Bu haber kez okundu.

Balkanlar'da Ehl-i Beyt
Ehl?i Beyt nefesi Osmanlı'nın kuruluşundaki Ehl?i Beyt nefesi ve bir Ehl?i Beyt mensubunun çok da haklı bir şekilde aslında "Osmanlı'yı biz kurduk" demesinin altının ne kadar dolu ve anlamlı olduğu gerçeği de burada karşımıza çıkıyor. ~|~

Rumeli coğrafyasının İslamlaşmasında alperen derviş gruplarının oynadığı rol çok ama çok büyüktür. Hatta daha ileri giderek diyebiliriz ki, orta zaman hristiyan hukikiyatına karşı yine bir sosyal ve adalet görüşü taşıyan ve esrarengiz bir din propagandası şekline bürünen bu dervişlerin telkinleri ordularla birlikte ve hatta ordulardan evvel fethe çıkmış ve karşı tarafı daha evvel manen fethetmiş bulunmaktadır.
Balkanlarda ve Türkiye sınırları içersinde Trakya coğrafyasında hangi Ehl?i Beyt aşığına, hangi Ehl?i Beyt mensubuna sorarsanız, "biz Horasan'dan gelmişiz" derler. Horasan'ın neresi olduğu konusunda da yanlış anlaşılmalar olabilir. Horasan, İran'ın doğusunda geniş bir arazi, geniş bir bölgedir ve Horasan ifadesi de, 'hor' Farsça'da güneş anlamına gelir, 'asan' da 'doğan' demektir yani Horasan, 'güneşin doğduğu, güneşdoğan memleket' manasına glir. Horasan, Ehl?i Beyt aşıklarının da menbağında olup, Türklerin Ehl?i Beyt ile beraber İslamlaşmasından sonra tüm Anadolu ve Balkan coğrafyasını İslamlaştıran alperenlerin de çıkış noktasıdır.

Balkanlar'da bir efsane: Sarı Saltık
Tabii, Balkanlarda Ehl?i Beyt nefesi konusunu tam manasıyla anlatabilmek için öncelikle bu coğrafyaya Ehl?i Beyt ışığı taşıyan ve devam ettiren efsaneleşmiş bazı isimleri zikretmek durumundayız. Ehl?i Beyt sevdasının 13. yüzyılda Balkan topraklarındaki en karizmatik temsilcisi hiç kuşkusuz Doğu Avrupa Bektaşiliğinin sarışın dedesi olarak da bilinen Sarı Saltık'tır. Saltıkname'ye göre Sarı Saltık'ın asıl adı Şerif Hızır'dır. Soyu Ehl?i Beyt'e İmam Ali'ye dayanmakta olup, babasının adı Hasan'dır. Evliya Çelebiy'e göreyse adı Muhammed Buhari'dir ve Hoca Ahmet Yesevi Sarı Saltık'ı Hacı Bektaş'a gönderiyor. "Bektaşım" diye başlayan bir mektup yazıyor.
Cengaverliği nam salan, kısa sürede ata binmeyi kılıç kullanmayı öğrenen Sarı Saltık Türk destanlarındaki alp tipinin çok önemli bir örneğini teşkil eder. Sarı Saltık Ehl?i Beyt düşünce geleneğini Doğu Avrupa topraklarında örgütleyen erenlerdendir. Sarı Saltık adına Balkanlar'da ve Anadolu'da onlarca makam mezarının bulunması da onun 13. yüzyılda oluşturduğu sosyal gücün bir göstergesidir. Ve tarihi süreçte bugün Bulgaristan, Yunanistan, Makedonya, Arnavutluk, Bosna?Herkes, Kosova ve Romanya dahil, Balkanlar'da Ehl?i Beyt anlayışı böylece kökleşmiştir. Birçok Alevi Bektaşi dergahı Balkanlar merkezli kurulup gelişmiştir. Yüzlerce Bektaşi tekkesi açılıp, bu tekkeler Balkanlar'ın sosyal ve kültürel hayatını dizayn etmiştir.

Balkanlar'a 'Baba'lık yapan gönül sultanları
Günümüzde Balkanlar'da Alevi topluluklar ve Bektaşi tekkeleri varlıklarını hala korumaktadır. Sarı Saltık'ın dışında yine Yunanistan'da tekke ve türbesi bulunan Seyyit Ali Sultan bir diğer ismi Kızılderi Sultan yine Bektaşi geleneğinin karizmatik isimlerinden biridir. Bir gazi eren, alperen olarak da anılan Seyit Ali Sultan, Yıldırım Beyazıt döneminde Rumeli'de bir halk önderi olarak faaliyet göstermiştir. Balkanlar'da Ehl?i Beyt düşüncesiyle beraber anılan bir diğer önemli tarihi isim de Otman Baba'dır. Otman Baba da 15. yüzyılda yaşamıştır. Yaşamı süresince başta Balkanlar olmak üzere Anadolu'da da çalışmalar gösteren Otman Baba'nın bugünkü Bulgaristan toprakları ana faaliyet sahasıdır. Otman Baba dönemin padişahı Fatih Sultan Mehmet ile de görüşecek kadar aktif bir Türkmen dervişidir. Yine Otman Baba'nın halifeleri olan Akyazılı Sultan ve Demir Baba da Balkan Ehl?i Beyt tarihinin önemli temsilcilerindendir.
Osmanlı'nın fetih hareketlerine katılan bir takım Ehl?i Beyt dervişleri Balkan topraklarında kalmışlardır. O günden bugüne bu dervişlerin türbeleri hala ziyaret edilir ve saygınlık görür. Bunlar Macaristan Budin'de yatan Gül Baba ile Romanya'nın Ulubey bucağında yatan Sümbül Dede'dir. İkisi de aynı soydan gelip seyyittirler. Recep Şahin Hocamız ve Muharrem Bayraktar kadar şiire, şiir okumaya kabiliyetim olmasa da yine ben Balkan coğrafyasının yetiştirdiği ve bugün hala şiirleriyle mısralarıyla var olan Ehl?i Beyt şairlerinden Yeminî'den kısa bir dörtlük okumak istiyorum:
"Lameliften arşa pervaz eyledim
Kaafunundan başıma taç eyledim
Beyti mamur içe mesken tutalı
Ey Yeminî günde bir hacc eyledim."

Bu arada Viranî Baba'dan bir cümleyle bahsetmem gerekiyor. Viranî Baba Balım Sultan'dan el almış ve bir süre de Necef?i Eşref'te İmam Ali türbesine türbedarlık yapma şerefine nail olmuş önemli bir derviş ve de şairdir. Onun bir şiirini okumak istiyorum:

"İstemem alemde gayrı meyvayı
Tadına doyulmaz balımdır Ali
İstemem verseler türlü eşyayı
Kokmazam sümbülü gülümdür Ali

Alimdir kadehim Alimdir şişe
Alim sahralarda morlu menekşe
Alim dolu yedi iklim dört köşe
Alim saki kevser dolumdur Ali.

Ali Muhammed Bakırdır tendeki canım
Caferüssadıktır dinim imanım
Musayı Kazımdır derde dermanım
varlığım kalmadı malımdır Ali.

Hasanül asaker malüdür aşan
Yokladım talimim falımdır ali
Muhammed Mehdidir sahibüz zaman
12 İmama kul oldum eman."

Bu sempozyumla tarih yazılmıştır
Tabii burada öncelikle şunu ifade etmek istiyorum. Belki de her insanın hani söylemek istediği ifade etmek istediği ama ifade edemediği bir duygu vardır ya işte ben onu ifade etmeye çalışacağım. Balkanlar'da Ehl?i Beyt konusunu araştırırken tabii Bektaşiliğin bir geleneği vardır, "nasip olmak" diye? Ben bugün tarihin yazıldığını düşündüğüm bu mecliste, bu toplantıda, şu koltukta oturuyor olmanın bile dünya hayatında alınabilecek en büyük nasip olduğunu düşünüyorum ve inanın başından beri bu duyguyla, bu duygu yoğunluğuyla konuşmaya çalıştım.
Bir de sizlere şunu hatırlatmak istiyorum: Bir tarihçi hassasiyetiyle şu an kendi oturduğum koltuktan bahsettim. Peki sizler şu an oturduğunuz koltuğun, izlediğiniz toplantının, konuşulan şeylerin ve yaşanılan tarihi anın farkında mısınız? Hiç mübalağa yapmadan ifade ediyorum ve buna bütün gönlümle iman ettiğim için çok da rahat ifade ediyorum: Şu anda tarihin yazıldığı bir günde bulunuyoruz. Bakın bir tren hayal edin, bu trenin vagonlarında tüm İslam dünyası ve hatta tüm insanlığın olduğunu düşünün ve bütün bu sürecin mimarı Prof. Dr. Haydar Baş Bey rayların makasını değiştiriyor? Şu anda tarihi bir makas değişikliği süreciyle karşı karşıyayız.
Haydar Baş Bey rayların makasını ışığa doğru çeviriyor. Eğer Haydar Baş Bey olmasaydı, biz bugün o trenin gideceği rotayı çok iyi biliyoruz. Daha doğrusu şu anda çok iyi biliyoruz. Bugüne kadar Ehl?i Beyt ile ilgili uygulanan o sansürün bizleri nasıl etkilediğini, Hz. Ali'yi, Hz. Fâtıma'yı, Hz. Hasan'ı, Hz. Hüseyin'i tamam seviyoruz, biliyoruz, sayıyoruz ama Haydar Baş Bey'in açtığı pencereden sonra daha farklı bakmıyor muyuz ve bugüne kadar nasıl bu önemli nasipten mahrum kaldığımız gerçeğiyle yüz yüze gelmedik mi?
Ben inanın şu anda bu duyguları yaşıyorum. Haydar Baş Bey'in Ehl?i Beyt eserlerinin önsözünde yer alan bir hadis var: "Benim Ehl?i Beyt'imin sizin içinizdeki misali, Nuh'un kavmi içerisinde Nuh'un gemisi gibidir. Kim gemiye binerse necat bulur, kim binmez ise helak olur."
Ben son cümle olarak bizleri helak olma tehlikesinden kurtarıp kurtuluş gemisine bindiren Prof. Dr. Haydar Baş Bey'e tüm gönlümle, tüm imanımla teşekkür ediyorum.

Anahtar Kelimeler:
balkanlar da ehl i beyt
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100