Bu haber kez okundu.

Çözüm Kuvay-ı Milliyede
Kuvay?ı milliye kadrosu bu hafta sonu İzmit'teydi. İzmitliler, elinde asa ayağında demir çarıklı lideriyle Türkiye'yi karış karış dolaşan kuvay?ı milliye kadrosunu, ayyıldızlı Türk bayraklarıyla gelincik tarlasına çevirdikleri bir ortamda büyük bir coşku, sevgi, muhabbet ve "üstad, üstad", "bu vatan bizimdir bizim kalacak" tezahüratlarıyla karşıladılar

Ülkemiz Türkiye'yi, İstiklal Harbini gerektiren şartlardan daha ağır bir şekilde siyasi, iktisadi, sosyal, kültürel, askeri kuşatılmışlıktan kurtarmak için yeniden kuvay?ı milliye ruhunu ateşleyen ve bizzat milletin kendisinden icazet almak için yollara düşen kadro bu hafta sonu İzmit'te idi. Türkiye'yi içinde bulunduğu vahim durumdan çekip çıkarmak ve kısa bir zamanda dünyanın lider ülkesi yapmak için milli bir siyasi oluşuma gerek duyarak ülkeyi karış karış dolaşan kuvay?ı milliye kadrosu diğer illerde olduğu gibi İzmit'te de büyük bir coşku, sevgi, muhabbet ve ümitle karşılandı. İzmit Derince'deki Çenesuyu Park Tesislerini ayy~|~ıldızlı Türk bayraklarıyla süsleyen İzmitliler, kuvay?ı milliye ruhunu yeniden ateşleyen hareketin mimarı Prof. Dr. Haydar Baş'a yoğun tezahüratta bulundular. Adı geçen tesisleri "Üstad, Üstad", "Bu vatan bizimdir bizim kalacak" sesleriyle inlettiler. "Hocam sizi çok seviyoruz. Bu sevgimizi de çıktığınız yolda size destek vermek suretiyle göstereceğiz" dediler.

"24 SAATTE BU BADİREYİ AŞARIZ"

Prof. Dr. Haydar Baş ise Derince Çenesuyu Park Tesislerini tıklım tıklım dolduran İzmitlilere hitaben bir konuşma yaparak elinde asa ayağında demir çarık vatan topraklarını niçin karış karış dolaştıklarını anlattı. İki yıl önceki depremde eledi aleme şehadet rütbesi ile rıhlet eden vatan evlatlarını rahmetle anarak, geride kalanlara sabırlar dileyerek sözlerine başlayan Prof. Dr. Haydar Baş, "Bazı olaylar vardır ki, fiziki sahada ne kadar ters ve zararlı olursa olsun bunların tamiri mümkündür. Ama eğer bir olay, ruhi, fikri planda ciddi bir derecede zarar verici hale gelmişse onun tamiri zor belki de imkansızdır. Yani meselelerin asıl mahsurlu olan tarafları arka planlarıdır. Maalesef bizim ülkemizde arka planlar çürümüş, bir şey kaybettik, kaybettiğimiz şeyden maalesef insanımızın haberi yok. Neyi kaybettiğimizi bilmiyoruz. Hastalığı teşhis edemezseniz tedavi etmeniz de mümkün olmaz. Onun için hastalığı iyi teşhis etmemiz lazımdır" diyerek şöyle devam etti:

"Çok muhterem iktidar müntesiplerinin samimiyetinden zerre kadar şüphe etmemiz mümkün değildir. Bu kadar zamandan beri didinmelerine rağmen şayet ülkenin iktisadi problemlerini çözememişler ise gayretlerinin, himmetlerinin az olmasından dolayı değildir. Hastalığı teşhis edememişler, mevzunun ne olduğunu önlerine koyamamışlar, bazıları onlara, 'şöyledir, böyledir' demiş, kanmışlar, o yoldan gitmişler ve bu netice ortaya çıkmıştır. Yoksa hepsi samimidir. Ancak hastalığı teşhis etmeleri lazımdı, etmediler. İzmit'te ülkeyi nasıl kalkındıracağımıza dair bir konferansımız olacak. Göreceksiniz ki biz 24 saatte Türkiye'yi nasıl ayağa kaldıracağız. Bunu biz söylediğimiz zaman arkadaşlarımızın bazıları mübalağa zannettiler. Bizim büyüklerimizin peşinden gittiği, elini öptüğü Amerika, benim iktisadi görüşüme yedi tane altın madalya verdi. Keza İngiltere öyle. Cambridche'de benim resmim vardır. Biz o adamlara Haydar hocayı tanıttık, bizimkilere tanıtamadık. Bu ülkeyi biz kurtarırız. Vallahi de billahi de kurtarırız. 24 saatlik işi var. Mitinglerde açık ve net olarak bunu söyledik. Fakat maalesef gelip de bize bir şey sormadılar. Şimdi aynı şeyi yine söylüyorum. Ama şartım var: Maliye'yi tamamen bize terkedecekler. Kadromla birlikte 24 saatte bu badireyi aşacağız."

HİMMETE MUHTAÇ OLAN DEDE

Prof. Dr. Haydar Baş, hastalığın teşhisini yaparak insan unsuruna dikkat çektiği ve herşeyin bu unsurla alakalı olduğu tespitini yaptığı konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Hastalığın birinci teşhisi olarak biz insanımızı kaybettik. İnsanımızı çürüttük. İnsan kendi kendi ile kavga eder hale geldi. Asıl problem insanın kendisiyle. İnsanımız kendisiyle barışmıyor. Evde yalnız kalsa karıya, çocuğa kafa tutuyor. Komşuya kafa tutuyor. Onları bulamazsa kendi kendine kafa tutuyor. Bu hale geldik. Barış, huzur, sevgi, muhabbet, tat, lezzet nedir, bütün bunları unuttuk. Bütün bu denge unsurlarını kaybettik. Tabii bu noktaya da bir anda gelmedik. Uzun zamandır yabancı güçlerin özellikle basın yoluyla uyguladıkları plan ve proğramlarla bizi kendi iç dünyamızdan dış dünyaya seferber ettiler. O seferberlikte kendimize has öz maksadımızdan, kıymetimizden maalesef uzak kaldık.

Plan, proğram, proje, hukuk, kanun, diyoruz. Bütün bunları yapan kimdir? İnsandır. Sen dengesizsen nasıl dengeli kanun yapacaksın? O halde diyoruz ki kanunları, prensipleri yapan da insandır, hayata geçiren de insandır. Onu biz kendi yararına, kendi menfaatine kazanmamız lazım ki başkasına faydası olsun. Himmete muhtaç olan dede aleme himmet ede. Bu adamın kendine faydası yok ki bana yardım et, diyorsun."

HÜRRİYET BU VATANDA

Bu vatanın her şeyiyle mukaddes ve muazzez olduğunu söyleyen Prof. Dr. Baş, buna rağmen bu vatan ve bu vatanın evlatları üzerinde çeşitli oyunlar oynanmakta olduğuna dikkat çekerek oynanmakta oyunlardan son bir örneği vererek şunları söyledi:

"Geçenlerde Avrupa'dayız. Bir zamanlar, 'İslam'ı yaşatacağız', diye yola çıkan arkadaşların Avrupa'da düştükleri hali gördük. Çok üzüldük. Bu arkadaşlar, şimdi orada, camilerin girişlerine birer resim asmışlar, 'Siz hala Allan vatandaşı olmadınız mı?' diye propaganda yapıyorlar. Bir Türk'ün Alman vatandaşı olmasının propagandasını yapıyorlar. 'Bununla çok daha fazla hürriyete malik olacağım da ondan' diyorlar. Elimizi vicdanımıza koyalım ve şu soruyu soralım: Acaba Avrupa'da mı çok daha fazla hürriyet var, Türkiye'de mi? Hepimiz 'Avrupa'da çok var' deriz. Avrupa'da nasıl bir hürriyet var, biliyor musunuz? Türkiye'ye küfredersin. Hiç kimse sana bir şey söylemez. Erkeksen bir de Almanya'nın anasına küfret bakalım. Hemen bir tekme ile sana 'hak selamet versin' derler.

1976'da Hollanda'dayım. Yarısı yerin altında, yarısı üstünde bir cami var. İlk defa gitmiştim. O camide, pencereyi açarak, hoparlörü kiliseye doğru tutarak aşk ile bir ezan okudum. 'Elhamdülillah kilisenin duvarları da iman etti' dedim. Namazı kıldık. Hemen bir ekip geldi. 'Niye siz ezanı dışarıya verdiniz?' dedi. Lahey Adalet Divanının olduğu memlekette bana dışarıda bir ezan okumama müsaade etmeyen bir zihniyetin hürriyet verdiğini iddia etmek kadar aptallık olamaz. Hürriyet benim memleketimdedir. İstanbul'da Boğaz'a gidin, ?dini vecibesini yerine getirmek için elbette ki yapacaktır? kilisenin çanları dan dan diye çalar durur. O çalar ama sen Berlin'de, Manheim'de, Paris'te, Londra'da meydanda ezan okuyamazsın. Okursun. Ama yerin altında, mahzende okursun. Müsaade edin de ona da bir şey söylemesinler. Hürriyet bizdedir.

Bunu derken yanlışlıklar, hatalar yok mu? Var. Peki bunları nasıl aşacağız? Konuşa, konuşa, dertleşe dertleşe aşacağız. Kavga, gürültü ile bunlar aşılmaz. Konuşacağız, meseleleri birbirimize aktaracağız ve bir anlaşma zemini içerisinde bütün bunları halledeceğiz. Ama sen kendi insanınla kavga eder de başkasına yeşil ışık yakarsan o zaman senin samimiyetinden şüphe ederler."

MİSYONERLİK ÜLKE BÜTÜNLÜĞÜNÜ TEHDİT EDİYOR

İnsanımız üzerinde korkunç derecede yatırımlar yapıldığını söyleyen Prof. Dr. Baş, bu yatırımların boyutları ve sonuçları hakkında şu değerlendirmelerde bulundu:

"Bizim insanımız üzerinde korkunç yatırımlar yapılıyor. Güneydoğu durup dururken bu hale gelmemiştir. Binlerce, onbinlerce misyoner o bölgeye gönderildi. Ben gençlik yıllarımdan itibaren o bölgeye, Urfa'ya giderdim. Urfa, Hz. İbrahim, Hz. Musa'nın yaşadığı, Hz. Eyyub Aleyhisselamın çile çektiği, mukaddes, muazzez bir yerdir. Oralar medeniyetin beşiğidir. Biz bu insanların faaliyetlerine rastlardık. 'Buralarda çok ciddi şeyler yapılıyor. Mahiyetini pek anlayamıyoruz ama bunları takip edin' derdik. Malumunuz 1983'ten sonra öyle olaylar ortaya çıktı ki artık TSK ile müdahale mecburiyetinde kalındı. Hala o günden bu güne tamiri mümkün olmayan yaralar açıldı. Benim Karadenizimde de aynı olaylar devam ediyor. Hedef benim insanımın gönlüdür, kalbidir, kafasıdır. Yani bunlar yine tamiri mümkün olmayacak yaralar açma peşindedir. Yunanistan'da Pontus dernekleri var. Şu elimde bir rapor var. Burada anlatılıyor. Anasının adı Ayşe, Fatma, Emine, babasının adı Hasan, Ali, Hüseyin olan bizim çocuklarımız alınıyor, orada, 'Sen Pontus Rumusun' telkiniyle eğitime tabi tutulup, sonra da kendi bölgesine gönderiliyor. Zannetmeyin ki İzmit bölgesinde böyle bir yatırım yok. Deprem zamanı aynı yatırım burada da oldu. Özet olarak şunu söyleyeceğim: Bunlar bizim ela gözümüze hayran oldukları için, biz Allah'a vuslat edelim diye gelmiş değiller. Bunların gözleri bu mübarek vatandadır. Şayet insan diye bir dertleri olmuş olsa idi kendi memleketlerinde dinlerine değer verir, orada insanlarını iyi bir dindar yapmak isterlerdi. İşin mantığı da bu değil midir? Avrupa'ya giden kardeşlerimiz iyi bilirler ki bu adamlar kendi çocuklarıyla hiç meşgul olmuyorlar. Ama geliyor Aspendos'ta, Akdeniz, Ege, Marmara, Karadeniz bölgesindeki benim evladımla, kardeşimle, akrabamla meşgul oluyor. Buradaki insanlar dindar, hıristiyan olsun da Rabblerine kavuşsun diye mi bu faaliyetler yapılıyor? Hayır! Faaliyetin özü şu: Birinci aşamada bunlar has bir hıristiyan olsun. İkinci aşamada bunlara, 'Arkadaşlar siz has bir hıristiyan oldunuz. Ama sizin aslınız Türk değildir ha, iyi bilesiniz. Sizin aslınız Rumdur, Ermenidir' diyelim. Öyle olursa ne olur? Burası Rumun, Ermeninin olur. Üçüncü aşamada da, 'Siz Ortaasya bozkırlarından geldiniz. Oraya gidin' diyeceklerdir. Bugün insanımızın üzerinde bu proje uygulanıyor."

KALBİ İLE KAFASINI SATAN ADAM VATANI SATMAZ MI?

Hicaz bölgesinde de aynı oyunun oynandığını, Bedevi Arap kardeşlerimizi Osmanlı dedemize karşı çıkardıklarını, evliya kılığında İngiliz ajanı Lawrence'in bugünkü Ürdün kralının dedesi Hüseyin bin Ali'yi nasıl kandırdığını, İngiliz Sömürge Bakanlığının emriyle Humpher'ın Abdülvahap'aı nasıl bir fitne unsuru haline getirdiğini belirten Prof. Dr. Baş şu enteresan tespitlerde bulundu:

"Bugün zannetmeyin ki Türkiye Cumhuriyeti Devleti üzerinde bu hesaplar devam etmiyor. Onbinlerce misyoneri bu memlekete gönderirken bunların Hüseyin bin Ali'sinin, Abdulvahhab'ınının olmadığını zannetmeyin. Şahit olduğum bir olay. Adam durup dururken İncil'i öpüyor. 'Bütün dinler mukaddesmiş!' 'Bundan dolayı ona hürmet etmek gerekirmiş!' Bunu hakikatte müslüman olduğunu iddia eden takva ehli bir adama söyletiyorlar. 'Bunlar herhalde bazı mevzuları bilmiyorlar. Dosyalar hazırlayalım. İlmi delilleri önlerine koyalım. Gerçekleri görsünler. Ayıksınlar' dedik. Ama ne gezer. Meğer adamlar hem kafasını hem kalbini satmışlar. Kalbi ile kafasını satan adam vatanı niye satmasın? Daha sonra işin üzerine gidiyoruz bakıyoruz ki bu adamlar, Batı kökenli, Yahudi asıllı, İngiliz asıllı bir çok şahısla biraraya gelmişler, meğer dini, fikri, mali nikahlarını kıymışlar. İşin özü de bu. Bu oyun çeşitli isimler altında ülkemizde tezgahlanıyor. İşte biz bütün bu tehlikeleri görünce baktık ki kuşatıldık. Benim Karadenizimde bir Pontus hareketi, Güneydoğumuzu elimizden alma faaliyetleri var. AB bahanesiyle nerede ise Kıbrıs elimizden çıkacak. Ege meselesini 2004'de Lahey Adalet Divanına bırakalım, kararı onlar versinler, diyorlar. Bu adamlar bizim için ne zaman bir hayırlı rüya gördüler ki bundan sonra görsünler. Baktık ki hakikaten işler karışmış. Azeri tabiriyle iş başa düştü. Aldık asamızı, demir çarıklarımızla yola düştük."

Konuşmasında enflasyon meselesine de değinen ve şu andaki enflasyonla mücadele yöntemini amigonun bağırmasına benzeten Prof. Dr. Haydar Baş, sebepleri ortadan kaldırmadıktan sonra akşama kadar "enflasyon düşecek" diye bağırılsa dahi enflasyonun düşmeyeceğini, Türkiye'deki enflasyonun talepten değil maliyetten kaynaklandığını, dolayısıyla maliyetlerin düşürülmesiyle ancak enflasyonun düşürülebileceğini söyledi. Prof. Dr. Baş, "Bunları yapmak mümkündür. İmkan versinler yapalım. Hodri meydan diyorum" dedi.

BİZDE DEVLET BABADIR

Problemlerin çözümünün devleti küçültmekten geçtiğini seslendirenlerin varlığına dikkat çeken Prof. Dr. Baş, devleti küçültmenin ne manaya geldiğini şöyle izah etti:

"Devleti küçültmek diye bir hayalden bahsediyorlar. Devleti küçültmek demek, TSK'ni, emniyet gücünü küçülteceksiniz, demektir. O zaman Yunanistan bir taraftan, Rusya bir taraftan, Ermenistan bir taraftan girsin; o zaman da Allah belanı verir. Onun için bizim devletimiz çok ama çok güçlü olma durumundadır. Devleti güçlü yaptığınız zaman o devlet senin vereceğin vergiye de muhtaç olmaz. Peki hocam kaynağı nereden bulacaksınız? İşte devlet adamı olmak da budur, onu bulmaktır. Bankalardaki hortumlananları nasıl buluyorsan milletin ihtiyacı olanı da ondan daha kuvvetli bulman lazım. Bizim devletimize 'devlet baba' denir. Devlet bizde, güçlü iradenin adıdır, babanın adıdır. Onun için insan sıkıştı mı ona koşar. Kendini koruyamayan, himmete muhtaç olan devleti ben ne yapayım?

ABD'de kamu harcaması bütçenin % 40'ıdır. İngiltere'de % 45'tir. Fransa'da % 40'dır. Türkiye Cumhuriyetinde ise % 25'tir. ABD'nin bütçesi zannedersem 3 trilyon dolardır. Bunun % 40'ını ABD işte Pentagona veriyor. Ondan sonra da Amerikalı elini cebine koyuyor, burada, sana bana posta koyuyor. Onun yaptığını sen yaparak Türk Silahlı Kuvvetlerini güçlendirsen vallahi elini cebine koyan ve posta atan sen olursun. Kaldı ki Türk milleti tarihin hiç bir döneminde hiç bir kimseye zulmetmemiştir. Adaleti, iffeti, namusu, huzuru, saadeti getirmiştir. İşte Balkanlar ortada. Osmanlı Balkanlardan çıktıktan sonra Bosna'nın, Kosova'nın hali ortadadır. Biz adil bir milletiz. Kendimizi çok iyi bilmemiz lazımdır. Kendimizden kaçmamız çok büyük bir vebal olur.

Şunu çok iyi bilelim ki devlet olmadan millet olmaz. Nereye giderseniz gidin bir millet varsa orada güçlü bir devlet vardır. Sivilin de olabilmesi için askerin güçlü olması lazımdır. Onun için biz sivil irademizin de güçlü olmasını istiyorsak askerle bütünleşmemiz lazım, bir olmamız lazımdır. Oturuyoruz, hamama giden kadınlar gibi, devleti eleştiriyoruz, askeri eleştiriyoruz, birbirimize giriyoruz. Onun için de Allah bu kadar musibeti veriyor. İstiğfar edip, günahlardan temizlendikten sonra birbirimize sarılmalıyız. Yanlış yapan yok mu? Elbette var. Ama yapacağımız iş nasıl bir insan arıyoruz, nasıl bir kurum arıyoruz? O aradığımız insanı, o aradığımız kurumu oluşturmaktır. Düşünün ki herkes aradığı insan olmuştur, aradığı kurumları kurmuştur, o zaman o memlekette birlik ve beraberlik olur."

EKONOMİDE MİLLİ POLİTİKALAR ŞARTTIR

Türkiye'nin ekonomik problemlerinin çözümünün milli bir iktisadi modelden geçtiği açıklamasında bulunan Prof. Dr. Haydar Baş sözlerini şöyle bitirdi:

" Milli bir iktisadi modele acilen dönmemiz lazımdır. Düyun?u Umumiyeden kalan borçları Türkiye Cumhuriyeti Devleti merhum Atatürk'ün döneminde en kısa zamanda başından defetmiştir. O borçları devralan genç cumhuriyetimiz 1923 ila 1938 arasında uçak sanayiini kurdu. Ankara'da gaz maskesi sanayiini kurdu. 2. Dünya Savaşında bu gaz maskeleri bütün dünyaya ihraç edildi. Yaptığımız uçakları da Belçika'ya ihraç ettik. Aynı zihniyet bugüne kadar devam etmiş olsaydık biz atomu, hidrojen bombasını yapar mıydık, yapmaz mıydık? Yapardık. İşte ben de bunu söylüyorum.

Trabzon'da adamcağız tütünden üç beş kuruş alıyor. 'Sen tütün ekmeyeceksin' 'Şeker pancarını ekmeyeceksin' diyorsun. IMF bize bu şartları koşarken Batı ülkeleri tarıma en büyük desteği veriyorlar. Batı devletleri kendi milletine 270 milyar dolar yardımda bulunuyor. Ama bize gelince 'bütün desteklemeleri kesin' diyor. Onun için tarımda milli bir politika lazımdır. Ormancılıkta, hayvancılıkta, madencilikte çok ciddi bir milli politika şarttır. Bizim elimizde 750 milyar dolarlık Bor madeni var. Artı 2 trilyon dolarlık altın madeni var. Biz, hazine üzerinde oturup, 'Allah rızası için bana beş kuruş sadaka ver' diyen dilenciye döndük. Gelin o zaman el ele verelim. Kuvay?ı milliye ruhu ile ayağa kalkalım. Ve bu milleti layık olduğu yere taşıyalım."
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100