18 Mayıs 2007 Cuma 00:00
202 Okunma
Blair'in sicili tam bir felaket
Blair dış politikasını liberal müdahalecilik çerçevesinde yürütmekle övünüyor ama Irak bu doktrinin antitezi. Blair'in, çözme sözü verdiği Filistin sorununda da Şaron?Bush paktını desteklemesi, Britanya'nın Balfour Deklarasyonu'ndan beri Filistinlilere en büyük ihanetiydi ~|~

Tony Blair'ın geçen yazki Lübnan Savaşı'nda acil ateşkes ilanına muhalefeti, düşüşünü hızlandırdı. Şimdi Downing Street'ten ayrılacağı tarihi açıkladığına göre, Ortadoğu konusundaki tüm sicili mercek altına yatırılmalı.

Göreve geldiğinde dış politika konusunda deneyimi, esasen bu konuya ilgisi de bulunmayan Blair, sonuçta bu ülkeyi beş kez savaşa götürdü. Kendisi dış politikasının liberal müdahalecilik doktrini çerçevesinde yürümesiyle böbürleniyor. Ancak Irak Savaşı liberal müdahaleciliğin antitezidir. Bu yasadışı, ahlaksız ve gereksiz, yanlış bilgilerle BM onayı alınmadan girişilen bir savaştır.

Blair'ın Ortadoğu'ya ilişkin tüm sicili tam bir felaket. Britanya'yı Atlantik'in iki yakası arasındaki köprü olarak resmediyordu. Fakat, Irak mevzusunda Amerika'nın yanında Avrupa'ya karşı cephe alarak söz konusu köprünün yıkılmasına yardımcı oldu. Amerika'yla özel ilişkinin korunması Blair'in dış politikasındaki tek önemli unsurdu. Muhtemelen ABD'nin politikalarını etkileyebileceği umuduyla Irak konusunda Bush yönetimine destek verdi. Ancak herhangi bir önemli siyasi mevzuda etkide bulunduğuna dair tek bir kanıt mevcut değil. Irak'a ilişkin yeni muhafazakâr planlara desteği kayıtsız ve şartsızdı.
...
Amerika'nın Ortadoğu politikası daha baştan başarısızlığa mahkûmdu ve ortaya çıkan sonuç bu fiyaskoda Britanya'ya da belli bir sorumluluk yüklüyor. Amerikan politikasının arkasındaki görüşe göre, Ortadoğu siyasetindeki ana sorunu Irak oluşturuyordu ve Bağdat'taki rejim değişikliği Filistinlileri zayıflatıp, onları İsrail'in şartlarıyla anlaşma yapmaya zorlayacaktı. Kudüs yolunun Bağdat'tan geçtiği iddia ediliyordu. Bu görüş yanlıştı. Zira Irak sorun yaratmıyordu; komşularından herhangi birine karşı tehdit oluşturmadığı gibi Amerika ve Britanya'yı kesinlikle tehdit etmiyordu. Asıl sorun İsrail'in Filistin topraklarını işgali ve Amerika'nın Filistin halkına karşı acımasız sömürge savaşında İsrail'e verdiği destekti.

Avam Kamarası'nda savaş için onay aradığı sırada Blair Irak'ın silahsızlandırılmasının ardından kendisinin ve Amerikalı dostlarının Filistin sorununa bir çözüm arayacakları sözünü verdi. Bu sözünü yerine getirmekte tamamen başarısız oldu.
Aslında Blair 2005'e kadar İsrail'in yanında bağımsız bir Filistin Devleti'nin kurulmasını öngören 'Yol Haritası'nın arkasındaki itici gücü oluşturuyordu. Fakat Şaron Yol Haritası'nı yırtıp attı. Şaron, Gazze'den tek taraflı çekilmesinin karşılığında İsrail'in Batı Şeria'daki büyük yerleşimleri koruması için Amerika'nın yazılı onayını kopardı.
Blair açıkça Şaron ve Bush'un iğrenç paktını destekledi. 1917'deki Balfour Deklarasyonu'ndan beri bu Britanya'nın Filistinlilere yönelik en rezil ihaneti. Blair ve Bush Irak halkına da ihanet etti. Evvela Irak'a demokrasi götürmek ve onu Arap dünyasının geri kalanı için bir modele çevirmek hakkında cesur söylemlerde bulunuldu. Ancak bunlar boş laflardı. Amerikan siyasetini şekillendiren yeni muhafazakârların tek derdi Saddam Hüseyin'i devirmekti ve gerisi onları hiç ilgilendirmiyordu.

Irak'ın müttefiklerce işgali münferit bir vaka değil, teröre karşı sözde küresel savaşın bir parçasıydı. Ancak Irak'taki Baas rejiminin yıkılması sadece terör sorununu daha da şiddetlendirdi.
Bugün Irak'ta kronik istikrarsızlık, palazlanan bir iç savaş, yaygın şiddet ve anarşi, her türden terörist faaliyetin artışı ve ulusal bir ayaklanmayla karşı karşıyayız; müttefiklerin bu duruma verecek bir cevabı yok. Yeni muhafazakârlar savaş sonrası yeniden yapılanmayı planlama zahmetine girmemiş. İşgale devasa ölçekte yıkım eşlik etti ve bir kaynağa göre sivil kayıpların sayısı 655 bini buldu.

En önemli görevi yapamadılar
Müttefikler Irak halkına demokrasi getirdikleri için kendileriyle övünüyor ama herhangi bir hükümetin bir numaralı görevini yerini getirmekte başarısız oldular; sivil halkın güvenliğini sağlayamadılar. Neticede Amerika ve 'teröre karşı savaş'taki muavini Britanya şimdi şiddetli, bitmek bilmeyen ve kazanılamayacak bir çatışmaya batmış durumda. Blair atılganlık gösterip Irak Savaşı'na ilişkin olarak Tanrı'nın kendisini yargılayacağını söylüyor. Bu demokrat bir siyasetçi için tuhaf bir tutum. Pek tabii ki, tarih Blair hakkında ağır hükümler verecektir. Kendisi geçen yüzyıldaki tüm Britanya başbakanları içinde Ortadoğu konusunda en kötü sicile sahip olanı; hatta Anthony Eden'dan bile daha kötü sicili var, zira Eden en azından Süveyş bozgununun sorumluluğunu üstlenecek kadar namusluydu.
The Guardian
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100