Bu haber kez okundu.

Prof. Dr. Haydar Baş bey ile özel röportaj

20-25 yıldan beri Batı ve AB ile ilgili özgün açıklamalar yapan ve bu açıklamalarla Avrupa'nın niyetini deyim yerindeyse deşifre eden Prof. Dr. Haydar Baş beye AB süreciyle ilgili son gelişmeleri sorduk.

Yenimesaj - AB konusunda tarihi bir kültürel ayrılıktan, değersel farklılıktan bahsediyorsunuz. Açabilir miyiz?

Prof. Dr. Baş- Avrupa ile Türkiye ele alındığı zaman farklı dünyaların toplumlarıdır. Herşeyleriyle farklı... Ama Avrupa'ya gelince, bunlar, her ne kadar ayrı ayrı devletler olarak, yani AB'yi oluşturan milletler ayrı ayrı devletler olarak görülmüş olsa bile neticede bunlar bir millettir. Aynı kültürün, aynı inancın müntesipleridir. Birbirlerinden farkları yoktur. Kaba çizgilerle olarak ancak birbirlerinden ayrılırlar.

Bize gelince, Türk toplumu, onların tam zıdd-ı kâmili olan başka bir topluluktur. Biz Tevhid'in, onlar ise teslisin temsilcisidir. Tarih itibariyle bu Tevhid ve teslis kavgası daha düne~|~ kadar süregelmiştir. Şimdi bütün bunlar ortada iken siyasi bir birliğe giderek bir ülkenin bağımsızlığını yok edecek derecede birlikteliği düşünmek; ne tarihi, ne de siyaseti bilmek manasına gelmediğini zannediyorum.

Müsaadenizle ben bu olan süreci de bir Haçlı savaşı olarak kabul ediyorum. Onu ifade edersek ne demek istediğim daha güzel anlaşılabilir.

Bakınız daha dün Avrupa Parlamentosu toplanıyor. Şu kararı alıyor. Diyor ki, Ermeni soykırımını Türkiye Cumhuriyeti Devleti resmen kabul etmesi lazım. Yani sanki biz geçmişte Ermenileri katlettik de, böyle bir olay varmış gibi Türkiye Cumhuriyeti Devleti bunu kabul etmesi lazım... AB'yi göre bu kabulden sonra Türkiye Cumhuriyeti Devleti Avrupa'ya ait bir devlet olabilsin. Yani bu birliğin içerisine girebilsin.

Biliyorsunuz daha önce de Fransa bu kararı almıştı. Yani bu Ermeni Soykırımı kararını almıştı. Hatırlarsanız biz o zaman Kuvay-ı Milliye mitingleriyle bunun yanlışlığını, iftira olduğunu ifade etmeye çalıştık ve bunu bu büyük millete mal ettik.

O halde kim ne derse desin AB, bir itikadın, bir akaidin sözcülüğünü yapmak üzere kurulmuş bir siyasi teşekküldür. Eğer biz bunu göremezsek meseleleri, anlamamız, halletmemiz hiç ama hiç mümkün olamayacaktır.

Yenimesaj- AB, bizi ordusuna kabul etmemekte de ısrar ediyor. Ne dersiniz?

Prof. Dr. Baş- Düşünün, bu siyasi birlikteliğe bir tane ordu lazım. Dolayısıyla AB, şu anda ordusunu oluşturuyor. Eğer Batı dünyası, bizi AB içinde düşünmüş olsaydı hiç şüphesiz ki Türk Silahlı Kuvvetleri'ni bu birliğin içerisine alması gerekirdi. Ordumuzun, Avrupa Ordusu içerisinde olması kaçınılmaz olurdu. Neden? Zira Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin ordusu, şu anda NATO'nun en güçlü tarafıdır. Bunu siyasi ve askeri uzmanlar kesinlikle ifade ediyorlar. Kendileri de bunu kabul ediyorlar. Şimdi bu güçlü birliği bu teşkilatın dışında bırakıyorlar. Biz alamayız diyorlar. Komuta kademesinde tutamayız, diyorlar..ve saire. Peki bunu okuduğumuz zaman karşımıza ne çıkıyor? Eğer sen burada hakikaten güçlü bir ordu kurmak istiyorsan, Avrupa Ordusu kurmak istiyorsan tabii olarak Türk Silahlı Kuvvetlerini bu birliğin içine alman gerekmez mi? Demek ki bunların kurmak istediği güçlü ve büyük bir ordu değil, "güçlü bir Haçlı ordusu"dur. Sen buna üye olamazsın. Sen Haçlı değilsin. İşte ben başta onun için söyledim, bu Tevhid ve teslis meselesidir diye. Diğer ayırımı da bu konuda yapıyorlar.

Yenimesaj- Bazı ikili konuları da dayatma malzemesi olarak mı kullanıyorlar?

Prof. Dr. Baş- Elbette. AB'nin, bizim hakkımızda maalesef hiç hayır düşündüğünü iddia edemezsiniz. Çünkü, Ege suları Yunanistan ile aramızda epey zamandan beri tartışma konusudur. 2004 yılına kadar siz Yunanistan'la kendi aranızda bu meseleyi halledemezseniz, biz bunu Lahey Adalet Divanı'na götürecek ve burada bu meseleyi halledeceğiz, diyorlar. Bilinen bir gerçektir ki Ege denizinin altı petrol ummanıdır, petrol denizidir. Yani bu vesileyle elimizden bu zenginlik kaynağını almak istiyorlar. Dostun takınacağı tavır zannedersem bu şekilde olmaması lazımdır. Bu da bize onların bize dostane yaklaşmadığının bir başka göstergesidir.

Diğer taraftan petrol hazinesi olan Güneydoğu bölgemizde senelerden beri oynanan oyunlar ortadadır. Şu anda Güneydoğu insanını bizden kopartıp özerk bir bölge haline getirme gayretleri var. Bunun bir başka sebebi, Türkiye'mizi parçalanmanın ötesinde bir başka sebebi de, Güneydoğu topraklarımızın altı aynen Ege gibi hatta daha da fazlasıyla dünyanın en zengin petrol kaynaklarını barındırmasıdır. Yani böylece bizim yer altı kaynaklarımız Batı dünyası tarafından stratejik oyunlarla elimizden alınmak isteniyor.

Bir başka husus, PKK'nın Avrupa'daki bölücü faaliyetleri, malumunuzdur. Şu ana kadar PKK hiç bir tepkiye ve müeyyideye tabi tutulmamıştır. İstediği şekilde hareket ediyor ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni parçalayabilmek için Avrupa'da istediği tarzda hareket edebiliyor. Sadece PKK mı? Değil. Başka teşkilatlara da, devletimiz üzerinde yıkıcı hesabı olan başka teşkilatlara da maalesef Avrupa devletleri imkan tanımakta ve onların yanında yer almaktadır. Şimdi siz, böyle bir dünyanı içerisinde olmak istiyorsunuz! Öyle mi?

Yenimesaj- Son olarak azınlık kavramı ve anadilde eğitim konusuna değinebilirmiyiz?

Prof. Dr. Baş- Biliyorsunuz azınlık kavramı Lozan'da müslüman ve gayri müslim diye ifade edildi. Kayıt altına alındı. Yani Türkiye'nin hudutları dahilinde yaşayan insanların azınlık olabilmeleri için gayrimüslim olmaları gerekir. Merhum İnönü, Lozan'da Kürtler için azınlık tabiri kullanıldığı zaman "Hayır onlar azınlık değil, müslümandır" demişti. Bu ne demek oluyor? Müslüman olanlar azınlık olamazlar; farklı bir etnik guruptan olsa dahi. O halde bu millet tek millettir.

Halbuki bugün Avrupa bu ölçüsüyü değiştirdi. Diyor ki; aynı dinden dahi olsalar, etnik bir guruba dahil olanlar azınlıktır. Bu, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni, vatanını, milletini parçalamaktan başka bir şey değildir, başka bir işe de yaramaz.

Öte yandan AB devletleri devlet düzeyinde bir araya geliyorlar. Yani devletleri birleştirmek için Avrupa Birliği tabirini ortaya koyuyorlar. Bunlar, kendi ayrı devletlerini bir araya getirirken bizi doğu, batı, güney, kuzey diye parçalamaya çalışıyorlar. İnsan haklarını veriyoruz gerekçesiyle. Bu ne biçim gerekçe? Madem böyle bir gerekçe var; evvela sen bu kendi dağılmış parçalarını niye bir araya getiriyorsun ki? Onlar devletleri dahi bir araya getirirken, bizde etnik durumdan hareketle milletimizi bölmeye çalışıyorlar.

Avrupa ordusunu kurdu. Parasını tek para olarak ilan etti. Ve bayrağını tek bayrak olarak göndere çekti. Az evvel ordusunun temsil ettiği manayı söyledim. Parasının üzerindeki resimlere bakınız; paranın üzerinde biri St. Piyer, diğeri de Dom kilisesinin kapıları . Lütfen bunu güzelce halkımıza bildirin. Parasında bile Haçlı ruhunu ifade etmeye çalışıyor. Bayrağına gelince, 12 yıldızdan meydana gelmiş bir bayraktır. 12 yıldız da Hz. İsa'nın havarilerini temsil ediyor. Yani o da Haçlı bayrağıdır.

Şimdi böyle bir birlikteliğin içerisine Avrupa, seni alır mı almaz mı? Bunun hesabını iyi yapalım. Yani bunların niyeti bizi bölmekmi yokas bir başka projeye almak mı, bunu takdirlerinize arz ediyorum.

Şimdi AB diyor ki, siz idam cezasını kaldıracaksınız, verdiğiniz idam cezalarını da infaz etmeyeceksiniz. Bunda ısrar ediyorlar. Halbuki Türkiye'de, terörden dolayı 5 bin, 10 bin insanı öldürmüş insanların idamı sözkonusudur. Bunlar 5 bin insanımızı şehit ettiler ve bunlar idam cezasına çarptırıldılar. Bağımsız yargı bu kararı vermeden önce de ABD, bunları adeta bizim politikacılarımıza hediye olarak getirdi. Politikacılarımız bunlarla beraber milletin huzuruna çıkıp, biz bunu idam edeceğiz, dediler. Ve bu söylemle seçim aldılar. Yani idam edeceğiz gerekçesiyle seçim kazandık. Mahkeme yaptık, idam cezası verildi, ceza onandı.

Şimdi düşünün, bir devlet, hukukun verdiği kararı icra edemiyor. Ama ABD, kendisi ispatı mümkün olmadığı halde Afganistan'a terör gerekçesiyle giriyor. Binlerce masum insanı katlediyorlar. Bu ne tezat... Ne biçim olay bu? Eğer bir devlet kendi verdiği kararı icra edecek iradeden mahrum ise o devletin zaafiyeti sözkonusu demektir. Ki, şu anda Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile Batı bilerek oynamaktadır; siyasi iradenin bunu çok iyi görmesi lazımdır.

Diğer bir husus, Türkiye'de eğitimin anadil ile yapılması iddiası. Sanki herşey bitmiş, Türkiye'de herkes kendi anadili ile eğitim-öğretim yapması gerekiyormuş tarzında, böyle bir talep varmış gibi bir takım tezgahlar açılıyor. Üç-beş bin insana dilekçe verdiriyorlar. Mesele bir dilin öğretilip öğretilmemesi meselesi değildir. Eğer Türkiye bu ayrımı yapmış olsaydı; kendisini şu ana kadar bölmek isteyen Batı'nın bir tane dilini kendi vatandaşına öğretmezdi. Böyle bir ayrıcalık yok bizde.

Düğün değil, bayram değil; peki bu nedir? Şu andaki gerekçe ve niyet devleti dağıtmak, vatanı bölmek ve milleti parçalamaktır.

O halde bu oyunların karşısında nasıl duracağız?

Bunun için güçlü bir devletin olması lazım. Güçlü bir devlet için de tek yürek olmuş güçlü bir milletin ve güçlü bir ordusunun olması şarttır. Aziz milletimize bu hususlarda teşkilatlanıp hazırlanmayı, tek bir vücut olmayı tavsiye ve telkın ediyorum.

AB ile ilgili referandum konusu da düğün değil, bayram değil ortaya atıldı. Sanki bu adamlar bize kucağını açmış, ne duruyorsunuz, bize niye katılmıyorsunuz diyorlarmış gibi, biz de hemen oraya gidelim mi gitmeyelim mi diye referandum yapacakmışız. Öyle bir şey yok. El insaf... Adamlar bizi kapılarına dahi yaklaştırmadılar. Bence bu bir zillettir. Zilletin ifadesinden başka bir şey değildir, diyor hürmetlerimi arzediyorum.

Yenimesaj- Biz de çok teşekkür ediyoruz.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100