31 Ağustos 2005 Çarşamba 00:00
265 Okunma
Batman bir günlüğüne merkezi hükümet olmalıdır

Dün gece eğer Batman'da?.
Birkaç gün önce 54 saat süren çatışma sonucu öldürülen PKK'lıların cesetlerini almak için Devlet Hastahanesine saldıran güruh?.
''Burası Trabzon değil, Batman''?
Ve ''Burası Türkiye değil, Kürdistan'' diye bağırarak güvenlik güçlerine karşılık vermişse?
Yarın 30 Ağustos?
Batman bir günlüğüne Hükümet Merkezi olmalıdır.
Türkiye Cumhuriyeti'nin merkezi.
Bu; Hükümetlerin zaman zaman çeşitli düşüncelerle Ankara dışında toplanmasından, yahut Başvekalet'in Dolmabahçe Sarayı yanındaki Muhafızlar Köşküne taşınmasından daha anlamlı olacaktır.
Genelkurmay Başkanı kimseye sormadan uçağına atlamalı ve sabah, bütün kuvvet komutanları ile beraber Batman'a intikal etmelidir.
30 Ağustos törenleri ve geçit resmi, Batman'da icra edilmelidir.

~|~ Eğer arzu ederlerse?
Ki şiddetle öyle olması önerilir;
Cumhurreisi de Başvekil ile beraber Batman'a gitmeli, orada sabahın köründe Genelkurmay Başkanı tarafından karşılanmalıdır.
Devlet erkânı ve bayrak?
Ve asker?
Ve devlet ve millet Batman'da boy göstermelidir.
Akşam, isterlerse Ankara'ya dönebilirler.
??
Şimdi ancak diğer bir konuya girebiliriz..
''En büyük asker''in kim olduğu hakkında son günlerde muhtelif rivayetler var..
Yâni senin anlayacağın kıymetli okuyucu, tezvirat muhtelif?
Conilerin neocon cenahına bakarsanız en büyük asker, ''Er Ryan''..
En azından Irak savaşlarına kadar Er Ryan'dı da o zamandan itibaren onlarda da bir takım zihni karışıklıklara tesadüf etmekteyiz.
Biliyorsunuz bir süredir Bush'un Teksas'taki çiftliğinin kapısına; Irak'ta oğlu ölen bir Amerikalı anne kamp kurmuştu.
Savaş karşıtı ''anne'' Cindy Sheehan'ın ratingi bir anda çığ gibi büyüdü. Çadırının yanı, taraftarları ve Bush karşıtlarınınkilerle birlikte, ''çadır kent'' haline dönüştü.
Bush'un, durumun kötüye gittiğini hisseden bilmemne ''maker''ları Sheenan'ın karşısına hemen Tammy Pruett'i çıkardılar.
Tammy; 4 oğlu halen Irak'ta görev yapan; bir oğlu ve kocası da geçen yıl Irak'ta bulunmuş olan bir ''savaş annesi''..
Bush İdaho?Nampa'da ''İşte Amerika Pruett gibi aileler sayesinde özgürlük içinde yaşıyor'' dedi.
Kimsenin aklına Bush'a; ''İdaho'da özgür yaşamamızla Telafer'de katliam yapmamızın ne ilgisi var?'' diye sormak gelmedi..
Devam etti Bush;
''Başkan olduğum sürece Irak'ta kalacağız, savaşacağız ve teröre karşı savaşı kazanacağız''?
Er Ryan'ın kurtarılmasını ''anlamıştık''? Ama şimdi Cindy'nin ölen tek oğlu mu ''en büyük asker'', yoksa Tammy'nin Irak'ta savaşan 5 oğlu mu?
Ben fena halde karıştırmış durumdayım.
Aslında neocon'ların güdümündeki Bush modern çağın Roma İmparatorluğu olan Paxamericana için kolları sıvamış durumda..
Crusade diye yola çıktı, dünyayı fethediyor.
BM'in ''Reform Zirvesi''ne 3 hafta kala ABD'nin sertlik yanlısı yeni Büyükelçisi Bolton örgüte tam 32 sayfalık bir muhtıra veriyor.
Muhtıra ''Vakit yok. Hemen görüşülsün'' uyarısı ile bitiyor ve ''terörle savaşımın vurgulanmasını, yoksul ülkelere yardımın askıya alınmasını'' istiyor ama ''küresel ısınmadan'' hiç söz edilmiyor.
Bolton terörle savaşımın yeni BM belgesinde yer almasını istiyor fakat Ankara'ya gönderilen Dışişleri Müsteşar Yardımcısı Matt Bryza Türk Dışişleri yetkililerine ''PKK ile Irak'ta değil ama Avrupa'da savaşabileceklerini'' anlatıyor.
Amerika '''kendi teröristi'' için dünyanın öbür ucuna gidiyor ama ''başkasının teröristi'' için ipe un seriyor.
Sonuçta kimse Amerika'da ''seçilmişler'' ile onların ''vücut dilinden anlayan'' bürokrat neoconlarının ''En büyük asker''in sözünden çıkmadığını inkâr etmiyor.
Bizde mi?
Light MGK'nın AB'ye uydurulmuş yeni sivil sekreterliği artık her toplantı öncesi siyasi iktidarın önerilerine uygun gündem ve rapor hazırlıyor.
Genelkurmay Başkanı'nın ''kısıtlanmış yetkiler''den bahsettiği hafta o ''Ek yetkilere ihtiyaç olmadığı'' hakkında görüş bildiriyor.
Sonra MGK toplanıyor, cümle âleme ''Anayasa içinde kalın'' uyarısı yapıyor.
Akepe adına sonuç bildirisine cevap verme görevi de, nedense toplantıya katılan herhangi bir hükümet üyesine değil, fakat Fırat kıyılarının dingin bir çocuğuna düşüyor.
Diyor ki;
''MGK bildirisinde hiçbir şekilde uyarı niteliğinde bir söylem görmedik, görmüyoruz. Zaten olması da mümkün değil..''
Bildiriyi tercüme ve algılama yeteneklerine bir şey diyemem ama son cümleye takıldım.
Neden MGK'nın uyarı yapması mümkün olmuyormuş?
Üye sayısı çoğunluğu ''sivil kanat''a geçtiği için mi?
İyi de MGK'da kararlar ''oybirliği ile'' alınmıyor mu?
Kim ne derse desin, Fırat kıyılarının dingin bir çocuğunun yorumu, aynen Erbakan'ın; 28 Şubat'ın ünlü MGK toplantısından çıkışında basına yaptığı açıklamayı çağrıştırıyor:
''Muhterem kumandanlarımızla tamamen aynı fikirdeyiz''?
Akepe de üstüne alınmıyor?
Öte yandan Maçka'lılara da sorarsanız; ''En büyük asker, bizim asker''..
Hay hay, en ufak bir itirazımız yok..
Maçkalılar; geçen gün çatışmadan sonra kaçan üçüncü Suriyeli PKK'lıyı da yakalayıp, dövüp, bayraklar açarak jandarmaya teslim edip horon tepmişler ve ''En büyük asker bizim asker'' diye slogan atmışlar.
Aynı saatlerde ise Deniz Kuvvetleri Komutanlığında ''devir teslim töreni'' varmış.
Devreden kuvvet komutanının gözleri dolmuş, eşi ise ağlamış.
Masalardaki ''pet şişelere'' yazlık ve kışlık denizci üniformalarının giydirilmesi de ayrıca büyük ilgi çekmiş.
Son iki?üç senedir 26?30 Ağustos arasındaki Zafer Haftası'nda ''En büyük asker bizim asker''e bir haller oluyor.
Lüzumsuz bir gayretkeşlikle anlamsız bir ''PR'' çabası içine giriliyor.
Geçtiğimiz yıllarda büyük alış?veriş merkezlerinde genç bay?bayan subaylar standlar açıp hediyelik eşya dağıtmış, ''reklam ve tanıtım'' yapmışlardı.
Kimin malını kime tanıtıyorlar?
Milletin askerini, asker millete?
Ağırbaşlı üniformalı bandolar da artık düğün orkestraları gibi ''pop'' müzik konserleri vermeye başladı.
Amerikalı, bizim üniformaya çuval giydiriyor.
Biz de bizim üniformayı şişeye giydiriyoruz.
Atatürk'ün; ''Omuzlarındaki apoletlerde tarihin şerefini taşıyorlar'' dediği subaylarımızın üniformasını.
Üniformanın giydirildiği pet şişeler şişman mıydı, zayıf mı?
Uzun muydu, kısa mı?
Büyük müydü, küçük mü?
Yuvarlak mıydı, köşeli mi?
Pepsi Cola mıydı, yoksa THY'de olduğu gibi Cola Turka mı?
Sabancı'nın su şişesi mi, Koç'un mu?
Reklam olmasın diye mi şişenin üstünü örttüler?
Ama üniforma bir dekorasyon malzemesi mi?
Kim seçti, nasıl seçti, neden seçti?
Ben böyle rezalet görmedim.
Yüzüm kızardı. Utandım..
Üniforma resepsiyonlarda hanımefendi ve beyefendilerin gülme vasıtası mı?
Üniforma karikatür mü?
Yetmedi?
Orgeneral Örnek'in devir teslim töreninde fonda Kristof Kolomb'un Amerika kıtasını keşfini anlatan denizcilik filmi '1492'nin Vangelis (Evangelos Odisey Papatanasyu) tarafından bestelenen müziği çalınmış.
Türk Deniz Kuvvetleri Komutanı görevini Yunanlı Evangelos'un bestesiyle devretmiş.
Pes?
Başka müzik, başka besteci mi bulamadınız yahu?
Gemiciler Kalkalım, Gemiler Giresun'a, Gemilerde Talim Var, Karardı Karadeniz, Gemiye Çektik Yelken, Bir Gemim Var Adalara Yaslanır, Ayna Ayna Ellere, Tersaneden Kalktı Efe Alayı yahut Oy Gemici Gemici'nin nesi vardı?
Neden Yunanlı?
Deniz Harb Okulu öğrencilerimizi gönderdiğimizde Atina'da bayrağımıza sövmelerinin üstünden daha altı ay geçmedi.
Hani uyduruk ve kerhen bir özür dilemeden sonra ''cest'' olarak Kara Kuvvetleri Komutanımızı göndermiştik.
Sabah'ın haberi:
''Genelkurmay'dan Zafer Bayramında Yunanistan'a jest''
''Ankara?Genelkurmay Başkanlığı, Zafer haftasını halkın katılacağı etkinliklerle kutlarken, Türkiye'de olduğu gibi Yunanistan'da da ilgiyle izlenen ?Yabancı Damat? dizisinin oyuncularıyla barış mesajı verecek''.
Ne göz yaşartan bir inceluk Yarabbi?
Nedir bu, hadi ''Yunanlı hayranlığı'' demeyelim de, bu kompleks?
''Atatürk'ün Nutkunu da Yırtın'' başlıklı yazımızda; (''TÜRKİYE'NİN KOORDİNATLARI''. Hüseyin MÜMTAZ. Toplumsal Dönüşüm yay. İstanbul 2003) Atatürk'ün Nutuk'da Yunan, Düşman, Pontus ve imha sözcüklerini kaçar defa kullandığını yazmıştık.
"Düşündüğümüz, ordularımızın kuvayi asliyesini düşmanın cephesinin bir cenahında ve mümkün olduğu kadar cenahı haricisinde toplayarak bir imha meydan muharebesi yapmaktı." (Nutuk. Türk Tarih Kurumu. Ankara Üçüncü Baskı. Sayfa 894)
"30 Ağustos'ta icra ettiğimiz muharebe neticesinde düşman kuvayi asliyesini imha ve esir ettik." (Sayfa 900)
"Çünkü düşman ordusunu tamamen imha edeceğimizden emin idik. Bunu anlayıp,düşman ordusunu felaketten kurtarmak isteyeceklerin yeni teşebbüslerine meydan vermemeyi münasip görmüş idik." (Aynı sayfa)
Şimdi burasını ise daha dikkatle okuyun.. Çünkü hem "imha", hem de "Akdeniz'e atılma" kelimeleri aynen yer alıyor.
"Muhterem efendiler, Afyonkarahisar?Dumlupınar Meydan Muharebesi ve ondan sonra düşman ordusunu kâmilen imha veya esir eden ve bakiyetüssüyufunu Akdeniz'e, Marmara'ya döken harekâtımızı izah ve tavsif için söz söylemekten kendimi müstağni addederim". (Sayfa 902)
Pontus(Cemiyeti?eşkiyası?hükümeti?jandarması?krallığı?meselesi) ve (Pontusçular) olarak 838, 1202, 836, 838, 1254, 1288 ve 1284 üncü sayfalarda sayılamayacak kadar..
Hâttâ 836'ıncı sayfadan itibaren üç sayfalık ayrı bir "Pontus Meselesi" bölümü de mevcuttur.
Yunanlı; Genel Dizin olarak düzenlenen Nutuk'un Üçüncü Cildi'nin 350?351 ve 352'inci sayfalarında; yani tam üç sayfada sadece "dizin" listesi olarak bile 200'den fazla Yunan?Yunanlı kelimeleri geçmektedir.
Türk tarihinden Yunan?Pontus?İmha?Akdeniz'e atılma kelime ve kavramlarını çıkaramazsınız.''
Yunan hayranlığı, Atatürkçülükle bağdaşmaz?
30 Ağustos kutlamaları kapsamında ayrıca Soner Arıca, Bedri Ayseli, Nahide Tokgöz, Coşkun Sabah ve Kamil Sönmez'in katılacağı halk konserleri düzenlenmiş.
Bedri Ayseli Kürtçe şarkı söylediği için TRT'den bir süre yasaklanan adam değil mi?
Coşkun Sabah da herhalde engin ''kültürel zenginliğimizi'' yansıtmak için seçildi.
Genelkurmay Başkanlığı ayrıca bir dizi afiş hazırlamış.
''Aziz Milletim?Parçan olmakla gururlu, sevginle güçlüyüz'' ve ''Omuz omuza, Atatürk'ün izinde, Türk milletinin emrinde'', bu afişlerin iki tanesi..
Bakın Genelkurmay Başkanı yukarıdaki devir teslim töreninde ne demiş:
''Atatürk bu vizyonu, ulusa bilinçli olarak vermiştir. Atatürk, geri kalmışlığın, maddi ve manevi çöküntünün içinden çekip çıkardığı ulus için geriye dönüsü olmayacak yegane istikametin ''çağdaş medeniyet'' olduğunu düşünmüştür. Bu vizyon sayesindedir ki Türk ulusu, karanlık cereyanların etkisinden sıyrılarak bugünlere ulaşabilmiştir. Bugünkü AB''ye üyelik hedefimiz de esasen bu vizyonun bir aşamasıdır. AB üyeliğini, Ulu Önder Atatürk''ün bizlere vermiş olduğu ''Türkiye''yi çağdaş uygarlığın ilerisine tasıma hedefi'' için önemli bir araç olarak görmekteyiz"
Şimdi;
1. Milletin çoğunluğu artık AB'ye karşıdır.
2. Çünkü AB yolunun bir medeniyet projesi değil, bir esaret halkası olduğu görülmüştür.
3. AB yolu; Lozan'ı rafa kaldıran, Sevr'e götüren bir yoldur. Kıbrıs'ın, Ege'nin, İstanbul Suriçi'nin, Dicle?Fırat arasının teslimini, Ermeni dostluğunu ?soykırım?ın kabulünü, tazminat ödenmesini öngören, Patrikhanenin ekümenikliği ve Heybeli meselesinin Yunanlıların istediği gibi hallini amaçlayan bir projedir.
4. İstiklâl?i Tam rafa kaldırılmaktadır, egemenlik devredilmektedir, yargı bağımsızlığı tahkimle iptal edilmiştir, kapitülasyonlar Gümrük Birliği ile geri gelmiş, kabotaj hakkı sonlandırılmıştır.
5. Kurtuluş Savaşı anlamsızlaştırılmış, boşa yapılmış hâle getirilmiştir.
O halde ben Genelkurmay Başkanı ile aynı fikirde değilim.
Katiyen ayni fikirde değilim.
AB üyeliği ile Atatürkçülüğün alâkası yoktur. Tam tersine bir öğretiyi içermektedir.
Eğer 30 Ağustos afişlerindeki gibi Ordu; ''Aziz milletin bir parçası'' ise ve ''Atatürk'ün izinde ve Türk milletinin emrinde'' ise hem askerin AB'ye karşı olması gerekir, hem de Genelkurmay Başkanı'nın yukarıdaki lâfı söylememesi.
Atatürk'ün, önüne serilen Yunan bayrağını yerden kaldırttırması onun Yunan hayranı olduğu sonucunu doğurmaz.
Hâfızası nisyan ile malûl olanlar dönüp yukarıda Nutuk'tan yaptığımız alıntıları, yahut daha iyisi Nutkun tamamını bir defa daha okumalıdırlar.
Bütün bunlardan sonra ben bu sabah da her 30 Ağustos'da ve milli günde olduğu gibi yine kocaman Türk bayrağımı evimin balkonuna asacağım.
Çünkü 30 Ağustos olmasaydı, diğer hiçbir gün ''milli bayram'' olarak ilan edilemezdi.
Zaferi göğsüm kabararak doya doya yaşayacağım.
Ordumla gurur duyacağım.
Dolaptan 13 sene önce üzerimden şerefle çıkardığım; albay rütbeli; üstüne asla çuval geçirttirmediğim, hiçbir şişeye de giydirmediğim eski üniformalarımı çıkarıp düzelteceğim.
Biraz seyrettikten sonra yaşlı ve yaslı gözlerle gene eski yerine kaldıracağım.
Öğleden sonra da televizyonun önüne oturup; 38 sene önce kılıç kuşandığım aynı yerde yapılacak ve naklen verilecek Harbiye'nin diploma törenini iftiharla seyredeceğim.
O törene katılacak, etrafa gösteri yapacak ve gülücükler saçacak atanmış ve seçilmiş cümle AB'cileri de ibretle seyredeceğim.
''Kanla irfanla kurduk biz bu Cumhuriyeti'' diyeceğim.
''Cehennemler kudursa ölmez nigâhbanıyız'' diyeceğim.
''Yüzyıllardır Harbiye bu orduya şan verir'' de diyeceğim.
Ama sıra?.
''Çıkardığı dehalar semalara yükselir''e gelince?
Yutkunup, biraz düşüneceğim.

 Hüseyin Mümtaz
  http://www.giresungazete.net/

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100