23 Haziran 2005 Perşembe 00:00
174 Okunma
Başörtüsü politikası
AKP'nin en büyük seçim kozu, başörtüsü ve imam hatipliler meselesiydi. Ama iktidara geçince, gereğinden fazla milletvekili sayıları olmasına rağmen bu konularda verdikleri sözü unuttular ama zaman zaman mesele çıkarmayı unutmadılar. Son defa Sayın Erdoğan "Başörtüsü üzerinden siyaset yapmayacağız, yaptırmayacağız" mealinde bir beyanda bulunmuştu.
Kızlarını yine ABD'de okutmayacak mıydı?
Ama son Amerika seyahatinde de "Kızlarımı Türkiye'de başlarını örtemedikleri için ABD'de okutuyorum" diyerek yakışıksız bir şekilde ülkesini ve devletini küçük düşüren beyanda bulundu. Acaba başını örtebilseydi hanım kızını yine ABD'de okutmayacak mıydı?
ABD'de Sayın Erdoğan başörtüsü üzerinden diplomasi (!) yapmıştı. YÖK'ün tavrıyla ortaya çıkan olaylarda bütün AKP yine başörtüsü siyaseti yapmaya başladı... Hatta Sayın Erdoğan bu işi referanduma götürmekten bile bahsetti. Artık herkes biliyordu ki, AKP söz verdiği ve gerekli gücü olduğu halde başörtüsü meselesini halledemiyor. Çünkü kendine güveni yok. İşi yine lâf kalabalığına getirmeye uğraşıyor. Bu noktaya, ANAP Genel Başkanı Sayın Mumcu "Eğer başörtüsünü kökünden ve referandumsuz bir anayasa değişikliği için sayım eksik diyorsan ben onüç milletvekilimle bu sayıyı tamamlamaya hazırım" diye neşter vurdu.
Ciddiye almamak
Gerçi referandum her ne kadar AB'deki son referandumlardan sonra sevgili Yağmur Atsız dostumuzun gözünden düşmüş bir sokak gösterisinin de altına inmişti ama, bütün hukukçular onun da bir demokratik yol olduğunda hemfikirdiler. Ama Mumcu'nun teklifi bu işin referandumsuz yolunu açmış görünüyordu.
Ne var ki, AKP, AB yolunda gösterdiği kararlılığı hiçbir konuda gösteremediği ve derhal çark ettiği gibi bu konuda da çark etmesi mukadderdi. Nitekim önce Salih Kapusuz "Referandum için alınmış bir kararımız" yok diyerek Tayyip Bey'e bir ricat kapısı açtı. Arkasından Dengir Bey "Bu teklifi ciddiye almıyorum" buyurdu. Dengir Bey "Gençler! Komegene kültürüne ağlayınız" diyecek kadar Nemrut Dağı kültürüne gösterdiği acaip ciddî alâkayı başörtüsü meselesine göstermemişti.
Millet istemese de...
Ancak şu bir gerçektir ki, AKP bundan daha mühim meselelerde bile katiyen Meclis'e sormaya bile gerek görmeden bir adım önde gidebiliyor. Hatta koşar adım gidiyor. Kıbrıs'ı veriyor, diyaloga giriyor, istenilen kanunları tezelden çıkartıyor, bol keseden tavizler veriyor. Yâni istediğini, millet istemese de yapabiliyor. Hem de kimseye danışmadan ev Yapma feryatlarına rağmen. Halbuki Kıbrıs meselesinde de, AB meselesinde de AKP millete sormalıydı: "AB için Kıbrıs'ı feda edeyim mi" yahut "AB için Kıbrıs'tan vazgeçmek bir çözüm müdür", "Ucu açık müzakere tarihini kabul edeyim mi" o zaman ciddi bir davranış göstermiş olurdu.
Kuran müminlere, kadın olsun, erkek olsun hicabı emretmiştir. Başörtüsü ise sadece Nur suresinde yoruma açık bir şekilde geçer. Bazı İslam âlimlerine göre mesela uzun saçlar avret değildir, örtülmeyebilir. Başörtüsünde emredilen, göğüslerin kapatılmasıdır. Ama geleneklerimizle inançlarımızın yüzyıllar içindeki beraberliğinde mesele, tek tel saça kadar getirilmiştir. Onu da kabul edelim. Ama Kuran da insanların doğru olmaları, doğru konuşmaları ve verdikleri sözleri yerine getirmeleri konusunda da birçok ayeti kerime var, birçok hadis var. Dinimizin temeli doğruluktur, sözünde durmaktır. İffet, sadece cinsi meselelerde olmaz ki. Bir de siyasi iffet vardır. İşin bu tarafı kul hakkını da ilgilendirir.
~|~
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100