05 Temmuz 2006 Çarşamba 00:00
296 Okunma
Atatürk ile Latife ayrılmasaydı?
İPEK Çalışlar'ın "Latife" adlı kitabından ben çok şey öğrendim. Çalışlar, Rauf Orbay'dan bir alıntı yapıyor... ~|~

"Atatürk'ün hayatında en büyük kadersizlik Latife Hanımefendi'yi kaybetmesi olmuştur!"
Rauf Orbay, Cemal Kutay'ın "İlk Beşler" dediği Milli Mücadele'yi başlatan ilk beş büyük isimden biridir. Zaferden sonra Gazi ile yolları ayrılmış, İstiklal Mahkemesi'nde haksız yere gıyaben mahkûm edilmiş, uzun süre yurtdışında 'sürgün' yaşamıştır. Latife'den büyük saygı ve takdirle bahsediyor.
Atatürk'ün daima 'yanında' bulunanlardan Falih Rıfkı Atay ise, "Çankaya" adlı kitabında, sadece Gazi ile Latife'nin İzmir'deki buluşmalarını anlatır. Kılıç Ali ve Hüsrev Gerede Latife hakkında cadaloz bir kadın portresi çizerler!
İpek Çalışlar ise, bambaşka bir Latife'yi anlatıyor; beş yıl süren araştırmalarına dayanarak.

Seven kadın
Latife çok zengin bir Osmanlı ailesinin, Uşâkizadelerin kızı. Halit Ziya Uşaklıgil gibi bir ustadan edebiyat öğreniyor, Arapça ve Farsça okuyor. İngilizce, Almanca, Fransızca ve İtalyanca biliyor. Milliyetçi ve feminist!
Çankaya'ya "Garplı" bir disiplin getirmek istiyor. Sadece protokolde değil, hayat tarzında da... En çok da Gazi'nin sağlığıyla ilgilidir. Sabahlara kadar süren sofralara ve 'mutat zevat'a karşı çıkıyor.
Mustafa Kemal sağlam bir bünyeye sahip değildir; bir defa böbrek hastalığı, iki defa kalp krizi geçirmiştir. Alman Hastanesi Baştabibi Orhan Abdi Bey, mutlaka bir süre istirahat etmesini, iki hemşirenin refakatçi olmasını istiyor. Fakat, Latife "adeta bir hastabakıcı gibi" Gazi'nin sağlığıyla o kadar ilgilidir ki, buna gerek kalmıyor. Gazi çok memnundur, hatta bekâr arkadaşlarına da evlenmelerini tavsiye ediyor.
Yine Rauf Orbay'dan dinleyelim:
"Ben Latife Hanımefendi'nin Gazi'nin hususi hayatını düzenleyebilmek için nasıl emek verdiğinin şahitleri arasındayım. Onun bu hassasiyetinin bazı çevreleri ve şahısları huzursuz ettiğini de söyleyebilirim."

Aktif kadın
İpek Çalışlar, Latife'nin yabancı diplomatlarda, dış basında ve ülke içinde nasıl hayranlık yarattığını anlatıyor. Hatta dış basında, sağlığı iyi olmayan Mustafa Kemal ölürse ülkeyi Latife'nin yönetebileceği hakkında yazılar bile çıkıyor!
Latife de çok iddialı bir genç kadındır. Milletvekili olmak istiyor! CHP İstanbul il kongresinde konuşma yapıyor. Türk Ocakları'nda, Çocuk Esirgeme Kurumu'nda son derece aktif... Gazi ile beraber halkın arasına katılmaktan büyük zevk alıyor. Siyasi görüşleri liberal.

Bunun "bazı çevreleri ve şahısları" büsbütün huzursuz ettiği muhakkak.
'Çevre'den Hüsrev Gerede'nin Latife'yi, "bir bakıma Atatürk'le eşit olma, rekabet etme gibi çocukça davranışlar içine girmiş" ve hatta "muhalif milletvekilleriyle iletişim kurmaktan zevk alan" biri olarak nitelemesi dikkat çekiyor!
'Çevre' Latife'yi böyle gösterince o evlilik 'siyaseten' de yürüyemezdi tabii...
Ama Hüsrev Gerede'yi okurken, Gazi'nin sağlığının sofrada nasıl eridiğini de hüzünle görürüz.
Ben Rauf Orbay'a hak veriyorum:
"Atatürk'ün hayatındaki en büyük kadersizlik, Latife Hanımefendi'yi kaybetmesi olmuştur."
Ve Türkiye 1940'lar ve 50'ler dünyasını Atatürk hayattayken yaşasaydı her şey kim bilir ne kadar farklı olurdu; bence çok daha iyi olurdu.
Taha Akyol / Milliyet
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100