07 Mayıs 2003 Çarşamba 00:00
590 Okunma
Bor ?milli güvenlik' meselesidir

Bir devletin ayakta kalabilmesi için yeraltı maden kaynaklarının önemine dikkat çeken araştırmacı?yazar M. Mustafa Çınkı, "Sadece Bor'a değil, tüm yeraltı kaynaklarımıza sahip çıkmak artık milli güvenlik meselesi halini almıştır" diyor

Türkiye'de bir Bor tartışması yaşanıyor. Bazıları Bor'un o kadar büyütülmemesi gerektiğini söylüyorlar. Çok önemli olduğunu söyleyenler var. Bor, Türkiye için önemli bir maden mi?

Mustafa Çınkı? Sadece Bor değil, bütün madenler, her devlet için çok büyük önem taşır. Sanayinin temel girdisi yeraltı kaynaklarıdır. Yeraltı kaynakları bir devletin gücünün de temel göstergelerinden bir tanesidir. Eğer yer altı kaynaklarınızı sanayinizde kullanıyorsanız bu kaynaklar o ülke ve o ülkenin ulusu için çok ciddi önem taşır. Çünkü ondan çok ciddi katma değer meydana getirirsiniz. Ama, sanayide kullanmıyor, yerin altından çıkartıp yabancılara hammadde k~|~aynağı olarak gönderiyorsanız, yer altı kaynaklarınızın hiç bir önemi yok demektir.

BOR'UN TÜRKİYE İÇİN ÖNEMİ

Yüksek teknoloji pazarı yaklaşık 1,5 trilyon dolarlık bir paya sahiptir. Bu pazarın hammadde altyapısı, madenler, petrol rafine ürünleri ve malzeme mühendisliği olmak üzere toplam 40 milyar dolarlık bir büyüklüğe sahiptir. Malzeme mühendisliği dediğiniz zaman yüksek teknoloji ürünlerinin hepsinin içine Bor girer. Bunun 2 milyar dolarlık bölümünü hammadde alt tabanı olarak kabul edecek olursak ve bundan 1,5 trilyon dolarlık bir katmadeğer yaratıldığını düşünürsek, Bor'un önemsiz olduğunu söylemek akıl kârı değildir. Onun için "Bor önemsizdir" yaklaşımının arkasındaki düşünceyi iyi okumak lazımdır.

Türkiye'deki Bor rezervlerinin miktarı biliniyor mu?

Çınkı? İngiltere'de, endüstriyel hammadde tröstü Rio Tinto ile yakın ilişkileri olan Boron İnternational Ltd.'in verileri var. Bu şirketin raporlarında ABD'de 100 milyon tonun üzerinde Bor cevheri gözükürken, yine ABD'de Bor yataklarını işleten Rio Tinto'nun 2002 yılı faaliyet raporlarında 30 milyon ton gibi bir rakamla karşı karşıya kalıyoruz. Geçen sene Kütahya'da bir yabancı profesöre rastladım. Akademik ilişkilerini kullanarak Türkiye'de Bor çıkan yerlerde araştırma yapmaya gelmişti. Ondan öğrendik ki geçen sene Mart ayında, yurtdışındaki muhtelif üniversitelerden, yaklaşık 60 civarında profesör, özellikle Batı Anadolu'muzdaki maden varlığını ve jeolojik yapıyı incelemek üzere gelmişler. Onlar, "Neden Gediz'in batısında daha çok bulunuyor?" yaklaşımında bulunuyorlar. Demek ki Gediz'in doğusunda da var. Gediz grabelinin batısı için söylenen rakamlar 2,5?5 milyar ton arasında değişiyor.

Dünya rezervlerinin % 60?70'i Türkiye'de deniliyor. Doğru mu?

Çınkı? Bence onun çok çok daha ötesinde. % 90'ın da üzerinde olabilir.

BUSH BOŞUNA

KONUŞMADI

ABD'nin Bor rezervinin 30 milyon ton olduğunu söylediniz. Bu rezerv ne zaman biter?

Çınkı? Deklere ettiklerine göre 10 yıl sonra biter. Stratejik olarak ayırdıkları bir rezerv yoksa 10 yıl içinde biter.

ABD'de, alternatif enerji kaynaklarına büyük bir yönelme var. Kendi rezervleri madem ki tükenmeye bu kadar yakın, niye Bor üzerinde yatırım yapıyorlar?

Çınkı? Amerika, bir hegemon güç. Eğer kendisinde yoksa mesele değil. Amerika'da petrol de yok. Ama, Amerika petrol tüketmekten geri kalmıyor. 1970'li yıllardan beri ABD'de, alternatif enerji kaynakları konusunda birçok üniversite, araştırma gurubu çalışıyor. Bunlardan bir tanesi de Millenium Cell. Kendisine enerji kaynağı olarak Bor ve Bor'un hidrojen taşıyıcı özelliğini seçmiş. Millenium Cell'in arkasında çok ciddi anlamda otomobil sektörü var. Otomobil üreticilerinin lideri Daimler Chrysler, Rio Tinto'nun alt şirketi U.S. Borax, aynı zamanda Mullenium Cell'in stratejik ortağıdır. Bu tür teknolojilerin yakın bir gelecekte hayata geçirileceği noktasında kuvvetli bir emare teşkil eden nokta, Daimler Chrysler'in yaklaşık 10'a yakın otomotiv firmasını stratejik ortak olarak belirlemesidir.

















































































İhtiyaç duyulduğu zaman hidrojen üreten bir sistemle Bor'dan hidrojen üreterek bugüne kadar beş arabada denediler. Çok olumlu sonuç aldılar. Önümüzdeki Ağustos'ta aynı sistemle çalışan bir vapur tanıtıma girecek. Geçtiğimiz Temmuz ayında zırhlı personel taşıyıcılarda, tanklarda, lojistik ikmal sağlayan araçlarda kullanılmak üzere teknoloji satın aldılar.

Bor ile çalışan otomobil var mı?

Çınkı? Var.

Bu sistem otomobil sektöründe tam manasıyla ne zaman devreye girer?

Çınkı? Bunu bir devrim olarak değerlendirmek lazım. Sanayi devrimi birdenbire oluşmadı. Yine, atomun gücü keşfedildikten sonra hemen nükleer santraller kurulmadı. Sanıyorum bir geçiş dönemi olacak. Önümüzdeki beş yıl içerisinde sektörün kapasitesinin 400?500 milyar dolarlara ulaşacağına dair bilim adamlarının ifadeleri var.

Enerji sektöründe, yeni santrallerde kullanılması söz konusu mu?

Çınkı? Başkan Bush'un, 6 Şubat'taki açıklamasına bakılacak olursa önümüzdeki 15 yıl içerisinde hava kirliliği yaratan elektrik üretiminden vazgeçilecek. 1997 yılında Florida Üniversitesinden üç Fizik bilim adamının Bilim Dergisinde yayınlamış olduğu bir makale var. Yedi yıl içerisinde Bor füzyon santrallerinin hayata geçirilebileceği ifade ediliyordu. Sene 2003. Sanıyorum önemli bir takım adımlar atılmış olacak ki ABD Başkanı bu kadar cüretkâr bir açıklamada bulunuyor.

TÜRK MİLLETİ

BİLMESİN İSTENİYOR

Bir enerji devrimi ile karşı karşıyayız. Ama bizdeki Bor rezervlerinin önemsiz olduğunu söyleyen bilim adamları var. Öyle bir tablo çizdiniz ki bu gerçekleşirse Türkiye, dünyanın bir numaralı ülkesi olacak. Peki, Bor'u neden bu kadar değersiz göstermeye çalışıyorlar?

Çınkı? Bor iyi bir hidrojen taşıyıcı. Dünyanın en zengin Bor rezervleri de bizde. Demek ki dünyanın en fazla hidrojen taşıma kapasitesine sahip ülkesi Türkiye'dir. Onun için "Bor önemsizdir" diyenler, bu ülkenin iç dinamiklerinin sesini dile getirmiyorlar. Türk ulusu bunu bilmesin, elindeki bu kaynaklardan haberdar olmasın, istiyorlar.

Bor'u hammadde olarak satmakla, ürüne dönüştürmek arasında bir mukayese yapılırsa nasıl bir rakam ortaya çıkar?

Çınkı? İleri kullanımlarda rakamlar inanılmaz boyutlara çıkıyor. Örneğin 270 dolara sattığınız bir ton Kolemanit'i, element hale getirirseniz kilogramı 3?4 bin dolarlar gibi rakamlar ortaya çıkıyor. Buradan çıkan sonuç şu: Biz sahip olduğumuz kaynakları yabancı endüstrilerin çıkarına mı teslim edeceğiz, yoksa onu kendi endüstrimizin eline mi teslim edeceğiz? Türkiye bir tercihte yol ayrımının ucunda.

Bor, başlı başına bu endüstri devrimini sağlayacak bir imkan öyle mi?

Çınkı? Biz, çağdaşlaşmayı genelde Batı kültürünün ürettiği davranışları benimseme olarak algılıyoruz. Ama bu ülkeyi kuranların ifade ettiği çağdaşlaşma sanayileşme ile eşdeğerdir. Bor, bir fırsattır. Bu fırsatı yakalarsa Türkiye yeni ufuklar açar.

ÜLKEMİZE YÖNELEN TEHDİT

Şu anda Bor madenlerini almaya çalışan yabancı şirketler var mı?

Çınkı? Var. Bu bağlamda Rio Tinto, Türkiye'deki Bor yataklarından vaz geçmez, geçmesi de mümkün değildir. Avrupa, Amerika sanayisi, Türkiye'deki Bor yataklarını kendi sanayisine hizmet etmek üzere konuşlandırmak arzusundan asla vazgeçmez. Amerika'da bir kişi yılda 1 800 ton maden tüketiyor. Bizde bu rakam 100 ton. Amerika'nın bu ihtiyacı tedarik etmek için her yolu denediğini bilmeyen yok. O zaman Bor'a sahip çıkmak hususunda bir milli güvenlik politikası gerekiyor.

Çınkı? Sadece Bor'a değil, tüm yeraltı kaynaklarımıza sahip çıkmak artık ulusal güvenlik meselesi halini almıştır. Bir devletin yaşayabilmesi için en somut kaynaklar madenlerdir. Yeraltı kaynağınız varsa, o kaynağı ileri ürün haline dönüştürüyorsanız sizin bir kıymet?i harbiyeniz vardır. Sanayileşmiş devletler Osmanlı topraklarına demiryolu yapıyor diye birtakım imtiyazlarla geldiler. Bunlardan biri de Chaster idi. Chaster, Diyarbakır'dan Kerkük?Musul'a?Süleymaniye'ye uzanan 2 bin km'lik hat boyunca bir demiryolu ağının sağında ve solunda toplam 40 km'lik alandaki yeraltı kaynaklarının 99 yıllığına işletim hakkını istedi. Bu epeyce tartışıldı. Cumhuriyetin ilk yıllarında hükümet bunu imzaladı ama Atatürk yırtıp çöpe attı. Chaster projesi bugün özellikle Anglo?Amerikan ortaklıklar tarafından titizlikle takip edilen bir projedir.

Galiba bu husus olayı özetliyor.

Çınkı? Evet! Osmanlıyı yıkan petroldü. Yeraltı kaynaklarıydı. Bugün Türkiye'ye yönelen tehdit de bu. n
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100