Bu haber kez okundu.

Biyolojik yakıtlar bizi kurtarır mı?
Prof. Dr. Hurşit Güneş, biyodizel gibi yakıtların dünyada geldiği yeri analiz ediyor. ~|~


Dünyada enerji kaynaklarının günün birinde tıkanacağı ortada. Hele nüfus bu hızda artarken ve Çin gibi bazı ekonomiler geçmişe göre çok daha hızlı büyürken. Bilim adamları bu nedenle harıl harıl yeni enerji kaynakları bulmaya ve devreye sokmaya çalışıyor. Rüzgâr, güneş, su akıntısı vb. yenilenebilir enerji kaynakları bu anlamda büyük önem taşıyor.
Bunlardan biri de biyolojik yakıtlar. Etanol içeren ürünlerden elde edilecek biyodizel konusunda Batı epeyce mesafe almış durumda. AB'nin 2012 için toplam enerji tüketimi içinde yüzde 5.75'lik biyoyakıt kullanma hedefi bulunuyor. 2020'de de bunun yüzde 10'a çıkarılması hedefleniyor.
Ancak bu yakıtlar ne yazık ki bir hayli pahalı. Petrolden elde edilen benzinin eşdeğer maliyeti 0.39 sent daha yüksek. Tarıma çok ciddi destek ve sübvansiyonlar verilmesine rağmen İsveç ve Almanya dışında 2005 hedefi olan yüzde 2'yi yakalamış olan henüz yok.
İngiltere'de biyoyakıt kullananlara, sırf teşvik olsun diye, litre başına 0.39 sent vergi iadesi uygulanıyor. Diğer geleneksel yakıtlarda asgari oranda bu tür katkılar kullanılmadığı takdirde litre başına 30 sentlik bir yük doğuyor. Ama sonuçlar umut verici değil.

Çevre dostu olmayabiliyorlar
Peki biyodizeller çevre dostu mu? Yanıt olumsuz... Hatta bazı geleneksel yakıtlardan daha kötü bile olabiliyor. Endonezya'da palmiye ağaçlarından elde edilen 1 tonluk yağın yakılmasında 33 ton karbondioksit salınıyor.
Oysa bu yağın yakılması diğer yakıtlara göre sadece 3 tonluk emisyon tasarrufu sağlıyor. Yani anlamsız. Bir başka örnek de kolza tohumu üretiminde kullanılan gübre doğalgazdan elde edilmişse emisyonda çok az tasarruf sağlıyor. Öte yandan, buğdayı etanole çevirirken kullanılan elektrik, kömürden elde edildiğinde, ortaya çıkan emisyon son derece düşük oluyor. Kısacası, biyolojik yakıtların neden yahut nasıl elde edildiği emisyon açısından ciddi farklar yaratıyor.
Bununla beraber bu tür yakıtlar özellikle daha yoksul ve göreli olarak güneşli olan ülkelerde daha verimli oluyor. Hem emek yoğun olması işsizliğin azalmasına yardımcı oluyor, hem de güneş enerjisi depolanabilmiş oluyor.

ABD'nin konumu
Bush ise ABD'de petrol tüketiminin düşürülmesini istiyor. Çünkü Bush'a göre petrol tüketimi düşerse birden çok yararı olacak. Petrol fiyatları düşecek, böylece petrolden para kazananlar güç kaybedecek.
Öte yandan diğer enerji alanlarına geçmek kolaylaşacak. Nihayet Kyoto Sözleşmesi'ne imza atmaktan çekinen Amerikalılar kendilerini suçlamalardan arındırmış olacak. Kısacası, Cumhuriyetçiler şimdilik emisyonların, yani gaz atıklarının ölçülerek ve sera etkilerinin saptandığı bir kayıt sistemini yeterli buluyor. Demokratlar ise emisyona açık sınırların zorunlu olmasını istiyor. Arada dağlar kadar fark var.
Biyolojik yakıtların bizi kurtarmayacağı ortada. Bu nedenle rüzgâr ve akarsulardan daha fazla yararlanmamız bir zorunluluk. Ancak küresel ısınmaya karşı tedbir isteyen tüm çevreci yaklaşımlar nükleer enerji konusunda tam bir şaşkınlık yaşıyor. Çünkü karşı oldukları nükleer enerjinin emisyonu düşük. Acaba küresel ısınmaya karşı olanlar gizli birer nükleer enerji kampanyası militanı olmasın?!

 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100