02 Ocak 2004 Cuma 00:00
281 Okunma
Böyle giderse deflasyon kaçınılmaz

Ekonominin batma noktasında olduğunu söyleyen BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, mevcut ekonomik politikaların devamı halinde deflasyonun kaçınılmaz olacağı uyarısında bulundu

2003 yılında içteki gelişmelerin seyri hakkında değerlendirmeler yapan Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, oluşturulan havanın aksine ekonominin iyiye gitmediğini ifade ederek, deflasyon uyarısında bulundu. Tek çıkış yolunun Milli Ekonomik Model'den geçtiğini ifade eden Prof. Dr. Haydar Baş, görülmeyen gizli bir hıristiyanlık tehdidi ile karşı karşıya olduğumuza, bu yolla istila edilmek istendiğimize dikkat çektiği değerlendirmesinde SP Genel Başkanı Necmettin Erbakan'ın mahkumiyetinin mevcut iktidarın yüz karası olduğunu belirtti. Prof. Dr. Haydar Baş şunları söyledi:
Ekonomi batma noktasında

"Psikolojik harp taktikleriyle mali hülyalar göstermelerine~|~, gazetelerin, televizyonların 'çok iyidir' beyanlarına kimse bakmasın. Ekonomi batma noktasındadır. Talep daraldı. Stoklarda artış oldu. Bu gerçek ışığında deflasyon kaçınılmazdır. 2004 yılından itibaren Türkiye deflasyona girecektir. İktidarın bu politikası devam ederse Türkiye'nin bundan çıkışı zor, belki de imkansız olacaktır." "2004 yılı, 2003'ü aratacaktır. 2004 bütçesine bakıyoruz, tüketicinin cebine girecek bir şey yok. Vergiler ağır nispette arttırılmış vaziyette. Olan para, olan süt devlet tarafından emildiği için de vatandaşta alım gücü azalıyor. Talep daralmasının daha da fazla olacağı görülüyor. Oysa devlet, sadece alan değil veren el olmalıdır. Devlet kendi kaynaklarını devreye koymalı, verginin dışında bir kaynak elde etmeli ki üretici ve tüketiciyi besleyebilsin. Bunu yapmadığı sürece ekonominin düzelmesi hiç mümkün değildir. Bu iktidarın bunu yapması, kendi kaynaklarımıza dönmesi mümkün değildir. Çünkü bu iktidarı, bu kaynaklar üzerinde gözü olan güçler bu noktaya getirdi. Eğer devlet olarak bu kaynakları işletmeye açtığımızda bu, hükümetin sonu demektir. 'Biz değiştik' demeleri boşuna değildir."

Çözüm Milli Ekonomik Model'de

"Türkiye'de bir cinayet işleniyor. Bu cinayet, olması gerektiği kadar paranın piyasada olmaması, piyasada gayrı milli paranın olmasıdır. Piyasada korkunç bir para darlığı var. Devletler milli gelirlerinin % 30'unu piyasada para olarak bulundururlar. Bu para, memurun, esnafın, işçinin, sanayicinin, tarımcının cebinde olur. İktidar bunu yapmıyor. Devletin paraya ihtiyacı oluyor, vergiyi basıyor. Vücutta olmayan kanı biraz daha emiyor. Yetmiyor, borçlanmaya gidiyor. Faizle para alıyor. Devletlerin de üstündeki global sermaye sahipleri paradan para kazanıyorlar. Türkiye de bunların en güzel pazarı. Bu pazarı elden çıkarmamak için, 'Sakın senyoraj yoluyla emisyonunuzu genişletmeyin. Zira enflasyonunuz artar' diyorlar. Bizdeki ekonomistler de öyle konuşuyor. Bir tek Osman Altuğ Hoca doğruyu görüyor. Delikanlıca da söylüyor. Devletin, iktidarın, piyasadaki % 30'luk para dengesini temin etmesi lazım ki ekonomi rayına girsin. Bu gidişle bu ekonominin düzelmesi zor, belki de imkansızdır. Türkiye'de siyasiler, Milli Ekonomi Modeline sarılmadıkça ekonominin düzelmesi hiç mümkün değildir."

Erbakan olayı

"Türkiye Cumhuriyeti tarihinde bir 1960 ihtilalinden sonra Başbakanlar hesaba çekilmiştir, bir de bu yılda Sayın Necmettin Erbakan mahkumiyet almıştır. Bu olay iktidarın yüz karasıdır. Hürriyetlerin doruk noktasından bahsedildiği bu dönemde, bir takım gerekçelerle, Başbakanlık, Başbakan yardımcılığı, TOBB Başkanlığı, üniversitelerde öğretim üyeliği yapmış, dünya çapında bir insan, bir partinin genel başkanı mahkum edildi. Hukuki tarafına bir şey demiyorum. Ama bu konuda siyasi oyunlara insanımızın dikkatlerini çekmek istiyorum. Bu bir siyasi oyundur. İnsanımızın bundan ders alması ve kimin ne olduğunu çok iyi tanıması gerektiğini belirtiyor, milletimden de bu basireti bekliyorum."

Enteresan bir oyun

"Türkiye'de, görülmeyen gizli bir hıristiyanlık süregeliyor. Bu yolla istila edilmek isteniyoruz. 'Biz Avrupa'da cami açtık. Burada niye kilise açmayalım' deniliyor. Ortada din hürriyeti konusu değil enteresan bir oyun var. Bu oyun daha önce Afrika'da oynandı. Afrikalıların ellerine İncil verdiler. 'Gözlerinizi yumun, dua edin', dediler. Ayaklarının altındaki toprakları aldılar. Batılıların asıl hedefi, misyonerlik faaliyetleri ile insanları kendi dinlerine taşımak suretiyle coğrafyalarını ellerinden almaktır. Müslüman olduğunuz zaman Batılılar, 'Türk değilsiniz' iddiasında bulunamıyor. Çünkü Müslümanlık ile Türklük et ve kemik gibidir. 'Müslüman olan Türk'ü Müslümanlıktan uzaklaştıralım ki istediğimiz, elinden toprağını alabileceğimiz Türk tipi ortaya çıksın' istiyorlar. Bunu İspanya'da, Endülüs'te denediler. 800 yıllık imparatorluk hak ile yeksan oldu. Bir tane Müslüman kalmadı. Santa Maria kilisesinde binlerce gencimiz vaftiz edildi. Onlar şimdi 'Biz Türk değiliz. Bizim aslımız Pontus'tur' diyorlar. 'Biz, Pontusuz' sözünü Müslüman olarak söyletemediler, hıristiyanlaştırarak söylettiler."
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100