18 Mart 2006 Cumartesi 00:00
282 Okunma
Balkan Kasabı'nın mirası
Balkan kasabı Miloseviç, bugün toprağa gömülüyor. Milliyet'ten Hasan Cemal, Bosna hatıralarıyla Miloseviç'in işlediği cinayetleri anlatıyor ~|~

Yugoslavya parçalanıyor, iç savaş yeni patlamış. İnsanlığa karşı suç üstüne suç işleniyor. Elebaşı, Sırp lider Slobodan Miloşeviç. Bosna'yı kana buluyor. Saraybosna alevler içinde. 1992'nin temmuz ayı.

Boşnak lider İzzetbegoviç Helsinki'ye uçarken anlatıyor. Dinledikçe içim acıyor, Saraybosna'nın varoşlarında yaşanan katliamı.
"Küçük çocuklar bahçede kiraz ağacına çıkmış, oynuyorlar. Birden ağır makinalının korkunç sesi duyuluyor. Silah sesiyle çocukların çığlıkları birbirine karışıyor. Akşama doğru yedi çocuğun öldüğü haberi geldi bana..."
Yaşlı liderin mavi gözlerinde biriken yaşlar... "Hem aşırı milliyetçi, hem komünist... Bu ikisinin karışımından böyle bir canavar yaratıldı, Slobodan Miloşeviç" diyor.
11 Temmuz 1992.

Lanet olsun Miloseviç'e
İzzetbegoviç'le Saraybosna'dayız. Şehitlikte toprak ve çimen kokusu. Mezarlar yeni açılmış. Hepsinin başına, üstünde ayyıldız desenleri olan tahtalar çakılmış. Aslan Adnan, 1993?1992. Zulfic Enver, 1971?1992.
Gencecik insanlar... Sıcak bir gün, yaprak kımıldamıyor. O tuhaf, hüzünlü sessizliği arada bir tepelerden gelen çatır çatır silah sesleri bozuyor. İzzetbegoviç'le Hikmet Çetin ellerini açmış, dua ediyorlar. Çam ağaçlarıyla kaplı yemyeşil tepelerden Saraybosna'ya ölüm kusan Miloşeviçler'e lanet olsun diye yazıyorum not defterime.

Tarih onları affetmeyecek!
Genç bir kadın, Boşnak bir meslektaşım, "Şimdi o tepelerde benim bir arkadaşım da var, bir Sırp. Birlikte büyüdük, gezip tozduk. Ama bir daha asla..." diyor. Son üç aydır yaşadıklarından sonra "Bir daha asla" derken gözleri çakmak çakmak.
Not düşüyorum, yaşamak için ille de acı çekmek mi diye...
1995'in ağustos ayı.

Şehitler diyarı
Bihaç, Osmanlı dönemindeki adıyla Bihke. Uzaktan, yeşilliklerin arasında beyaz, zarif bir minare yükseliyor. Osmanlı'nın Avrupa'daki en uç noktası... Miloşoviçler'in işgalinden bir gün önce kurtulmuş Bihaç. "5 bin Boşnak şehit oldu" diyorlar.
Una nehrinin kıyısında sohbet ediyoruz Halilagoviç Alimir'le. Elindeki sopayla tak tak vuruyor, bacağının tahta kısmına. Mayına basmış. Gazetedeki odamın rafında hala duran havan topu artığını hatıra olarak elime tutuşturuyor.
Mostar'ı dolaşıyorum.
Yürekler acısı diyerek...
Etnik temizlikle birlikte kültürel temizlik ne demek, bilincime kazıyorum. Osmanlı'nın yüzyıllar önce kurduğu mücevher kutusu gibi bir kentin şehir, yerle bir edilmiş. Milliyetçi fanatikler tarafından yıkılan camilerin, Mostar Köprüsü'nün az ötesinde bir tahtaya kargacık burgacık yazmışlar:
"Mostar'ı unutma!"
Ben de belleğime yazıyorum bu sözü. Kendi kendime Miloşeviçleri asla unutmayacağıma söz veriyorum.
Yine 1995 ağustos ayı.
Osmanlı'nın izlerini taşıyan Travnik'de dolaşıyorum. Isak Adın, bir Boşnak genci. Her adımda savaştan nasıl nefret ettiğini anlatıyor.
Üç bin Boşnak kadını gelmiş şehre. Miloşeviçler tarafından tecavüze uğrayan, ırzına geçilmiş Boşnak kadınları... "Üstelik kürtaj olma sınırını da geçmiş çoğunluğu" diye ekliyor.
O sıcak ağustos sabahı.
İngman Dağı'ndan iniyoruz, üçbuçuk yıldır Miloşeviçler'in kuşatması altında boğulmaya çalışılan Saraybosna'ya. Dağın eteklerinde çevremize sarıyor Boşnaklar. "Allah'a emanet!" diyerek yolcu ediyorlar bizi. Saraybosna'nın içinde, bazı yerlerden geçerken gaza basıyor Hakan, "Bu yoldan geçerken hatim indiririm" diyor.
Burası, Sniper's Alley!
Karşı tepelerdeki keskin nişancı Miloşeviçler, bu caddenin boşluklarından ölüm ateşiyle insan avlıyorlarmış...
13 bin Saraybosnalı ölmüş.
1700'ü çocuk...
Saraybosna'lı 14 yaşındaki kız çocuğu Zlata'nın çığlığı kulağımda: "Biz küçükler kesinlikle savaş çıkarmazdık. Ama siyaset büyüklerin işi. Biz küçükler acı çekiyoruz. Aç kalıyoruz. Çiçeğe, güneşe sevinemiyoruz. Bu yüzden ağlıyoruz."
Sonra Kosova geldi, 1998'de.
Miloseviç'in kana buladığı...
Bu kez Kosova'da Arnavutları temizlemeye koyuldu. 1998'in temmuz ayı, Priştine'deki Hani isimli kahvede sohbet ederken, "Hiç Sırp arkadaşın kaldı mı?" diye sorunca, şöyle gelmişti yanıt:
"Kalplerimiz koptu! Artık eski dostluklar kalmadı."
Kosova'da da barışa giden yol ne yazık ki Bosna'daki gibi savaşla açıldı. Slobodan Miloşeviç savaş suçlusu olarak yargılandı.
Ve geçen gün hapishanede öldü dediler. Miloşeviçler'e kalmasın bu dünya. Cennette cehennemler yaratılmasın.
Kalpler kopmasın!
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100