a.s.), "Allah (c.c.), Muhammed (s.a.v.)'e bir nimet verdi. Beni de onu tebrik etmekle görevlendirdi" dedi. Futrus, "Beni de kendinle birlikte götür. Belki o bana dua eder de merhameti bol olan Allah (c.c.) beni affeder" diye temennide bulundu. Cebrail onu kendisi ile birlikte Resulullah (s.a.v.)'in huzuruna getirdi. Resulullah (s.a.v.)'i tebrik ettikten sonra Futrus durumu arz etti. Hz. Resulullah (s.a.v.), "Futrus'a söyle, kendini yeni doğan bu çocuğa sürsün ve kendi yerine dönsün" buyurdu. Futrus kendini İmam Hasan'a sürer sürmez kanatları yeniden çıktı ve gökyüzüne doğru uçtu. Gitmeden önce Resulullah (s.a.v.)'e, "Çok yakında senin ümmetin bu çocuğu öldürecek. Bana onun vasıtası ile nimet verildiğinden onun üzerimde hakkı vardır bu nedenle, her kim onu ziyaret etse ve her kim ona selam etse ve her kim ona salavat gönderse, ona ileteceğim" dedi ve semaya yükselirken de, "Benim gibi kim olabilir ki, ben Hüseyin (a.s.), Fatıma (a.s.) ve Muhammed (s.a.v.)'in azadlısıyım" diye öğündü.

İmam Hasan'ın kısaca hayatı
İmam Hasan 7 yaşına kadar dedesi Peygamberimiz Hazreti Muhammed Mustafa(s.a.v.) ile beraber büyüdü, ondan sonraki altı ay annesi Fatıma annemizle ve onun vefatından sonra da babası Emirü'lmü'minin Ali bin Ebu Talib ile 30 yıl beraber  yaşamış ve onun halifeliği sırasında yaptığı tüm savaşlara katılmıştır. Hazreti Ali şehit olunca, onun vasiyeti ve aslında Ehli Beyt'in görevi olan imamlık makamını devir aldı. 6 ay süre ile zahiri halifelik görevini de yürüttü. Muaviye, şehit edilen Halife Osman'ın kanını Hazreti Hasan'a yükleyerek ayaklandı. Çeşitli entrikalarla İmam  Hasan'ın komutanlarının bazılarını para karşılığı elde ederek onu zayıf bıraktı. Halifelik için savaşa başladı. İmam Hasan daha fazla kan dökülmemesi için Muaviye ile andlaşma yaptı. Bu andlaşma ile taraftarlarının korunmasını sağladı. Diğer bir şart da Muaviye imamlık iddiasında bulunmayacaktı. Ve Ehli Beyt'ten biat etmelerini istemeyecekti. Kendinden sonra yerine halife tayin etmeyecekti. Bu andlaşmadan sonra İmam Kufe'yi terk ederek Medineye yerleşti ve imamlık görevine devam etti. Fakat Muaviye onu rahat bırakmadı. Birkaç kere zehirleme teşebbüsü yaptı ama İmam kurtuldu. En sonunda hane halkından eşi tarafından kuvvetli bir zehirle şehit edildi.
İmam Hasan'ın lakapları şunlardır: Sıbt (torun), Seyyid (efendi), Zeki (temiz), Mücteba (seçilmiş), Taki (takvalı), Veli, Tayyib (sevindirilmiş). Bu lakapların en yaygını Taki olmuştur. Peygamberimiz Hz. Muhammed bir hadisinde, "Bu oğlum Hasan seyyiddir" demiştir bu nedenle en önde gelen lakabı budur.

İmam Hüseyin'in kısaca hayatı
Muaviye'nin halifeliği devam ederken, İmam Hasan'ın şehadetinden sonra İmam Hüseyin kardeşinin yapmış olduğu andlaşmaya uydu. Bu andlaşmada imamlardan biat istenmeme şartı vardı. Muaviye sağken bu şart devam etti ve bu şartı oğluna da tavsiye etti. Fakat yerine kimseyi tayin etmemesi gerekirken Yezid'in adına daha hayatta iken tanınmış kişilerden Yezid'e biat almıştı. Yani andlaşma kurallarından birini iptal etmiş oldu. Hicret'in 50. yılında Muaviye öldü ve yerine Yezid geçti. Muaviye İmam Hasan'a ve İmam Hüseyin'e, andlaşma gereği dokunmamıştı. Oğlu Yezid'e vasiyet etmiş, İmam Hüseyin'e biat ısrarında olmamasını tenbih etmişti. Ancak Yezid'in halifeliğe geçmesi andlaşmaya karşı bir durumdu. Andlaşma ortadan kalkmıştı, buna rağmen kan dökülmemesi için İmam Hüseyin sükunetini korumakta idi. Yezid bundan cesaret alarak Medine valisine İmam'ın kendisine biat etmesini, aksi halde kellesinin alınması emrini verdi. Bunun üzerine İmam düşünmek için bir süre istedi ve geceleyin emin şehir Mekke'ye gitti. Bu olay Hicret'in 60. yılında Receb sonları ile Şaban başlarında olmuştur. Yezid işi o dereceye getirdi ki, tam manasıyla İslam'a aykırı davranışları ortaya çıktı. Aynı zamanda halka bilhassa Ehli Beyt taraftarlarına kırım uygulamaya devam ediyordu. Yezid'in hilafetine karşı çıkanlar İmam Hüseyin'in yanında olacaklarına söz veriyorlardı. Iraklılar da İmam'ı davet ediyorlar, mektuplar gönderiyorlardı. İmam hac mevsimine kadar Mekke'de kaldı. Yezid suikastçiler gönderip hac sırasında ihramlarının altında sakladıkları kılıçları ile İmam'ı şehit etmeyi planlamıştı. Bunu haber alan İmam, hac farizesini yarım bıraktı. Her hal u kârda Yezid'in onu şehit etmeyi hedeflediğini, Mekke'de bunun olmaması için bu şehirde kalmak istemediğini Irak'tan teklifler alması nedeniyle Kufe'ye gideceğini yakınlarına açıkladı. Onlara kendisine yardımcı olmalarını teklif etti. Sonuçta İslam için şehitliğin kaçınılmaz olduğunu onlara açıkladı. Ve kimseye zarar gelmesini istemediğini, ancak kendisinin gitmek zorunda olduğunu ve kararlılığını beyan etti. "Ben biat etmeyeceğim. Zulüm ve fesat hükümetine boyun eymeyeceğim. Nereye gitsem, nerede olsam da beni öldüreceklerini biliyorum. Mekke'den ayrılmamın nedeni ise, benim kanımın dökülmesiyle Kâbe'nin hürmetinin kırılmasıdır" dedi.
İmam Hüseyin Efendimizin lakapları ise şunlardır: İmam Hüseyin'in onun üzerinde lakabı vardır. ErReşid, ElVafi (vefalı), EtTayyib, EzZeki (temiz), ElMubarek, EtTabi'i, Merzatillah (Allahın rızasını kazanmış), EdDelil, Ala Zatillah, EsSibt, EşŞehid.

İmam Hasan ve İmam Hüseyin'le ilgili Kur'an ayetleri
Tathir ayeti ile mealen, "Allah, ancak ve ancak siz Ehli Beyt'ten her türlü çirkinliği def etmek ve sizi tertemiz kılmak ister" vahyini göndermiştir. Bunun gelişinden sonra Peygamberimiz Hz. Ali'ye bu ayetin onun ve Hz. Hasan, Hz. Hüseyin'in ve onların evlatlatları olan imamlar hakkında indirildiğini söylemiştir. Bu ayetle Ehli Beyt'in mükemmelliği insanlara anlatılmıştır.
Ali İmran suresinin 61. ayeti Mubahale (lanetleşme) ayeti olarak bilinmektedir. Mealen, "Şüphesiz Allah katında (yaratılışları bakımından) İsa'nın durumu, Âdem'in durumu gibidir: Onu topraktan yarattı. Sonra ona "ol" dedi. O da hemen oluverdi. Gerçek, Rabbindendir, şüphe edenlerden olma artık. Sana iyice bildirildikten sonra da gene bu hususta seninle tartışan olursa de ki: Gelin, oğullarımızı ve oğullarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı çağıralım, biz bizzat gelelim, siz de gelin. Ondan sonra da dua edelim ve Allah'ın lânetini yalancılara havale edelim." (Ali İmran, 59. 60 ve 61. ayet)
Necran hıristiyan heyetinin hıristiyan akidesine karşı Rabbin cevabıdır. Bu lanetleşmede sadece Ehli Beyt'in bulunması Hz. Hasan ve Hüseyin'in Allah (c.c.) katında şahitliklerinin makbul olduğunun kesin beyanıdır. Aynı zamanda üstün kişiliklerinin ve Allah katında değerlerinin göstergesidir.
Peygamberimiz en fazla torunlarını severdi, kendisine sorulduğunda bunu sık sık beyan ederlerdi ve onların ihtiyaçları ile yakından ilgilenirlerdi. İbadetleri sırasında yaptıkları yaramazlıklara ses çıkarmadığı çeşitli kaynaklarda bildirilmiştir. Peygamberimiz dualarında, "Allah'ım, biliyorsun ki ben bu ikisini seviyorum. Onları Sen de sev ve onları sevenleri de sev" derdi.
Veda Hutbesinde bizlere bıraktığını beyan ettiği iki emanetten en büyük olan emanet  Kur'anı Kerim'dir, ikinci sırada gelen emanet, Hz. Ali ve onun soyundan gelen imamlardır. Kim bu emanetlere sıkı sıkı sarılırsa kurtuluşa kavuşanlar onlardır. Peygamberimiz bu konuda, "Onlara itaat etmek, bana itaat etmektir. Onlara karşı gelmek, bana karşı gelmektir" buyurmuşlardır. bu bizlere büyük bir hatırlatmadır. Ehli Beyt, inancımızın tamamlayıcı unsurudur. Bir hadiste, "Kur'an ve Ehli Beyt'ten ne ileriye geçin, ne de geride kalın. Yoksa helak olursunuz ve onlara bir şey öğretmeye kalkmayın çünkü onlar sizden daha alimdirler" denilerek Ehli Beyt tanıtılmıştır.

İmam Ali'nin evlatlarına vasiyeti
Velayetin şahı Hz. Ali'nin (k.veche) son anlarında oğullarına şu vasiyeti yaptığı nakledilmektedir: "İkinize de Allah'tan korkup sakınmayı, dünya sizi istese de onu istememeyi tavsiye ederim. Dünyaya ait bir şeyi elde edemediğiniz, elinizdekini yitirdiğiniz için de hayıflanmayın. Gerçeği söyleyin. Ahiret ecri için amel edin.
Zalime düşman olun, mazluma yardımcı kesilin. İkinize, bütün evlatlarıma, aileme ve bu sözlerim kime ulaşırsa ona, Allah'tan korkup sakınmayı, aranızı düzeltmeyi vasiyet ederim. Ceddinizden (s.a.v.) duydum, der ki: "İki kişinin arasını bulmak, bütün nafile namazlardan, oruçlardan üstündür."
Allah için yetimleri koruyun. Bazı kere aç, bazı kere tok bırakmayın onları, gözünüzün önünde haklarının zayi olmasına müsaade etmeyin.
Allah için komşularınızı görün, gözetin; bu, Peygamberimizin (s.a.v.) vasiyetidir. Komşular hakkında o kadar tavsiyelerde bulundular ki, onları da mirasçıların arasına katacak sandık.
Allah için Kur'an'a riayet edin; onunla amel etmekte başkaları sizi geçmesin.
Allah için namazı önemseyin; çünkü o dinimizin direğidir.
Allah için Rabbinizin evini ziyareti, haccetmeyi ihmal etmeyin. Hayatta olduğunuz sürece o evi boş bırakmayın. Çünkü o ev terk edilirse, size mühlet verilmez; azap gelir çatar.
Allah için mallarınızla, canlarınızla, dillerinizle Allah yolunda savaşın. Birbirinizi ziyaret edin, görüp gözetin. Biribirinizin ihtiyacını giderin. Biribirinizden yüz çevirmeyin. Biribirinizden kopmayın.
İyiliği emretmeyi, kötülükten nehyetmeyi bırakmayın. Sonra kötüleriniz başınıza geçer; sonra dua edersiniz, size icabet edilmez.
Ey Abdulmuttalip oğulları! Sakın "Emirü'lMü'minin öldürüldü" deyip, müslümanların kanlarına girmeyin, öç almaya kalkmayın. Benim için yalnız beni öldüreni öldürün. Bekleyin hele, onun şu vuruşundan ölürem, onun bana bir tek vuruşuna karşı siz de ona bir kere vurun; şurasını burasını keserek eziyete kalkışmayın, çünkü ben Resulullah (s.a.v.)'den duydum, "Öldüreceğiniz kuduz bir köpek de olsa, organlarını kesmeyin, müsle yapmaktan (işkence ederek orasını burasını kesmekten) sakının."

Ehli Beyt'e uymak farzdır
Her türlü nimet de olduğu gibi, ilim de Yüce Allah'ındır. Kimine az, kimine çok verir. Çok verdikleri ilimleri ile, az verdikleri uyumları ile sınavdadırlar. Bilip saklamak, duyup uymamak, arasında fark vardır. Bilip uygulamamak, duyup yapmamak yanında çok daha ağır sorumluluktur. Çünkü biri bildiği halde uygulamadığından dolayı farzları uygulamadığı taktirde inkar etmiş olmaz amma büyük günaha girer. Haramları bilerek uyguladığında dininden olur. Duyup yapmamak, kaynağın güvenirliğine bağlıdır. Bu nedenle Allah (c.c.) Ehli Beyt'in ilmini her türlü şüpheden arınmış olarak bizlere sunmuştur. Öyle ise bunlara uymak farz olmuştur.
Ehli Beyt Allah tarafından seçilmş kimselerdi. Terbiyeleri Kur'an ve hadislerle ve bilhassa Hz. Muhammed (s.a.v) ve daha sonra Hz. Ali'nin elinde olmuştur. Onlar ayetlerde belirtildiği gibi kusursuzdurlar. İmam Ali'nin şehadetinden önce, onu kimin öldüreceğini sabah namazından önce İmam Hasan'a bildirilmişti. O bir anda heyacanlanarak o şahsa tedbir alınmasını, yani öldürülmesin söylediğinde, "Suç işlenmeden kısas uygulanamaz" demiştir. Yukarıda da ölmeden önce yakınlarına beklemelerini ve ölürse aynı şekilde tek bir darbe vurulmasını vasiyet etmiştir. Ne yazık ki, ülkemizde hayali suçlarla hapislerde çürüyen insanları düşüncelerinize bırakıyorum. Adalate bakınız. Kafanızdan geçti mi? Suçlusun. Kitap yazıyorsunuz ,ama yayınlanmadan suçlusunuz. Kimbilir kafanızdan bir şey geçti başınızdan olabilirsiniz.
İmam Ali başta olmak üzere Ehli Beyt otursalar da kıyam etseler de imamdırlar. Zaten imamlığı hilafettn tamamen ayrı tutmuşlar ve haksızlığa mani olma, haklıya hakkını verme, haksıza karşı durma uğruna, hilafet için de savaşmak mecburiyetinde kalmışlardır. Buradan çıkan sonuç: Ülkemizde din adamlarının gerektiğinde siyasete katılmaları zorunludur. Haçlı seferlerinin başladığı ve büyük vahşetlerle sürdürüldüğü İslam ülkelerinin parçalanmasında başrolü üstlenmiş olan iktidarın davranışlarında keramet arayan sözde din adamlarına söylenecek söz bulamıyorum. Evet keramet, milletin uyutulmasıdır. Ajanları vasıtası ile SünniAlevi çatışmaları yaratarak İslam ülkelerinde karışıklık ve parçalanmalar sonucunda üstelik savaş tazminatı olarak kaynaklarına el koyması ve ömür boyu o ülkelere yerleşmesindeki kerameti okuyucuların vicdanına sunuyorum. Demode olmuş demokrasinin getirilmesi bahanesi ile 22 İslam ülkesini parçalama ve paylaşma projeleri (BOP) ile küresel katillerin ülkemizde de destekçilerinin olması nedeniyle, öncelikle demokratik yolda savaşmak herkesin görevidir. Bu görevi yıllar önce herkesten önce hisseden Prof. Dr. Haydar Baş'ı, siyasi çalışmalarından ve ülke insanının hakları için mücadelesinden, haçlıların öne çıkardığı yapay AleviSünni çatışmalarını kökten yok eden bu sempozyumu gerçekleştirmesinden dolayı gönülden kutluyorum. Ve diyorum ki, hepimiz seninleyiz, yani Ehli Beyt'leyiz.
Referanslar: Prof. Dr. Haydar Baş, İmam Hasan, İcmal Yay.; Prof. Dr. Haydar Baş, İmam Hüseyin, İcmal Yay.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100